0

"Kendi göbeğimizi kendimiz kesmeliyiz"… Bu söz, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından dolaşıma sokulan ve dış politikada yeni bir rotayı ima eden bir motto olarak önümüzde duruyor.

Kuşkusuz bu yeni rotanın çok haklı gerekçeleri var. Zira terörle mücadele hususunda Türkiye uzun zamandır yalnız bırakılmış durumda. Hatta Kıta Avrupası ülkeleri ve ABD, daha da ileri giderek, PYD ile ittifak kurma, PKK'yı meşru gösterme eğilimine bile girdiler. Nitekim ABD askerlerinin Suriye'de omuzlarında PYD armasıyla görüntülenmesi bu ittifakın en somut göstergelerinden birisidir.

Öte yandan, Suriye meselesinde ABD'nin takındığı tavır, Suriye krizini giderek derinleştirip, içinden çıkılamaz bir hale getiriyor. Rusya'nın hava harekatları IŞİD'i yok etmek bir kenara dursun IŞİD'e daha fazla alan açıyor. Gerek koalisyon güçlerine ait savaş uçaklarının hava saldırıları, gerekse Rusya'nın kendi başına buyruk, bağımsız olarak yaptığı hava saldırılarında zarar gören tek taraf Suriye halkı ve Suriye muhalefeti oluyor.

Mülteciler hususunda da Batı sınıfta kalmış durumda. Tüm dünyanın barındırdığı Suriyeli mülteci sayısı ile Türkiye'nin barındırdığı mülteci sayısı neredeyse eşit. Avrupa ülkeleri ve ABD, mülteciler konusunda ne yazık ki Türkiye'yi yalnız bıraktı. Mültecilerin barınma ihtiyaçlarından, gıda, eğitim, sağlık ihtiyaçlarına varıncaya kadar tüm ihtiyaçlar Türkiye tarafından karşılanıyor.

Terör örgütlerine yaklaşımda Batılılar öteden beri ikircikli, çifte standartçı, ikiyüzlü bir tutum sergilemekte. İstihbarat paylaşımları reel politiğe göre değişkenlik göstermekte, Türkiye'nin teröristlerin iadesi talepleri sürekli Sümen altı edilmekte.

Şunu artık her bir Türkiyeli yurttaşın kabul etmesi gerekiyor.

"elin Hans'ı" kendi rahatını bizim için bozmadı, bozmuyor, bozmayacak.

"elin Michael'ı" bizim coğrafyamızda yanan yangına su dökmedi, dökmüyor, dökmeyecek.

"elin George'u" gelip bizim coğrafyamızdaki savaşı, akan kanı durdurmayacak. Hiçbir zaman barış elçisi, barış güvercini olmayacak. Aksine kanın durmaması için çalışacak.

"elin Elizabet'i" bizi AB'ye almayacak.

"elin Coni'si" bizi NATO Güvenlik Konseyi Üyeleri arasına almayacak.

Kabul edelim artık!

Müslüman olduğumuz için bizi istemiyorlar, istemeyecekler.

Doğu'lu olduğumuz için bizi aralarına almıyorlar, almayacaklar.

Gelişmemize müsaade etmeyecekler, yükselmemizi istemeyecekler, belalardan kurtulmamızın, terörden arınmamızın önünü açmayacaklar. Yardımcı olmayacaklar, destek vermeyecekler.

Bütün bunlar ayan beyan ortadayken, tecrübe ile sabitken, neden hala onlardan medet umuyoruz? Neden hala AB'den, ABD'den destek istiyoruz?

Başımıza gelen felaketlerden kurtulmamızın tek bir yolu var!

Kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz.

Başka yolu yok.

İslam Coğrafyası'ndaki diğer Müslüman ülkeler ile birlikte el ele vererek potansiyellerimizi ortaya çıkarmalıyız. İİT Dönem Başkanlığında teşkilatı daha da aktifleştirmeliyiz. Ortadoğu'yu, Müslüman ülkeleri, Batı'nın ameliyat masasına yatırdığı "değişmez hasta" konumundan çıkartmak için Müslümanları uyanışa, yeniden ayağa kalkışa teşvik etmeliyiz. Model ülke olup, yeniden direniş hareketine liderlik yapmalıyız.

Dünya üzerinde ölenlere, sömürülenlere, kanı dökülenlere bakın, hep Müslümanlar olduğunu görürsünüz. Ne yanı dönseniz Müslümanlar zulüm altında! Ne yanı dönseniz Müslümanlar işgal altında!

Bu, değişmez bir kader değil, olmamalı!

İslam Coğrafyası'ndaki yeraltı ve yerüstü kaynağı, bilgi ve kültür kaynağı, insan kaynağı, herkese, hepimize yeter.

O halde acilen "yeniden diriliş"e geçmeliyiz.

Türkiye yeniden dirilişin aktörü, fişekleyicisi, kıvılcım ateşleyicisi, başlatıcısı olmalı.

İlk işimiz İslam Birliği Bakanlığı'nı biran önce kurmak olsun.

Öyle ya!

Avrupa Birliği Bakanlığı'mız var da İslam Birliği Bakanlığımız neden yok?

#islamBirliğiBakanlığıKurulsun