Manisa’nın tozlu adliye koridorlarında ve soğuk cezaevi koğuşlarında bugünlerde bir hukuk dramı değil, adeta bir "siyasi tasfiye" tiyatrosu sergileniyor. 40 yılını bu devletin okullarında, felsefe kürsülerinde ve idari makamlarında harcamış, 34 yıl boyunca müdürlük ve müdür yardımcılığı yapmış kıdemli bir eğitimci olan Ramazan Kavuşmak, bugün parmaklıklar ardında temel insani haklarından mahrum bırakılıyor. Meselenin özü, iddia edilenin aksine bir "hukuk" arayışı değil, ideolojik bir hegemonya savaşıdır.

MANİPÜLASYONUN MERKEZİ: OKUL VE KALEM HATTI

Dosyanın kapağını araladığımızda karşımıza çıkan manzara, modern bir hukuk devletinden ziyade otoriter bir yönlendirme mekanizmasını andırıyor. Mağdur Ramazan Kavuşmak’a yönelik suçlamaların temelini oluşturan öğrenci beyanları, bugün birer birer geri çekiliyor. Ancak bu geri çekilme süreci, devletin içine sızmış belirli ideolojik odakların barikatıyla karşılaşıyor.

Gelen bilgiler ve tanıklıklar, bazı ultra faşist Kemalist hocaların ve ırkçı, nefret suçu işleyen bazı ailelerin, reşit olmayan çocukları sistematik bir dezenformasyon kıskacına aldığını gösteriyor. Ulusalcı faşist öğretmenler, Öğrencilere, “Bunları yazın, hocanız sadece uyarı cezası alacak, bir şey olmayacak” denilerek açıkça yalan söylenmiş, hayatı boyunca eğitime hizmet etmiş bir çınar, küçük yaştaki çocukların ellerine verilen önceden hazırlanmış metinlerle devrilmek istenmiştir. İfadelerdeki o tektipleşmiş, adeta "tek kalemden çıkmış" üslup, bir merkezden yönetilen kurguyu ele vermektedir.

Ve acı olanı şu ki, bizim çocuklarımız hala bu faşis, yalancı ve müfteri öğretmenlerin pençelerinde. Manisa Milli eğitim Müdürü sanırım fındık kırıyor bazı aletlerin üzerinde. Bu iftiracı öğretmenlere soruşturma açtın mı ey müdür koltuğunda oturan devlet tarafından “kişi” olarak kabul edilen!

Daha da vahimi, adliye koridorlarında yaşanmaktadır. Adliye kaleminde görevli bir memurun, ifadesini düzeltmek isteyen öğrencileri “Geri çekmeyin, çekerseniz başınız daha çok ağrır” diyerek korkutması, yargının tarafsızlığına sıkılmış bir kurşundur. Adliyenin ses ve görüntü kayıtları incelendiğinde, bu hukuk dışı yönlendirmelerin nasıl bir korku iklimi yarattığı ortaya çıkacaktır.

Sayın Adalet Bakanı Akın Gürlek Bey, bu hukuk cinayetini teşvik ettiren o memur hala Manisa adliyesinde mi? Böylesine suç işlediği iddia edilen bir kişinin adalet sistemi içinde olması, kanaatimce adalete çok büyük bir ihanettir.

5816: TOPLUMUN ÜZERİNDEKİ ZULÜM MAKİNESİ

Türkiye’de ifade özgürlüğünün önündeki en büyük bariyerlerden biri olan ve son yıllarda adeta bir toplumsal cezalandırma aygıtına dönüşen 5816 sayılı kanun, bu dosyada da başrolde. Bu kanun, artık tarihi şahsiyetleri koruma amacından sapmış; dindar kesimi baskı altına alan, muhalif sesleri boğan ve insanları vicdanları ile yasalar arasında sıkıştıran bir "zulüm makinesine" dönüşmüştür.

Ramazan Kavuşmak hocanın davası, bu makinenin dişlileri arasında ezilmek istenen bir Müslüman ferdin dramıdır. CHP’nin 1. Genel Başkanı Mustafa Kemal’e hakaret edildiği iddiası, bu kanunun arkasına sığınan radikal laikçi kesimlerin en büyük silahı haline gelmiştir. Oysa Ramazan Hoca, branşı felsefe olmasına rağmen öğrencilerine müfredat gereği CHP’nin 1. Genel Başkanı Mustafa Kemal’e atfedilen ilke ve inkılapları eksiksiz öğretmiş, hatta okulun özel günlerinde Atatürk’ü anma etkinliklerini bizzat kendisi organize etmeyi tercih etmiştir. Bu kadar devlet terbiyesi almış bir ismin, üzerine atılan suçlamaları işlemiş olması mantık kurallarına aykırıdır.

ATATÜRKÇÜ DERNEKLER, TERÖR ESTİRİYORLAR

Manisa Atatürkçü Düşünce Derneği’nin bir öğretmeni hedef alarak yaptığı açıklamalar, aslında tüm eğitim camiasına verilmiş bir gözdağıdır. Bu yapıların devlet içerisindeki uzantıları, bugün Millî İstihbarat Teşkilatımızın radarına girmesi gereken en tehlikeli unsurlardır. Bu yapı, 15 Temmuz gecesi "Atatürkçü subaylar darbeye destek veriyor" diye sevinen, Gezi olaylarında ağaç bahanesiyle sokakları ateşe veren, geçmişte bu milletin seçtiği başbakanları asan zihniyetin ta kendisidir.

Daha da vahimi, bu yerli görünümlü yapının iplerinin Mossad ve ABD güdümünde olmasıdır. Ne zaman Türkiye’de Müslüman bir iktidar güçlense, bu odaklar devletin kılcal damarlarına sızarak darbe senaryolarını devreye sokmaktadır. Bugün bir öğretmenin cezaevine atılması, sadece bireysel bir mağduriyet değil, bu küresel çetenin yerli işbirlikçileri aracılığıyla devlete attığı bir pençedir.

CEZAEVİNDE SİSTEMATİK ZULÜM VE İLAÇ ENGELİ

Ramazan Hoca sadece hürriyetinden değil, sağlığından da edilmektedir. Görme yetisi gözlüksüz çok kısıtlı olan bir eğitimcinin gözlüklerinin kendisine teslim edilmemesi, en temel insan hakları ihlalidir. Şeker ve kolesterol ilaçlarının temin edilmemesi ise bir "yavaşlatılmış cinayet" girişimidir. Revire başvurmasına rağmen ilaçlarına ulaşamayan bir devlet memuruna yapılan bu muamele, cezaevi yönetiminin de bu ideolojik kuşatmanın bir parçası olduğu şüphesini uyandırmaktadır. Millî Eğitim Bakanlığı’nın, alelacele imzalatılan ama teslim edilmeyen usulsüz uzaklaştırma kararlarıyla müvekkilime yapılan bu haksızlığa derhal son vermesi gerekmektedir.

MÜSLÜMAN BİR MİLLETİN İNANÇ DİRENİŞİ

Türkiye, Atatürk’ün adının arkasın saklanan tolum üzerinde terör estiren bu legal görünümlü illegal ve tamamı batı işbirlikçisi olan yapılara karşı gereken önlemi almak zorundadır. Biz yurttaşları bu illegal terör yapılanmasına karşı korumak zorundadır. Koruyamazsa, korkarım yarı, insanlar ihkakı hak yoluna başvurur, ki bu da bir devlet için felaketin ta kendisidir. Umarım devlet bir an önce bu terör estirenlere karşı gerekli yasal önlemleri alır.

CHP’nin 1. Genel Başkanı Mustafa Kemal’e hakaret cümlesi, bugün her dindar vatandaşın tepesinde bir Demokles’in kılıcı gibi sallandırılmaktadır. Müslüman halkın değerlerine savaş açanlar, ağaç bahanesiyle darbe yapmaya kalkanlar ve yabancı istihbarat servislerinin piyonu olanlar artık deşifre edilmelidir.

ANKARA BU SESİ DUYMALIDIR

Ramazan Kavuşmak davası, bir öğretmenin davası olmaktan çıkmış, Türkiye’nin haysiyet ve inanç hürriyeti davası haline gelmiştir. Adliyenin ses kayıtları, öğrencilerin vicdani reddi ve hocanın 40 yıllık tertemiz sicili ortadayken, bu zulmün devam etmesi devlete olan güveni sarsmaktadır. Türkiye’nin gerçek manada özgürleşmesi için şarttır.