Amma Asante’nin A United Kingdom filmi, Güney Afrika’yı gözeten Britanya’nın Bechuanaland’ın (Botsvana) veliaht kralının evliliğine nasıl müdahale ettiğini anlatıyor.
Botsvana bağımsızlığının altmışıncı yılını 30 Eylül’de kutladı. Bayramın gölgesinde iki yıl önceki seçimler vardı. 1966’dan beri ülkeyi aralıksız yöneten Botsvana Demokrat Partisi 2024’te sandıkta yenildi ve elli sekiz yıllık iktidarı hiçbir kargaşa yaşanmadan el değiştirdi. Afrika siyasetini darbeler ve uzatılan görev süreleri üzerinden okumaya alışmış biri için bu tablo kolay rastlanan bir manzara sayılmaz. Partinin kurucusu ve ülkenin ilk cumhurbaşkanı Seretse Khama’nın hikâyesi ise siyasetten çok uzak bir yerde, 1947 Londra’sında bir dans salonunda başlıyor. Ganalı göçmen bir ailenin Londra’da doğan kızı Amma Asante, 2016’da Londra Film Festivali’ni açan A United Kingdom ile bu hikâyenin en çalkantılı yıllarını beyazperdeye taşıdı. Seretse’nin beyaz bir İngiliz kadınla evlenme kararı kısa sürede Londra, Pretoria ve Serowe arasında gidip gelen bir diplomasi krizine dönüşecekti.
Rosamund Pike’ın canlandırdığı Ruth Williams, Lloyd’s sigorta şirketinde çalışan Blackheath’li bir memurdur. Kız kardeşinin ısrarıyla gittiği bir misyoner cemiyetinde David Oyelowo’nun oynadığı hukuk öğrencisi Seretse ile tanışır. Caz plakları ve ortak bir müzik zevki üzerinden kurulan yakınlık hızla aşka döner. Ruth, sevdiği adamın Bechuanaland’daki (Botsvana) Bangwato halkının veliaht şefi olduğunu evlilik teklifinden önce öğrenir. Seretse babasını dört yaşında kaybetmiş, o günden beri yerine amcası Tshekedi Khama naiplik yapmaktadır. Çift 1948’de evlendiğinde Güney Afrika’da Ulusal Parti iktidara yeni gelmişti. Irk ayrımını (apartheid) yasalara geçirmeye hazırlanan hükümet bir yıl sonra karma evlilikleri yasaklayacaktı. Sınırın hemen ötesinde siyah bir şefin beyaz eşiyle birlikte halkının başına geçmesi, Pretoria’nın kurmaya çalıştığı düzenle açıkça çelişiyordu. Savaştan bitkin çıkan İngiltere ise altınına muhtaç olduğu ve atom programı için uranyum temin etmeyi umduğu bu müttefikini karşısına almak istemiyordu. Clement Attlee’nin İşçi Partisi hükümeti evliliği önce engellemeye çalıştı, sonuç alamayınca 1950’de Seretse’yi ülkesinden uzaklaştırdı.
BAŞKENTİ YURT DIŞINDA OLAN HİMAYE
Londra’nın Pretoria’ya bu kadar kolay boyun eğmesinin nedeni Bechuanaland’ın nasıl yönetildiğinde saklı. İngiltere bölgeyi 1885’te himayesine aldığında başlıca derdi, Alman Güneybatı Afrikası ile Transvaal Boerlerinin el ele verip Orta Afrika’ya uzanan ticaret yolunu kapatmasını önlemekti. Yol güvenceye alınınca bölgeye pek ilgi gösterilmedi ve şefler kendi işlerini yönetmeye devam etti. Himaye idaresinde çalışan Avrupalıların sayısı hiçbir dönemde yüzü bulmadı. Daha da ilginci, yönetim merkezinin ülkenin kendi toprağında değil, sınırın öbür yanında Güney Afrika’ya ait Mafikeng kasabasında bulunmasıydı. Yüksek komiser ise Cape Town’da otururdu. Bechuanaland’ın erkekleri Witwatersrand’ın altın madenlerinde çalışıyor, sığırlar Güney Afrika pazarına satılıyordu. 1910’da kurulan Güney Afrika Birliği’nin kuruluş yasası bu toprakların bir gün Birlik’e katılabileceğini de tahmin etmişti. Susan Williams’ın Colour Bar kitabında aktardığı gibi Londra’daki bazı yetkililer, Pretoria’yı kızdırmanın bölgeyi bir ilhak girişimine açık bırakacağından endişe ediyordu.

KGOTLA’DA ALINAN KARAR
Christian John Makgala’nın “Taxation in the Tribal Areas of the Bechuanaland Protectorate, 1899–1957” adlı çalışması, filmin en etkileyici sahnesine sağlam bir tarihsel dayanak sağlıyor. Bechuanaland silah zoruyla değil, Khama III gibi şeflerle yürütülen görüşmeler sonunda himaye altına girmişti. Bu yüzden yerel yöneticiler İngilizlerle masaya oturabiliyor, hoşlarına gitmeyen kararlara direnebiliyordu. Bu siyasetin merkezinde kgotla adı verilen halk meclisi vardı. Şef burada halkıyla bir araya gelir, teoride her yetişkin erkek söz alabilirdi. Kadınların siyasal katılımının sınırlı kaldığı, soy ve statü farklarının hissedildiği bu meclis eşitlerin buluşma yeri sayılmazdı. Ama şef kararlarını orada halkın önünde savunmak zorundaydı. 1938’de gündeme gelen bisiklet vergisinin Serowe’de vergi mükelleflerinin yükselttiği itirazlar yüzünden rafa kaldırılması, kamuoyunun ağırlığını gösteren somut bir örnektir. Haziran 1949’da yine Serowe’de toplanan büyük kgotla, Seretse’yi ve beyaz eşini kabul ettiğini ilan etmişti. Asante filmin düğüm noktasını bu sahneye bağlıyor. Bangwato’nun kendi liderine sahip çıkan iradesi ile Londra’nın veto hakkı aynı karede yüz yüze geliyor.
TSHEKEDİ’NİN İKİ CEPHESİ
Vusi Kunene’nin oynadığı Tshekedi Khama, filmde yeğeninin beyaz bir kraliçe getirmesine gönlü razı olmayan sert bir aile büyüğü olarak karşımıza çıkıyor. Tarihteki Tshekedi ise 1926’dan 1948’e uzanan naipliği boyunca İngilizlerin başını en çok ağrıtan yerel liderlerden biriydi. Araştırmacılar, 1929’da göreve gelip şefleri hizaya sokmaya yemin eden Resident Commissioner Charles Rey ile yıllarca süren kavgasını ayrıntılarıyla anlatır. 1931’de öteki şeflerle birlikte yaklaşık otuz beş kişilik bir heyetle Rey’in karşısına çıktığında Rey, bahanelerle heyeti kabul etmedi. Şeflerin yetkilerini budayan 1934 bildirgelerine karşı Tshekedi mahkemeye gitti, avukat tuttu ve İngiliz kamuoyunu harekete geçirdi. Vergi toplama yetkisinin elinden alınmasına itiraz ederken bu yetkinin bir memuriyet ataması olmadığını, şef olmanın doğal bir parçası olduğunu savundu. Böyle bir geçmişi olan adamın yeğeninin evliliğine karşı çıkışını salt bir aile kırgınlığı diye okumak eksik kalıyor. Halefiyet kuralları, Bangwato’nun geleceği ve sömürge idaresiyle yıllar içinde dikkatle kurulmuş bir denge söz konusuydu. Yirmi yılı aşkın bir süre ülkeyi fiilen yöneten bir naibin kendi konumunu korumak istemesi de bu tablonun parçasıydı. Film bütün bu etkenleri bir amcanın öfkesine indirgeyince dönemin en renkli siyasi figürlerinden biri silik kalıyor.
SÜRGÜN BİR İSTİSNA DEĞİLDİ
Sömürge idaresi uzaklaştırma ve sürgüne Seretse’den önce de başvurmuştu. Rey 1931’de Kwena şefi Sebele II’yi içki ve kötü yönetim gerekçesiyle görevden alıp Kalahari’nin ortasındaki Ghanzi’ye sürmüştü. Kwena halkı buna Sebele’nin 1939’daki ölümüne kadar vergi ödemeyerek karşılık verdi. Kgatla şefi Molefi Pilane de 1936’da görevden uzaklaştırıldı ve koltuğuna ancak savaşın ardından dönebildi. Makgala’ya göre en büyük oğlun tahta çıkmasını şaşmaz bir kural sayan Tswana veraset geleneği, İngilizlerin beğenmedikleri şefleri değiştirmesini neredeyse imkânsız hâle getiriyordu. Halk dışarıdan getirilen ismi tanımıyor, idare de beklediği işbirliğini bulamıyordu. Seretse’nin durumunda ise ortada bir yönetim zaafı bile yoktu. Hükümetin kurduğu Harragin soruşturma komisyonu Seretse’nin yönetmeye ehil olduğunu kabul etmiş, rapor ise uzun yıllar kamuoyundan gizlenmişti. Muhalefetteyken Seretse’ye sempatiyle yaklaşan Churchill ise 1951’de başbakanlığa döndükten birkaç ay sonra sürgünü kalıcı hâle getirdi. Bangwato’nun başına kimin geçeceğine halkın meclisi değil, binlerce kilometre ötedeki bir kabine karar veriyordu.
BİRLEŞİK KRALLIK NE KADAR BİRLEŞİK
Filmin üzerinden sessizce geçtiği bir mesele var. Asante, Bangwato’yu Seretse’nin arkasında tek yürek olmuş bir topluluk olarak resmediyor. Makgala’nın araştırmaları ise Tswana toplumlarının geleneksel olarak katı bir sıralama üzerine kurulduğunu hatırlatıyor. Kraliyet ailesi, halk, sonradan gelip yerleşenler ve çoğu Tswana olmayan hizmetkâr gruplar aynı haklara sahip değildi. Sömürge idaresi bu düzeni bozmak bir yana, vergi toplarken işine geldiği gibi kullandı. San, Kgalagadi ve Yei gibi topluluklar hem efendilerine haraç hem idareye vergi ödemek zorunda kalan, keyfiliğe en açık kesimlerdi. Kalanga şefi Mzwaswi kendi halkından toplanan vergilerin komisyonundan pay istediğinde Tshekedi ona bu topraklarda kendisinden başka şef tanımadığını söyledi. Anlaşmazlık büyüdü ve Mzwaswi ile taraftarları, İngiliz idaresinin ve bir Ngwato alayının baskısıyla Güney Rodezya’ya kaçmak zorunda kaldı. Bu sürgün, Seretse’nin evliliğinin ülkeyi sarstığı 1948 yılında yaşandı. Tswana olmayan toplulukların geri planda kalması bağımsızlıkla da son bulmadı.

BEYAZPERDEDE İKİ DÜNYA
Film, Londra’nın kasvetli bakanlık odalarını Botsvana’nın ucu bucağı görünmeyen ufuklarıyla karşı karşıya getiriyor ve eskimiş bir imparatorlukla doğmakta olan bir ülkenin çatışmasına görsel bir karşılık buluyor. Seretse Londra’da sürgündeyken kamera Serowe’de kalıyor ve hikâyeyi Ruth’un gözünden anlatmaya başlıyor. Bir Afrika liderinin egemenlik mücadelesini anlatan filmde Afrika’yı en uzun süre gördüğümüz bölüm, beyaz bir İngiliz kadının yeni hayatına alışma sürecine ayrılmış. Jack Davenport'un canlandırdığı Sir Alistair Canning, belirli bir tarihsel yetkilinin birebir portresi olmaktan çok, İngiliz sömürge bürokrasisinin tutumunu temsil eden kurgusal bir karakterdir. Sömürge bürokrasisinin küstahlığı bir bakışta anlaşılıyor, fakat Londra’daki kararlar tek bir kötü adamın tavrına indirgeniyor.
ASIL BİRLİKTELİK
Gerçek hayatta hikâye filmin bittiği yerde sona ermedi. Ruth, Serowe’de dünyaya getirdiği kızı Jacqueline’i kucağına alıp Londra’ya gitti ve çift yaklaşık beş yılı Croydon’da birlikte geçirdi. 1956’da ülkelerine dönebilmeleri için Seretse şeflik hakkından, Tshekedi de naiplikten vazgeçti. Şeflikten feragat eden Seretse kendine siyasette yeni bir yol açtı. 1962’de Bechuanaland Demokrat Partisi’ni kurdu, 1965’te başbakan, bir yıl sonra da bağımsız Botsvana’nın ilk cumhurbaşkanı oldu. 1967’de Orapa’da bulunan elmas yatakları ülkenin kaderini değiştirdi. Seretse Khama’nın başkanlığı döneminde çıkarılan 1967 tarihli yasa, yedi büyük kabilenin maden haklarını tazminatsız olarak devlete devrettirdi ve yeraltındaki servetin bulunduğu bölgeye değil bütün ülkeye ait olmasını sağladı. Bangwato adına anlaşmaya imza atan isim Tshekedi’nin oğlu Leapeetswe’ydi. 1969’da De Beers ile kurulan ortaklık devlete başlangıçta yüzde 15 pay veriyordu. Orapa 1971’de üretime geçti, 1975’teki yeni anlaşmayla devletin payı yüzde 50’ye çıktı. Elmas gelirlerinin okula, yola ve sağlığa aktarılması, dünyanın en yoksul ülkelerinden birini birkaç on yıl içinde orta gelirli ülkeler arasına taşıdı. Ruth, eşinin 1980’deki ölümünden sonra da Botsvana’da yaşadı ve halk ona Kraliçe Ana ya da şefin annesi anlamına gelen “Mohumagadi Mma Kgosi” adını verdi.