Değerli okurlarım; bizler geçmişin büyükleri olarak "Bizim zamanımızda..." diye sohbete başlarken, bugünün gençleri ise 'Şimdi her şey çok farklı, sizin bunu anlamanız zor.' diyerek karşılık veriyor.". Fakat bugün yaşadığımız değişim, yalnızca bir kuşak farklılığı değildir. Teknoloji, insanlık tarihinde ilk kez çocukları aileden, okuldan ve sokaktan kopararak adeta esir almıştır.
Sosyologlar, 1996-2012 yılları arasında doğanları Z kuşağı, 2012 sonrasında doğanları ise Alfa kuşağı olarak tanımlıyor. Elbette her genci aynı kefeye koymak haksızlık olur. Bilimde, sanatta, sporda ve teknoloji vb. sektörlerde ülkesine değer katan pırıl pırıl gençlerimiz var. Ancak toplumun genel gidişatına baktığımızda kaygı verici gelişmeleri de görmezden gelemeyiz.
Bugün birçok çocuk ve genç için hayat; haz, hız ve eğlence ekseninde şekilleniyor. Sabretmek yerine hemen sahip olmak, emek vermek yerine kısa yoldan köşeyi dönmek, üretmek yerine tüketmek, okumak yerine dinlemek ve izlemek, düşünmek yerine paylaşmak cazip hâle geliyor. "Nasıl olsa annem babam alır", "Bir şekilde hallederler." anlayışı, sorumluluk duygusunun önüne geçiyor.
Peki suçlu kim?
Çocuklar mı?
Hayır...
Çocuk, anne babanın aynasıdır.
Bizim zamanımızda çocuklar sokakta oyun oynar, akşam olduğunda, annelerinin anlattığı masallarla uykuya dalardı. Bugün ise aynı evin içinde çocuklar uyusun diye telefonlar, tabletler, çizgi filmler ve dijital ekranlar adeta birer uyku aracı haline geldi.
Geçtiğimiz günlerde RTÜK’ün kamuoyuna açıkladığı "Gençlerin Medya Kullanımı ve Dijital Okuryazarlık Araştırması" dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. Araştırmaya göre gençlerin günlük sosyal medya kullanım süresi ortalama 3 saat 24 dakikaya ulaştı. Gençlerin yaklaşık yüzde 89'u en az bir sosyal medya hesabına sahip. Haber alma kaynağında ise sosyal medya ilk sırayı almış durumda. Daha da düşündürücü olan, gençlerin önemli bir bölümünün sosyal medyanın insanı gerçek hayattan uzaklaştırdığını kabul etmesine rağmen ekranlardan kopamamasıdır.
Yeşilay'ın yayımladığı Türkiye Sosyal Medya Araştırma Raporu verilerine göre, Türkiye'de ciddi boyutta sosyal medya bağımlılığı riski taşıyan kitlenin oranı %16 ile %25 arasında değişmektedir.
Basına yansıyan haberlerde; sosyal medya uğruna tehlikeli akımlara katılan çocuklar, sanal kumar ağlarına sürüklenen gençler, siber zorbalık nedeniyle psikolojik destek alan öğrenciler ve "fenomen olma" hayaliyle eğitimini ikinci plana atan binlerce genç görüyoruz. Bunlar artık münferit olaylar değil; yeni çağın sosyal problemleri hâline gelmiştir.
Oysa çocuklar, sınırları olan özgürlükle büyümelidir. Sevgi, her isteğini yerine getirmek değildir. Fedakârlık, çocuğun önündeki bütün engelleri kaldırmak anlamına gelmez, onaengelleri aşacak karakteri kazandırmaktan geçer.
Ne yapmalıyız?
Tedaviye önce aileden başlamalıyız.
Bunları yapabilirsek evlerde telefonlardan daha çok kitaplar konuşulacak ve sofralar yeniden muhabbet mekânına dönüşecektir. Çocuklar harçlıktan önce sorumluluk almaya teşvik etmeli,alışveriş merkezlerinden önce kütüphanelerle, ekranlardan önce tabiatla tanıştırmalıyız.
Değerli okurlarım okullar çocuklarımız için yalnızca sınav kazandıran kurumlar değil, karakter inşa eden yuvalar olmalıdır. Dijital okuryazarlık, medya etiği, gönüllülük, yaşlılara saygı, çevre bilinci ve afet farkındalığı artık eğitimin ayrılmaz parçası hâline gelmelidir.
Yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumları gençleri sadece eğlendiren etkinlikler değil; üreten, paylaşan ve topluma hizmet eden projelerle buluşturmalıdır.
Çünkü mesele yalnızca Z ya da Alfa kuşağı değildir.
Asıl mesele, Türkiye’ye nasıl bir gençlik bırakacağımızdır.
Bilinen bir şey var ki çocuklar nasihatten çok, örnek alırlar. Eğer biz anne babalar olarak rol model olacaksak önce biz kitap okumalıyız, yoksa onlardan kitap okumalarını bekleyemeyiz. Eğer biz emeğin yerine gösterişi ödüllendiriyorsak, onların sabırlı olmasını bekleyemeyiz.
Geleceğimizi kurtarmak istiyorsak önce çocuklarımızı değil, onları yetiştirme biçimimizi değiştirmeliyiz. Unutmayalım ki bir milletin en büyük serveti; inançlı, ahlaklı, merhametli, üretken ve sorumluluk bilincine sahip nesilleridir.