Tesettür, sadece başa örtülen bir kumaş parçasından ibaret değildir. O; bir kimliktir, bir şahsiyettir, bir kulluk bilincidir. Başörtüsü, Allah'ın emrine teslimiyetin görünen nişanesidir. Ancak onu anlamlı kılan, altında taşıdığı iman, edep, iffet ve takvadır.
Bugün ne yazık ki tesettür, kimi zaman bir moda akımına, kimi zaman bir sosyal statü göstergesine dönüştürülmeye çalışılıyor. Oysa Allah Teâlâ'nın istediği tesettür, yalnızca saçın örtülmesi değil; gözün haramdan sakınması, dilin gıybetten korunması, kalbin kibirden arınması ve hayatın İslam'ın ahlakıyla şekillenmesidir.
Kur'an-ı Kerim'de Rabbimiz şöyle buyurur:
"Mümin kadınlara söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, iffetlerini korusunlar, ziynetlerini açığa vurmasınlar ve başörtülerini yakalarının üzerine örtsünler." (Nur Suresi, 24/31)
Dikkat edilirse ayet, önce gözü ve iffeti emrediyor; ardından başörtüsünü zikrediyor. Çünkü İslam, şekilden önce insanın iç dünyasını inşa eder.
Bir başka ayette ise şöyle buyurulmaktadır:
"Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle: Dış örtülerini üzerlerine alsınlar. Bu, tanınıp incitilmemeleri için daha uygundur." (Ahzâb Suresi, 33/59)
Tesettür, kadını değersizleştiren değil; aksine ona saygınlık ve vakar kazandıran ilahi bir emirdir.
Ancak unutulmamalıdır ki başörtüsü tek başına kişiyi cennete götüren bir garanti değildir. Aynı şekilde başörtüsü taşıyan bir insanın işlediği hata da tesettürün değerini düşürmez; o hata, kişinin kendi sorumluluğudur. Çünkü İslam, insanı bütünüyle değerlendirir.
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
"Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz; kalplerinize ve amellerinize bakar." (Müslim, Birr, 34)
İşte bu hadis, meselenin özünü ortaya koymaktadır. Allah katında değerli olan, yalnızca baştaki örtü değil; o örtünün temsil ettiği iman, edep ve salih ameldir.
Yine Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
"Hayâ imandandır." (Buhârî, İman; Müslim, İman)
Tesettürün ruhu da hayâdır. Hayânın olmadığı yerde başörtüsü sadece bir kıyafet olarak kalır. Çünkü tesettür; gözü de örter, dili de örter, kalbi de örter, davranışları da terbiye eder.
Bugün en büyük ihtiyaç, insanları dış görünüşleri üzerinden yargılamak değil; önce kendi nefsimizi hesaba çekmektir. Başörtülü olmak, haramı helal yapmaz; başörtüsüz olmak da bir insana hakaret etme veya onu küçümseme hakkı vermez. Mümin, hem Allah'ın emirlerine bağlı olur hem de insanlara karşı merhametli, adaletli ve güzel ahlaklı davranır.
Tesettür; bir bez parçasını taşımak değil, Allah'ın rızasını taşımaktır. Başın örtülmesi kadar gönlün de örtülmesi gerekir. Çünkü Allah'ın huzurunda insanı yücelten şey; gösteriş değil takva, kıyafet değil kulluk şuuru, şekil değil ihlastır.
Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de bunun en güzel ölçüsünü şöyle bildiriyor:
"Şüphesiz Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır." (Hucurât Suresi, 49/13)
Öyleyse tesettürü sadece başta değil; gözümüzde, dilimizde, kalbimizde, ahlakımızda ve bütün hayatımızda yaşayalım. Çünkü gerçek örtü, insanı Allah'a yaklaştıran takva elbisesidir. Nitekim Rabbimiz şöyle buyurur:
"Takva elbisesi ise işte o daha hayırlıdır." (A'râf Suresi, 7/26)