Çoğu zaman dip dalgaları, vakti geldiğinde küresel düzeni kökünden sarsan birer kasırgaya dönüşür. Tıpkı bugün Orta Doğu’nun dar geçitlerinden yükselen dumanların, okyanusun ötesindeki Beyaz Saray’ın kolonlarını çatlatmaya başlaması gibi.

Küresel siyaset, iç içe geçmiş çıkarların bedelini bir kez daha enerji koridorlarındaki patlamalarla ödüyor. Dünya, makroekonomik temelleri derinden sarsacak küresel bir enerji ve arz şokunun tam eşiğinde.

Ortadoğu coğrafyasında tırmanan jeopolitik risklerle somutlaşan bu süreç, basit bir bölgesel gerilim olmanın çok ötesindedir.

Karşımızdaki tablo, küresel ekonomik entegrasyonu ve kadim ticaret rotalarını felç edecek nitelikte yapısal bir kırılmaya işaret ediyor.

Sınırları ve dengeleri altüst etme potansiyeline sahip bu "Büyük Ortadoğu Savaşı", emperyalist hırsların ve teokratik fantezilerin el birliğiyle beslediği, küresel piyasaları karanlığa sürükleyecek topyekûn bir yıkım hazırlığıdır.

İşte bu yüzden, şu günlerde tüm gözlerin bir umutla Washington ve Tel Aviv’de kurulacak seçim sandıklarına çevrilmiş olması büyük bir yanılgıdır. Geniş kitleler, bu seçimlerin gerilimi düşürebileceğini umut etse de bu beklenti kitleleri oyalamak için vizyona sokulan devasa bir illüzyondan ibarettir. Çünkü perde arkasında yürütülen askeri lojistik ve stratejik tahkimat, seçimlerin aslında barışa değil, tarihin göreceği en büyük ve en yıkıcı savaş hazırlığına paravan yapıldığını açıkça ortaya koyuyor.

Siyasetçilerin meydanlarda verdiği sahte barış mesajları ve geçici ateşkes vaatleri, yaklaşan fırtına öncesinde küresel piyasaları manipüle ederek sakinleştirme ve tükenmekte olan stratejik petrol rezervlerini (SPR) son kez doldurma taktiğinden başka bir şey değildir.

Bugün karşımızda duran tablo, dış politikanın iç siyasi kaygılara kurban edildiği hırslı bir tiyatro sahnesini andırıyor. Donald Trump liderliğindeki Washington, bir yandan dünyaya nizam verme iddiasını sürdürürken, diğer yandan kendi elleriyle harladığı yangınların alevleri arasında sandık hesabı yapıyor.

Büyük iddialarla başlatılan bölgesel müdahalelerin ve askeri gövde gösterilerinin birkaç hafta içinde zaferle sonuçlanacağı bekleniyordu. Ancak askeri stratejilerin laboratuvar ortamında yapılmadığı, sahadaki gerçeklerin her zaman masadaki hesaplara uymadığı bir kez daha tescillendi.

Bu krizin en trajikomik sahnesi ise şüphesiz yaptırımlar ve ilkeler üzerinden yürütülen küresel diplomasinin nasıl bir gecede buharlaşabildiğini göstermesi oldu.

Müttefiklerine Rus petrolüne karşı tam abluka uygulaması için baskı yapan, hatta sırf bu ticaret hatlarını açık tuttu diye Hindistan gibi devleri açıkça azarlayıp ek vergilerle cezalandıran Amerikan yönetimi, bugün kendi koyduğu kuralların en büyük delicisi haline gelmiş durumda.

İçeride dizel fiyatlarının bir yıl içinde neredeyse iki katına çıkarak galon başına 6 dolar sınırını aşması, çiftçinin, nakliyecinin ve en nihayetinde seçmenin sabrını taşırınca, ilkesel duruşlar yerini pragmatik bir u dönüşüne bıraktı. Putin ile yapılan uzun telefon görüşmeleri ve ardından Rus mazotunun uluslararası piyasalara akmasını sağlayan geçici lisanslar, uluslararası hukukun aslında sadece güçlülerin çıkarlarına hizmet eden esnek bir enstrüman olduğunu bir kez daha kanıtladı.

Yaşanan bu keskin dönüş, cephede varlık mücadelesi veren Ukrayna ve Kiev yönetimi için tam bir soğuk duş etkisine neden oldu. Bir taraftan Ukrayna şehirlerini vuran füzelerin finansmanını sağlayan Rus petrol gelirlerini kesmek için canını dişine takanlar, diğer taraftan Amerikan elçilerinin Florida’daki lüks resortlarda kendilerine "Rus rafinerilerini artık vurmayacaksınız" talimatı vermesiyle sarsıldı. Üstelik bu teslimiyetin karşılığında Ukrayna’ya ne verileceği sorulduğunda alınan "Size bir şey borçlu değiliz, şimdi ödeme sırası sizde" cevabı, küresel ittifakların acımasız ve vefasız doğasını gözler önüne seren tarihi bir vesika olarak kayıtlara geçti.

Washington için müttefiklerin egemenliği ya da halkların yaşam mücadelesi, kasım ayındaki seçim sandığında akaryakıt fiyatlarının neden olacağı hezimeti engellemekten daha değerli değil. Trump, seçim öncesi benzin istasyonlarındaki tabelaları aşağı çekebilmek adına Zelenski’nin görevden alınması çağrısını yapacak kadar pervasızlaşabiliyor.
Ancak hesaplanmayan şey, Orta Doğu’daki kriz dinamiklerinin Amerikan iç siyasetindeki gümrük vergileri ya da memur azaltma politikaları gibi tek taraflı kararnamelerle yönetilemeyeceğidir.

Küçük Körfez emirliklerinin ya da Suudi rafinerilerinin alacağı tek bir ağır darbe, sadece bir petrol kıtlığına yol açmaz; küresel gübre ve alüminyum üretimini de felç ederek dünyanın az gelişmiş bölgelerinde kitlesel açlık krizlerini tetikleyebilir.

Washington ise füzelerinin tükendiğini gizlemeye çalışan Pentagon generallerinin lojistik çaresizliğiyle baş başa kalmış durumda. Gelinen bu dönemeçte beyaz saray, kışkırttığı bu coğrafyada ya topyekün bir savaşa girmek zorunda kalacak ya da en önemli Arap müttefiklerini ateşe atarak geri çekilecektir.

Dış politikada yaşanan tüm bu fiyaskolar, içeride Cumhuriyetçiler için bir sonun başlangıcına işaret ediyor. Yaklaşan ara seçimlerde Kongre’nin alt kanadı olan Temsilciler Meclisi'ndeki 435 sandalyenin tamamının yenilenecek olması, Trump üzerindeki siyasi baskıyı zirveye taşıyor.

Son anketler hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’da tarihi bir hezimetin yaklaştığını, Kongre’nin iki kanadının da Demokratların kontrolüne geçebileceğini gösteriyor. Ancak yenilgiyi asla olgunlukla kabul etmeyen, her başarısızlıkta karşı tarafı suçlayan bir lider profili ve pedofilin, bu sandık sonucunu sessizce izleyeceğini düşünmek saflık olur.
Trump’ın içeride orduyu sokağa indirme senaryoları, olağanüstü hâl ilanları ve hile iddialarıyla Amerika’yı bir iç çatışma zeminine sürükleme ihtimali, dışarıda patlattığı enerji krizinden çok daha korkutucudur.

Sonuç olarak, karşımızda tahmin edilebilirlikten tamamen uzak, köşeye sıkıştığında Rusya ile müttefiklerini satan, ertesi gün barış havarisi kesilen ama dünyaya sadece yeni krizler vadeden bir liderlik anomalisi var.

Dış politika ile iç siyaset arasındaki o kopmaz bağ, küresel bir hegemon söz konusu olduğunda tüm insanlığın kaderini rehin alabiliyor.

Unutulmamalıdır ki, bir yumakla oynayan yaramaz bir kedinin başlattığı oyun keyifli görünebilir; ancak o yumak bir kez kördüğüme dönüştüğünde ne evi ne de yumağı kurtaracak bir güç kalır. Dünya, kasım sonrasındaki o büyük fırtınaya doğru sürüklenirken, liderlerin şahsi ikbal hırslarının faturasını ne yazık ki yine masum halklar ödemeye devam edecek.