İnsanlık tarihi yalnızca savaşların, anlaşmaların ve güç mücadelelerinin tarihi değildir. Aynı zamanda ilişkilerin hangi zemin üzerinde kurulduğunun da tarihidir. Çıkarlar üzerine inşa edilen birliktelikler, çoğu zaman aynı yöne akan iki nehrin geçici kavşağını andırır. Sular aynı istikamete aktığı sürece uyum ve iş birliği vardır, ancak yönler değiştiğinde dostluk yerini rekabete, hatta düşmanlığa bırakabilir. Bu nedenle tarih, ortak çıkarlardan doğan ittifakların yükselişine olduğu kadar, çıkarların değişmesiyle dağılışına da defalarca şahit olmuştur.

Buna karşılık değerler üzerine kurulan ilişkiler daha derin bir köke sahiptir. Çünkü değerler, anlık kazançların ötesinde bir anlam dünyasına dayanır. Güveni, sadakati ve ortak ahlaki bir ufku besler. Elbette hiçbir ilişki tamamen çıkarlardan bağımsız değildir. Ancak ortak değerlerin varlığı, çıkarların değişken rüzgârlarına karşı ilişkilere bir istikrar kazandırır. Belki de kalıcı dostlukların, uzun ömürlü medeniyetlerin sırrı, çıkarların değil, değerlerin yön verdiği bir ortaklık anlayışında yatmaktadır.

Batı-İsrail ilişkilerinin temeli değerler mi, çıkarlar mı?

İran’a yapılan saldırıya ilişkin, Almanya Şansölyesi Merz, 17 Haziran 2025'te, Kanada'da düzenlenen G7 Zirvesi sırasında Alman televizyonu ZDF'ye verdiği röportajda şöyle demişti: "Bu, İsrail'in hepimiz adına yaptığı kirli bir iştir." İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog da “İsrail ABD ve Batı’nın güvenliği için İran’a saldırdığını” söyleyerek Merz’in söylediklerini teyit etmiştir.(Newsmax 18 Haziran 2025)

CFR düşünce kuruluşu yazarlarından Steven A. Cook, yazdığı analizde: “İsrail’in fiilen ABD adına operasyonel yükü taşıdığını” demiştir. Fransız strateji ve medya yorumcularından Dominique de Villepin, İsrail’in askeri rolü için: “Batı’nın kirli işlerini yapan bir taşerona benzediğini ve bunun uluslararası hukuk açısından riskli olduğunu’’ yazmıştır. (CFR, 12 Aralık 2019) Bu konuda örnekler çok ama biz bu kadarıyla yetinelim.

Bu bağlamda Batı-İsrail ilişkilerine baktığımızda, değer temelli değil, Merz'in ifadesiyle 'kirli işlerin' yürütülmesini esas alan çıkar ilişkileri olduğunu görürüz. Eğer bir gün Batı'nın çıkarları farklı araçlarla daha etkin biçimde korunabilecek olursa, bugün kurulan ilişkinin niteliği yeniden tartışılabilir. Yani öyle sanıldığı gibi, Bati-İsrail ilişkileri karşılıklı güvene dayalı değildir.

Nitekim son günlerde Amerikan basınına yansıyan haberler de tam olarak böyle bir gerçeğe işaret etmektedir. İddialara göre Amerikan istihbarat ve savunma çevrelerinden sızan bilgiler, İsrail'in ABD'li yetkilileri dinlediğini ortaya koymaktadır. Özellikle de üst düzey yetkililerin yaptığı görüşmeler hakkında bilgi toplamasından duyulan rahatsızlık giderek artmaktadır. Zira tartışmanın merkezinde, onlarca yıldır ABD'nin beslediği İsrail bulunmaktadır.

Amerika, İran'ı baskı altında tutarak bölgesel dengeleri yönetmek isterken, İsrail ise dengeyi kendi lehine eğmek istiyor. Bu nedenle Tel Aviv, zaman zaman Washington'un tercih ettiğinden çok daha sert adımların atılmasını arzulamaktadır. İşte bu stratejik bakış farkı, görünmeyen gerilimlerin kaynağını oluşturmaktadır.

Bütün bu gelişmeler ışığında, bugün Amerika'da yaşanan tartışmaları yalnızca bir istihbarat meselesi olarak görmemek gerekir. Dün tamamen örtüştüğü zannedilen çıkarların aslında her zaman aynı olmadığı görülmektedir. Elbette bu durum ABD ile İsrail arasında yakın zamanda bir kopuş yaşanacağı anlamına gelmez. Ancak önümüzdeki süreçte İsrail'in gerçekten Batı dünyasının "stratejik ortağı mı, yoksa stratejik külfeti mi?" olduğu sorusunun giderek daha fazla tartışılacağı anlaşılmaktadır.