Bandar Abbas'ta sahil, insanın gündelik hayatın yükünden uzaklaşabildiği bir yer. Gençler plaj voleybolu oynuyor, ATV gezilerine katılanlar kumların üzerinde ilerliyor. Aileler deniz kenarında vakit geçiriyor. Kıyıda tatilin hareketliliği sürerken şehrin içinde başka bir mücadele yaşanıyor. İnsanlar geçimini sağlamak, işlerini ayakta tutmak ve yarınını güvenceye almak için uğraşıyor.

Akşam saatlerinde caddelerdeki vitrinler ışıklarını yakıyor. Dükkânların kapıları açık, işletmeciler müşterilerini bekliyor. Kimi yerde alışveriş sürüyor, kimi yerde sessizlik hâkim. Geçim sıkıntısı yaşayan aileler harcamalarını dikkatle seçerken esnaf da giderlerini karşılayacak kazancın peşinde. Her sabah yeniden açılan dükkânlar, bu şehirde hayatın hangi dirençle sürdüğünü anlatıyor.

Bir alışveriş merkezinin yakınında karşılaştığım geleneksel el işçiliği, şehrin başka bir hikâyesini de ortaya çıkarıyor. Renkli ipliklerle halı kenarlarını sağlamlaştıran ustaların işi, dikkat ve maharet istiyor. Halının ortasındaki desenler ilk bakışta göze çarpıyor; kenarlardaki ince işçilik ise çoğu zaman gözden kaçıyor. Oysa dokumanın bütünlüğünü koruyan bu uğraşın arkasında yılların deneyimi ve emek var.

Bu uğraşın yaşaması, kültürün geçmişten bugüne nasıl taşındığını gösteriyor. Bir zanaatın varlığını sürdürmesi için ustanın çalışmaya devam etmesi, emeğinin karşılığını alması ve yeni kuşakların bu beceriyi öğrenmesi gerekiyor. Turizm burada önemli bir imkân sunuyor. Şehre gelen ziyaretçiler yerel ustaları tanıyıp ürünlerini satın aldığında, tatil için yapılan harcama küçük üreticilerin kazancına da dönüşüyor. Böylece kıyıdaki hareketlilik, şehrin içindeki hayatla buluşuyor.

İnsanların başka toplumlara yakınlık duyması da çoğu zaman böyle karşılaşmalarla başlıyor. Bir ülkeyi tanımak için her zaman sınırını geçmek gerekmiyor; kimi zaman bir şarkı, bir dizi, bir sofranın etrafında yaşananlar o ülkeye ilişkin ilk izlenimi oluşturuyor. Türkiye'nin İran'daki kültürel görünürlüğünde televizyonun önemli bir yeri bulunuyor. Türk dizileri yıllardır İranlı izleyicilerin bir bölümüne ulaşıyor. Dizilerde görünen şehirler, evler, aile ilişkileri ve gündelik hayat, Türkiye'yi uzaktan tanınan bir ülke olmaktan çıkarıp ayrıntıları merak edilen bir yere dönüştürebiliyor.

Bu ilginin geçmişi de var. Yıllar önce İran'ın kuzeybatısındaki Erdebil bölgesi üzerine yapılan bir araştırma, Türkçe yayın yapan yaklaşık 300 uydu kanalının izlenebildiğini, bunların yaklaşık 200'ünün Türkiye merkezli olduğunu kaydediyordu. Bu rakam bugünün İran genelindeki kanal sayısını göstermiyor; belirli bir bölgedeki medya erişimini ve dönemin şartlarını anlatıyor. Yine de televizyon yayınlarının dil sınırlarını nasıl aşabildiğini ortaya koyan anlamlı bir örnek.

İran toplumunun tamamının Türkiye'ye aynı gözle baktığını söylemek elbette mümkün değil. İran, farklı dilleri, kültürel çevreleri ve siyasi yaklaşımları barındıran büyük bir ülke. Özellikle kuzeybatıdaki Türkçe konuşan topluluklarla Türkiye arasında dil yakınlığı ayrı bir bağ oluştururken Türk dizileri, müzik ve televizyon yayınları daha geniş bir izleyici çevresinde de karşılık buluyor. İnsanların Türkiye'ye aşinalığı, bu farklı temasların birleşmesiyle oluşuyor.

Bir halkın başka bir halkı tanımasıyla onu bütünüyle benimsemesi aynı şey değil. Fakat tanışıklık, yabancılık duygusunu azaltır; merakın ve yakınlığın önünü açar. Türkiye'nin yumuşak gücü de tam burada anlam kazanıyor. Bir ülkenin kültürü, dizileri, müziği ve şehirleri insanlarda ilgi uyandırdığında diplomatik ilişkilerin yanında başka bir temas alanı da ortaya çıkıyor. Bu yakınlık, tek başına siyasi sonuç garantilemez. Ancak doğru değerlendirildiğinde eğitim, turizm, ticaret ve kültürel ilişkiler için sağlam bir zemin oluşturabilir.

Bu zemini akıllı bir siyasetle değerlendirmek gerekir. Kültürel yakınlığı abartılı bir başarı hikâyesine dönüştürmek yerine, onu karşılıklı anlayışı besleyen uzun vadeli bir imkân olarak görmek daha değerlidir. İran'da Türk dizilerinin izlenmesi, Türkçe yayınların tanınması ve Türkiye'ye duyulan kültürel ilgi, bu açıdan dikkate alınması gereken unsurlar. Devletler arasında görüş ayrılıkları yaşansa da toplumların birbirini tanıması, ilişkilerin geleceği için ayrı bir değer taşır.

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bağlar da kültürel yakınlığın siyasi ilişkilerdeki yerini hatırlatıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 18 Ekim'de Azerbaycan'ın Bağımsızlığın Yeniden Sağlanması Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda iki ülkenin tasa ve sevinçte birliğine vurgu yapması, ortaklığın yalnızca resmî temaslardan ibaret olmadığını gösteriyor. Dil, tarih, kültür ve toplumsal hafıza, devletler arasındaki ilişkilerin dayandığı zemini güçlendiriyor. Bu yakınlık, başka ülkelerle kurulacak ilişkilerde de kültürel tanışıklığın neden önemli olduğunu düşündürüyor.

Ne var ki Körfez'de insanlar arasındaki bu tanışıklığın geliştiği hayat, bölgesel gerilimlerden bağımsız değil. İran'ın yeni Savunma Bakanı Mehrdad Akhlaqi Ketabchi'nin İsrail'le olası çatışmaya ilişkin hazırlık mesajı ve Donald Trump'ın aynı gün Binyamin Netanyahu'ya verdiği açık destek, bölgedeki siyasi dilin sertliğini ortaya koyuyor. Hürmüz çevresindeki deniz trafiğinde yaşanan aksaklıklar da bu gerilimin ekonomik boyutunu görünür kılıyor. Güvenlik kaygıları, seyahat tercihlerini ve işletmelerin geleceğe ilişkin hesaplarını etkiliyor.

Bütün bu şartlara rağmen İran'ın güney kıyılarında turizm faaliyetleri sürüyor. Deniz etkinlikleri, plaj voleybolu ve ATV gezileri ziyaretçilere farklı deneyimler sunuyor. Gözlemlediğim bazı etkinliklerin fiyatları, Dubai'deki benzer seçeneklerle karşılaştırıldığında belirgin biçimde düşük. Tatil bütçesini gözeten ziyaretçiler için bu fark önemli bir avantaj. Bununla birlikte ulaşım giderlerini, hizmetin kapsamını ve kaliteyi hesaba katmadan iki şehrin toplam tatil maliyetini karşılaştırmak doğru olmaz.

Dubai, uluslararası ziyaretçilerin yakından tanıdığı geniş bir turizm ağına sahip. İran'ın güney kıyılarında ise doğal güzellikler, deniz etkinlikleri ve yerel kültür farklı fırsatlar sunuyor. Bu imkânların kalıcı bir ekonomik değere dönüşmesi için güvenli ulaşım, nitelikli hizmetler ve istikrarlı bir işletme ortamı gerekiyor. Turizmden elde edilen gelirin yerel esnafa, çalışanlara ve zanaatkârlara ulaşması da aynı derecede önemli.

Fiyatların düşük olması tek başına ekonomik refahın göstergesi sayılamaz. Para biriminin dış değeri, yerel alım gücü ve uluslararası yaptırımların ticaret üzerindeki etkileri, fiyatların arkasındaki şartları belirliyor. Ziyaretçinin daha az para harcamasıyla işletmenin yeterli kazanç sağlaması farklı meseleler. Turizm, yerel halkın geçimine katkı sağladığında ve küçük üreticilerin emeğine karşılık bulduğunda kalıcı bir ekonomik dayanak hâline geliyor.

Akşam sahildeki hareketlilik yavaşlarken şehirde ışıklar yanmaya devam ediyor. Bir esnaf kapısının önünde müşteri bekliyor. Yakındaki bir tezgâhta renkli iplikler halının kenarına işleniyor. Sahilden dönen ziyaretçiler günlerini tamamlarken şehrin içinde emek verenlerin mesaisi sürüyor.

Bandar Abbas'ın hikâyesi, denizin sunduğu güzellikle onu yaşatan insanların emeğinin aynı yerde buluşmasında saklı. Bu şehrin turizm potansiyeli, yerel kültürü ve insanlarıyla kurduğu bağ güçlendikçe daha anlamlı bir ekonomik değere dönüşebilir. Bir ülkeyi tanımanın ilk adımı bazen bir kıyıda, bazen bir dükkânda, bazen de başka bir dilde izlenen bir hikâyede atılır. O tanışıklığın kalıcı bir yakınlığa dönüşmesi ise kültüre, emeğe ve karşılıklı saygıya verilen değerle mümkündür.