Son aylarda İslam dünyasının jeopolitik fay hatları yeniden hareketlendi. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında temelleri atılan tarihi Mekke İttifakı, bölgenin kendi güvenliğini ve geleceğini başkalarının vesayetine bırakmama iradesinin en somut ilanıydı. Ancak bu coğrafyanın makus talihi midir bilinmez ama ne zaman kardeşler bir araya gelse, ne zaman yerli ve milli bir duruş sergilenmeye başlansa, görünmez şer şebekeleri derhal harekete geçer.

Mekke İttifakı’nın ilanından hemen sonra, İsrail ve batı ülkelerindeki bağlantılı lobilerin satır aralarını dikkatle okuduğumuzda, ittifaktan duydukları derin rahatsızlık hissediliyordu. Ancak bu İttifak’ı sinsi bir planla, kendileri için kirli bir fırsata çevirme ümidi de besliyorlardı. Bunu açıktan söylemeseler de satır aralarından bu arzu sırıtıyordu.

Amaçları, İttifak’ın üyelerini İran ile geri dönüşü olmayan topyekûn bir savaşa sürüklemek: Böylece aynı tarihi ve coğrafyayı paylaşan kardeş halklar birbirini kıracak; kazanan bölgeyi kan gölüne çeviren Siyonist rejim olacaktı. İşte tam bu endişeler zihnimizi yorarken, sahadan o korkunç tırmanışın haberleri ardı ardına düştü.

Yemen’de havalanan Husilere ait dronlar, Suudi Arabistan’ın Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef aldı. Açıklamalar karşılıklı olarak sertleşti, Hürmüz Boğazı’nda petrol tankerleri deniz mayınlarına çarptı. Belliki kandan beslenen vampirler Körfez’i patlatmak istiyor.

Burada sorulması gereken can alıcı jeopolitik soru şudur: Bu ani ve fütursuz tırmanış, sadece Husilerin bir hamlesi mi, yoksa Mekke İttifakı’nı İran ile savaştırmak isteyen Siyonist zihnin bir provokasyonu mu?

Aklın yolu birdir. Bizim haftalar öncesinden satır aralarında yakaladığımız bu sinsi planı, geçtiğimiz günlerde İran Dışişleri Bakanlığı da açıkça ifade etti. Sözcü İsmail Bekayi, Arap Yarımadası’ndaki bu gerilimden derin endişe duyduklarını belirterek şu cümle kurdu: "Bu tırmanış sadece İsrail rejimine yarar." Hemen ardından Dışişleri Bakan Arakçi, Suudi mevkidaşı Faysal bin Ferhan’ı arayarak Husilerle diyalog için yardım teklif etti. Bu temas, Siyonist lobilerin tezgâhına karşı atılmış çok önemli diplomatik bir manevraydı.

Şimdi bölge ülkeleri için tarihi bir eşikteyiz. Karşımızda iki seçenek var: Ya Siyonist lobilerin satır aralarına gizlediği o kirli savaşa meze olacağız ya da tarihin bizden beklediği feraseti gösterip bu oyunu bozacağız. Bu coğrafyanın yeni savaşlara, daha fazla kana ve yıkıma mı, acilen adil ve kalıcı bir barışa, sınırları aşan bir dayanışmaya mı ihtiyacı var?

Suudi Arabistan, Türkiye, Pakistan ve İran... Bizler kıbleye dönen aynı topraklarda kader birliği yapmış halklarız. Birbirimizi düşmanlaştırmak, başkalarının silah sanayisini zengin etmekten ve İsrail’in bölgedeki cürümlerini perdelemekten başka hiçbir işe yaramaz.

Mekke İttifakı, bir savaş paktı değil, bölgesel barış ve istikrarı korumak için bir kalkan olmalıdır. Ankara, Riyad, İslamabad ve Tahran; Ankara’nın arabulucu vizyonu, Riyad’ın stratejik ağırlığı, Pakistan’ın nükleer caydırıcılığı ve İran’ın bölgesel hinterlandı birbirine karşı değil, bu coğrafyayı sömürmek isteyen kirli emperyalist arzulara karşı birleşmelidir. Gün, nefisleri ve yapay gerilimleri bir kenara bırakıp dayanışmayı en ön plana çıkarma günüdür.

Siyonizmin ve batılı lobilerin Körfez’de kurduğu bu tehlikeli tezgahı bozmanın tek yolu; Tahran ile Riyad arasında kurulacak güçlü bir diyalog köprüsü ve bu köprünün ayaklarını sağlamlaştıracak olan Türkiye ve Pakistan iradesidir. Unutmayalım ki, biz içeride birbirimizle didiştikçe, dışarıdaki sırtlanlar sofrayı kurmaya devam edecektir. Ancak tuzağı bozabilmek için, önce görmemiz gerekir. Msele ciddi ve derindir.


zihnimizde taşırken, sahada korkunç bir tırmanışa şahit olduk. Yemen’de havalanan Husilere ait dronlar, Suudi Arabistan’ın Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef aldı. Hücumlar karşılıklı olarak sertleşti, Hürmüz Boğazı’nda petrol tankerleri deniz mayınlarına çarptı. Birileri ısrarla ateşe körükle gidiyor, Körfez’i patlatmak istiyordu.