0

Hasan Cemal dün bir yazı yazdı. Başlıkta "Tek çare Erodğan'a dur demektir" diyor.

Ve başta "Kanlı Cumartesi" dahil olmak üzere bütün kötülüklerin anası olarak Erdoğan'ı ve iktidarı işaret ediyor.

Ve "Ne yapmalı?" sorusunu sorup kendisi yanıtlıyor.

Acıların beslendiği kökleri, dış dünyadaki gelişmeleri, Suriye sorununu, Kürt sorununu, Alevi sorunun vs. aklınıza ne gelirse hepsinin sorumlusu olarak Erdoğan'ı gösteriyor.

Bulduğu tek çözüm: seçimde oy kullanmak ve Erdoğan'a hayır demek, dur demek.

Bulduğu çözüm bu.

Şimdi soralım: Seçim senin istediğin gibi oldu diyelim. Mesela DAİŞ çözülür mü?

Mesela PKK veya Kürt sorunu çözülür mü? Mesela Suriye'ye barış gelir mi? Mesela daha çok demokrasi ve daha çok refaha ulaşılabilir mi?

Bu soruların cevabı önemli değil. Sloganları bırakalım Cemal diyen aynı yazıda slogandan ibaret, akıl yürütmeden yoksun ve okuyucuya coşku ve gaz vermekten öte başka bir analiz yapma gereği duymamaktadır.

Yeter ki yeni bir hükümet gelsin, yeter ki elinden alınmış o ballı börek dönemleri geri verilsin.

Nasıl ki eski iktidarlara yakın iş çevreleri yeni iş çevreleri için "nereden çıktı bunlar" diyorsa, benzer şekilde eski iktidarlara yakın basın mensupları da bu gün ki yakınları "nereden çıktı bunlar" diyerek küçümsemeye devam etmektedir.

Olayın özeti şudur: yeni iktidar eski iktidarların verdiklerini vermiyor.

Bunun için de iş çevrelerinden basına, kimi dini çevrelerden akademik çevrelere eski pozisyonlarını kaybedenler seçimi bir umut olarak görüyorlar.

Bunun için "Kanlı Cumartesi"yi de suistimal edebiliyorlar.

İnsaf ve merhamete çağırmayacağım. Söyleyeceğim şey şu: siz seçmeni aptal mı sanıyorsunuz?

Elbette bir suç işlenmiş ise burada devlet yetkililerinin ihmali veya kastı var mıdır bu soruşturulmalıdır. Ama devleti yöneten siyasal partiyi terör örgütlerinin eyleminin sorumlusu hatta faili kabul etmek bir entelektüel yaklaşım değil bir siyasal yaklaşımdır.

E tabi siyasal yaklaşım sergileyen gazetecilerin ve yazarların da siyaset yaptıklarını bilmemiz gerekiyor.

****

Kandan oy devşirmeye çalışan bir başka örnek de Oya Baydar'dır.

Baydar, "Ölüler barış pankartlarıyla örtüldüğünde sorumlu devlet ve iktidardır," diyor.

Nasıl peki? Mantık şöyle: Devlet zaman zaman böyle şeyler yapar, şimdi de yapmıştır. Onun için "Kim yaptı yetmez, kim sorumlu?" diye sormak gerekir, diyor.

Suçu DAİŞ'e yüklemek Baydar'a göre, çocuğun "ben yapmadım pipim yaptı" demesinden başka bir şey değildir. Yani bu mantığa göre DAİŞ devletle "organik" bağı olan bir birimdir.

Bunun için esas sorumlu Erdoğan'dır diyor ve bağlıyor sonucu.

Bütün dünya basını DAİŞ'in kuruluşundan ve işletilmesinden Batılı ülkeleri sorumlu tutarken Baydar hanımefendi Erdoğan'ı sorumlu tutuyor. Amaç ne? Erdoğan ve Ak Parti gitsin de ne olursa olsun.

Öyle anlaşılıyor ki bu zihniyetin söyledikleri Demirtaş'ın patlamadan hemen sonra söylediği: "Bu devletimizin, milletimizin birliğine yapılan bir saldırı değil, devletimizin halkımıza yaptığı bir saldırıdır," ifadelerinin açılımından ve onun meşrulaştırılmasından başka bir şey değildir.