İnsanlık tarihinin en önemli sorularından biri şudur: Bir insanın gerçek değeri neyle ölçülür?

Günümüzde insanlar sahip oldukları makamlarla, servetleriyle, diplomalarıyla ve sosyal çevreleriyle değerlendiriliyor. Kimi malıyla övünüyor, kimi soyuyla, kimi de gücüyle... Oysa bunların hiçbiri insanın gerçek kıymetini belirlemez. Nice zenginler vardır ki gönüllerde hiçbir değeri yoktur; nice fakirler vardır ki Allah katında ve insanların kalbinde sultan olmuşlardır.

Hz. Ömer (r.a.) insanı insan yapan değerleri şu veciz sözle özetlemiştir:

"Bir kişinin iyi olmasının ölçüsü dinidir, şahsiyetli olmasının ölçüsü aklıdır, asaletli olmasının ölçüsü ise ahlâkıdır."

Bu söz sadece bir nasihat değil, aynı zamanda insan karakterini inşa eden bir hayat düsturudur.

İnsanın gerçekten iyi olup olmadığını anlamak istiyorsanız onun Rabbine olan bağlılığına bakın. Çünkü din, insanın vicdanını besleyen, kalbini arındıran ve hayatına yön veren ilahi bir rehberdir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır." (Hucurât, 49/13)

Dikkat edilirse ayette üstünlüğün ölçüsü mal, makam veya soy değildir. Ölçü takvadır. Yani Allah'a karşı duyulan saygı, sorumluluk ve kulluk bilincidir.

Bugün insanlar birbirlerine karşı iyi görünmeye çok önem veriyorlar. Fakat Allah katında önemli olan iyi görünmek değil, iyi olmaktır. İnsanların görmediği yerde de haramdan sakınabilmek, kimsenin bilmediği bir iyiliği sırf Allah için yapabilmek ve yalnız kaldığında da kulluğunu sürdürebilmektir. İşte din insana bu karakteri kazandırır.

Kur'an-ı Kerim'in ifadesiyle:

"Şüphesiz namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar." (Ankebût, 29/45)

Eğer ibadetler insanı değiştirmiyor, merhametli, dürüst ve adaletli hale getirmiyorsa kişi şekli korumuş, ruhu kaybetmiş demektir.

Ancak insanı ayakta tutan sadece din değildir. Allah'ın en büyük nimetlerinden biri olan akıl da insanın şahsiyetinin temelidir. Kur'an'da defalarca "Akletmez misiniz?", "Düşünmez misiniz?" diye sorulması boşuna değildir.

Çünkü akıl, hak ile bâtılı ayıran terazidir. Akıl olmadan insan kolayca aldatılır, yönlendirilir ve sürüklenir. Günümüzde milyonlarca insan sosyal medya akımlarının, ideolojik propagandaların ve popüler kültürün etkisi altında düşünmeden hareket ediyor. Kalabalıkların peşinden gitmek kolaydır; zor olan hakikatin peşinden gitmektir.

Kur'an şöyle buyurur:

"Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" (Zümer, 39/9)

Şahsiyet sahibi insan herkesin söylediğini tekrar eden değil, araştıran, sorgulayan ve doğruların peşinden giden insandır. Çünkü Allah insana sadece inanmayı değil, düşünerek inanmayı emretmiştir.

Hz. Ali'nin şu sözü bu hakikati ne güzel anlatır:

"Hakkı insanlarla tanıma; insanları hak ile tanı."

Bugün birçok insan kişiler üzerinden hakikati arıyor. Oysa mümin önce hakikati öğrenir, sonra insanları ona göre değerlendirir.

Din insanı iyi yapar, akıl ise ona şahsiyet kazandırır. Fakat insanı zirveye taşıyan bir üçüncü değer daha vardır ki o da ahlâktır.

Çünkü gerçek asalet ne kanda ne de soyadındadır.

Bir insanın hangi aileden geldiği değil, nasıl yaşadığı önemlidir. Nice insanlar vardır ki sıradan ailelerde doğmuş ancak güzel ahlâklarıyla tarihe geçmişlerdir. Nice insanlar da güçlü ailelerin çocukları olmuş fakat kötü ahlâkları yüzünden unutulup gitmişlerdir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

"Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim."

buyurarak peygamberlik görevinin merkezine ahlâkı yerleştirmiştir.

Başka bir hadis-i şerifte ise:

"Müminlerin iman bakımından en mükemmeli, ahlâkı en güzel olanıdır."

buyurmuştur.

Demek ki iman ile ahlâk birbirinden ayrılmaz iki kardeştir. İnsanların kalbini fetheden ne zenginliktir ne de güçtür. İnsanların gönlünde yer edenler; dürüstlüğüyle güven verenler, merhametiyle yaraları saranlar, adaletiyle mazlumun yanında duranlardır.

Ne yazık ki çağımızın en büyük krizlerinden biri de ahlâk krizidir. Bilgi arttı ama hikmet azaldı. İletişim araçları çoğaldı ama gönüller uzaklaştı. Binalar yükseldi ama değerler küçüldü. İnsanlar daha çok konuşuyor fakat daha az dinliyor. Daha çok kazanıyor fakat daha az paylaşıyor.

Yalanın ticaret sayıldığı, iftiranın siyaset sayıldığı, ihanetin başarı olarak görüldüğü bir dünyada huzur aramak çölde su aramaya benzer.

Bu yüzden bugün her birimiz kendimize dönüp şu soruları sormalıyız:

Dinimiz bizi daha iyi bir insan yapıyor mu?

Aklımızı hakikati aramak için kullanıyor muyuz?

Ahlâkımız çevremize güven veriyor mu?

Çünkü kıyamet günü ne servetlerimiz bizimle gelecek ne makamlarımız ne de unvanlarımız...

Allah'ın huzuruna yalnızca imanımız, amellerimiz ve ahlâkımızla çıkacağız.

Öyleyse gelin; dinimizle kalplerimizi temizleyelim, aklımızla hakikati arayalım ve ahlâkımızla insanlığa örnek olalım. Çünkü insanı yücelten şey sahip oldukları değil, uğruna yaşadığı değerlerdir.

Allah bizleri diniyle güzelleşen, aklıyla olgunlaşan ve ahlâkıyla yücelen kullarından eylesin.

Âmin.