Kadıköy rıhtıma cami yapılması üzerine yapılan tartışmaların çoğu ne yazık ki gerçek ihtiyaçlar üzerinden değil, alışkanlıklar ve ideolojik refleksler üzerinden yürütülüyor.Kadıköy gibi milyonları ağırlayan, sürekli hareket halinde olan bir merkezde, kamusal ihtiyaçların gözden geçirilmesi gerekiyor.

Otopark olarak kullanılan alan esasında şimdi daha modern bir otopark, kültür merkezi, ibadethane ve yeşil alanı bir araya getiren çoklu bir kültür merkezine dönüştürülecek.

Kadıköy, İstanbul’un en yoğun insan trafiğine sahip merkezlerinden biri. Gün içinde yüz binlerce insanın geçtiği rıhtım bölgesi, sadece bir ulaşım noktası değil aynı zamanda bir bekleme, dinlenme ve ihtiyaç giderme alanıdır. Bu kadar yoğun bir noktada ibadethane, sosyal ve kültürel ihtiyaçların giderilmesi oldukça elzemdir.

“Zaten yeterince cami var” argümanı ise sahadaki gerçeklikle örtüşmüyor. Bir şehirde ibadethanelerin sayısı kadar, erişilebilirliği de önemlidir. Özellikle rıhtım gibi zamanın kritik olduğu bir noktada, insanların en yakın camiye yürüyerek ulaşmaya çalışması çoğu zaman mümkün olmuyor. Vapuru kaçırmamak için ibadetinden vazgeçen insanların varlığı, bu ihtiyacın ne kadar somut olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Üstelik mesele yalnızca bir cami meselesi de değil. Planlanan proje; yeşil alanı, kültürel fonksiyonları ve modern şehircilik anlayışını bir araya getiren modern bir yaklaşımısunuyor. Yani bu alan, sadece bir kesimin değil; Kadıköy’de yaşayan, çalışan ve burayı kullanan herkesin faydalanacağı bir yaşam alanına dönüşecek.

Bu durum gerçekte yeşil alan meselesi mi, yoksa bazı kesimlerin ibadethane fikrine karşı takındıkları mesafe mi?

Kadıköy’ün ayrıştırıcı tartışmalara değil, toplumsal çözümlere ihtiyacı var. Ve açık konuşmak gerekirse: Bu proje tamamlandığında, bugün karşı çıkanların bile o alandan mutlu olarak istifade edeceği bir gerçek.

Yaşam tarzı meselesine gelince,

Rıhtıma cami yapılmasının, Kadıköy halkının yaşam tarzına müdahale edeceği yönündeki iddialar gerçekçi değil. Çünkü Türkiye’nin birçok noktasında, şehir merkezlerinde, meydanlarda ve yoğun yaşam alanlarında camiler vardır. Ancak bu durum hiçbir yerde insanların yaşam tarzını değiştirmemiş, kimse bu yönde bir zorlamaya muhatap olmamıştır.

Nitekim Taksim Meydanı’na cami yapılırken de benzer söylemler dile getirilmişti. Fakat bugün bakıldığında, Taksim’de yaşayan ya da orayı kullanan insanların yaşam tarzında herhangi bir dayatma ya da değişim söz konusu olmadığı görülecektir. Aynı şekilde Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması sürecinde de benzer endişeler dile getirilmiş, ancak bu iddiaların pratikte karşılık bulmadığı açıkça görülmüştür.

Buradan anlaşıldığı üzere; Asıl mesele yaşam tarzına müdahale değil, ideolojik bir rahatsızlıktır. İslam’ın kamusal alandaki görünürlüğünün artması ve İslami değerlerin özellikle gençler nezdinde daha fazla karşılık bulması, bazı kesimleri tedirgin etmektedir.

Oysa toplumsal gerçeklik şunu açıkça ortaya koyuyor; İnsanların yaşam tarzı zorla değiştirilemez. Aksine, dayatılan ve toplumla uyumlu olmayan ideolojik yaklaşımlar, uzun vadede karşılık bulmakta zorlanır. Bugüne kadar “modern yaşam tarzı” adı altında sunulan bazı anlayışların, toplumsal kaliteyi yükseltmekten ziyade farklı tartışmaları beraberinde getirdiği de aşikardır.

Bugün yapılması gereken; insanların inançlarını ve ihtiyaçlarını kamusal alanda görünür kılmalarını bir tehdit olarak görmek değil, bunu toplumsal çeşitliliğin doğal bir parçası olarak kabul etmektir.