0

Türkiye, son üç yılda iç ve dış politika yaşanılan olaylara baktığımızda en gizemli dönemine girmiş bulunuyor. Öyle ki 'gerçek' veya 'neden ?-niye ?' diye tanımladığımız soruların ne olduğunu anlamak için sanırım en iyi ilaç, zaman olacak. Ancak, olayların seyrinin hızlı ve sonuçlarının tüm ülkeyi, hatta bölgeyi şekillendirmesi muhtemel olduğundan meseleleri çok yönlü analiz etme durumu ortaya çıkıyor.

Türkiye'nin güneyi, her geçen gün anlaşılması zor, girift bir ilişki ağı haline geliyor.Zira Suruç'ta 32 kişinin vahşice öldürülmesini Kürt siyasi hareketi sahiplenirken, Adıyaman'da bir askerin şehit edilmesi ve Ceylanpınar'da 2 Polisin şehit edilmesi (ki PKK misilleme olarak açıkladı.) Türk toplumu içerisinde ciddi bir gerilime neden oluyor.

Suruç'ta yaşanan veya daha sonra yaşanması muhtemel asayiş olayları ile kimlik ve mezhep temelinde toplumsal infial uyandırılarak başta yürütme gücünün başında bulunan ve bu politikaların sorumlusu görülen AK Parti, sonrasında bu hareketin lideri Recep Tayyip Erdoğan en nihayetinde de Türkiye, hizaya getirilmek isteniyor. Türkiye, başta Arap Baharı'nda almış pozisyon, Ortadoğu ve yakın çevre ülkelerinde yürüttüğü bağımsız hareket edebilme kabiliyeti ile Batı tarafından cezalandırma sürecine girmiş bulunuyor. Sünni-Şii ve Türk-Kürt unsurları da dahil olmak üzere, bölge bir dizi bitişik savaş alanı haline gelmiş oluyor. Bu savaşlar dört bölgesel gücün (İran, Suudi Arabistan, İsrail ve Türkiye) oluşturduğu bir kazanda gerçekleşecek. Rusya ve Çin ise yan etkenler olarak pozisyon alacaktır.

Rahmetli Mahir Kaynak, bu tip olaylar cereyan ettiğinde "kimin işine yaradığına bakın" derdi.Star-Akşam gazetelerinde Suruç olayları ile ilgili birçokkafa karıştıran sorular yayınlandı/soruldu "1- PYD, gençlere Kobani'ye geçme izni vermedi, HDP kültür merkezinin olduğu alana çadır kurmak talebini reddetti. Neden? 2- Türkiye DAEŞ'le mücadeleye hız vermiş ve güvenli bölge için diplomasi yürütürken, bu saldırı kime yaradı? 3- Patlamayla Adıyaman'da bir askerin şehit olduğu saldırının aynı anda olması kirli bir planın parçası mı? 4-Cemil Bayık'ın silahlanma çağrısından sonrası saldırı tesadüf mü? 5-Suruç ve Diyarbakır'daki patlamaların failleri arasında irtibat var mı? 6.SGDF'lilerin polise "Bizi aramayın, kalabalık tahrik olmasın. HDP ile güvenliği sağlarız" dediği doğru mu? 7. Böyle ise HDP'liler alana giren herkesi aradı mı? Aradıysa kimsenin tanımadığı canlı bomba alana nasıl girdi? 8. Sakallı gördükleri her kişiye saldıran HDP'liler, 'kara çarşaflı' olduğunu iddia ettikleri eylemciden neden şüphelenmedi? 9. En ufak bir eylemi dahi kaçırmayan ve o günkü basın açıklamasına katılacakları belirtilen HDP'li vekiller neden orada yoktu? 10. 1 gün önce Suruç'ta bulunan Yüksekdağ, eski partisi ESP'nin yapılanması SGDF'nin basın toplantısına neden katılmadı? 11. HDP'li Suruç Belediyesi'ne ait Kültür Merkezi'nde eylem alanını gören kameralar o gün neden kayıt yapmıyordu? 12. Suruç, HDP'nin en korunaklı gördüğü yerlerden birisi iken, DAEŞ teröristi orada nasıl fark edilmedi? Sanırım önümüzdeki günlerde yeni bilgiler ortaya çıktıkça bu sorunların cevabı daha net ortaya çıkacaktır. Gelelim Suruç'ta yaşanan hadisenin büyük resmine...

Ankara, bir süredir ABD ile İŞİD/DEAŞ konusunda pazarlık halindeydi. Eğit-Donat konusundan antlaşma sağlansa da, uçuşa yasak bölge ve tampon bölge konusunda ilerleme sağlanamamıştı. Üstüne PYD'nin Kuzey Suriye'de kantonları birleştirmesi ortaya çıkınca Türkiye, tepkisini yüksek sesle ve bölgeye 'bağımsız' hareket edebileceği mesajı verdi. ABD ise bir süredir Türkiye'den, İncirlik üssünü talep ediyorudu. ABD ayrıca, İnsansız Hava Araçlarının (İHA) silahlandırılmasını talep etmişti. Bu meselelere paralel Türkiye iç siyasetinde Ak Parti'nin özellikle kimlik temellinde, görece Kürt tabanında gerileme kaydetmesi, Batı açısından da PKK ve PYD'nin, daha başat aktör olma gereğini doğurdu. Türkiye'nin Muhafazakar Barzani ile uzun vadeli enerji anlaşma imzalaması, ABD açısından Seküler Kürt grupların destekleme zaruriyetini ortaya çıkardı.

ABD açısından İncirlik üssü hayati önem taşıyor. Özellikle Ortadoğu'da yürütülen faaliyetler açısından önemli olduğu gibi Rusya'nın Karadeniz'deki çalışmaların yakın takibi açısından da önemli(Çünkü Karadeniz'de bir savaş gemisi 20 günden fazla kalamıyor, haliyle istihbarat faaliyetleri eksik yürüyor.)

DEAŞ, PKK veya dünyanın herhangi bir yerindeki terör örgütünün varlık nedeni, devletleri sevk ve idare etmektir. Bir anlamda Terör örgütünün bulunduğu ülkeyi masaya zorla oturtmaktır. Buradan hareketle, DEAŞ/İŞİD, Kürt sorunu veya Kürtleri merkeze alan bir misyon yüklenirken, PKK'da eski günlerini yeni kuşaklara hatırlatırcasına 'fabrika ayarlarına' dönmüş durumda. Sözde Çözüm süreci, barış ve demokrasi söylemlerinin ışığında. Sonuç olarak Türkiye'de yaşanan son olayların seyri IŞİD'e karşı Türkiye'yi bir müdahaleye zorluyor. Aynı zamanda Türk-Kürt gerilimi ile Türkiye'nin iç siyaseti kutuplaştırılıyor. Asıl görülmeyen veya dikkat edilmesi gereken ise Batı'nın talepleri ve olumsuz cevap durumda muhtemel sonuçları. Tıpkı Suruç- İncirlik Üssü gibi…

@HusamettinAslan

[email protected]