0
Almanya Başbakanı Angela Merkel, Pazar günü İstanbul'da!! bir çalışma ziyaretinde bulundu. Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü. Basına açıklanan görüşme detaylarına göre, mülteci krizi ve AB-Türkiye arasında açılması düşünülen bazı fasıllar üzerineydi.
Görüşmenin arka planına geçmeden önce yakın geçmişte, Başbakanımız Ahmet Davutoğlu'nun BM toplantısı için ABD'de bulunduğu sırada medyaya servis edilen, Davutoğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Merkel'le yapılan görüşmenin fotoğrafını hatırlatmak isterim.
Merkel, daha Türkiye'ye ayak basmadan, malum medya çevreleri, 'Merkel ile Türkiye veya AB ile Türkiye' anlaştı şeklinde haberler yaymaya başlamıştı.
Merkel'in ziyaret öncesi Türkiye'ye bir jest göstergesi olarak Alman Parlamentosu, sözde soykırım iddiasının tanınmasına yönelik kararı bir süreye kadar askıya aldı.
Aslında Almanya açısından bu görüşmenin oldukça sıkıntılı geçeceğinin çok öncesinde artçıları gelmişti. Zira BM toplantısında Davutoğlu, 50'ye yakın ülke lideriyle görüşmüş ve en uzun görüşmeyi, Merkel ile gerçekleştirmişti.
Suriyeliler başta olmak üzere, tüm Avrupa, Mültecilerin diğer bir ifadeyle de Müslüman göçmenlerin istilası altında. Öyle ki Avrupalıların hiçte alışık olmadıkları bir hareketlilik ve yumuşak bir tavırla Mülteciler, Avrupa'yı savunmasız yakalamış durumdaydı. Dolayısıyla da Avrupa'yı siyasi, ekonomik, kültürel ve dini açıdan tehdit etmekteydi.
Avrupalılar önce 1 Milyar Euro, sonrasında 3 Milyar Euro'ya çıkarak Türkiye'ye, mülteciler konusunda yardım edilmesi öngörüldü. Diğer bir ifadeyle "Suriyeleri, Türkiye'de tut. Parası bizden'' denildi.
Ayrıca, Türkiye-AB ile ilgili fasıllar 15., 17., 23., 24. ve 31. fasıllar üzerinden, ilerleme kaydedileceği sözü Türkiye'ye verildi. (Ekonomik, Kültürel ve Eğitimle ilgili bazı kritik olmayan standartlar) Bir anlamda, AB konusunda küçük bir ilerleme kaydedildi.
Merkel, hem Almanya'nın hem de Kıta Avrupa'nın temsilcisi, diğer bir ifadeyle de 'Baş Pazarlıkçısı' olarak İstanbul'a !! gelmişti. İstanbul'u özellikle vurgulamak istiyorum. Çünkü, Merkel Ankara'da ağırlanmadı. Oysa ki Türkiye'nin başkenti Ankara'ydı. Acaba, İstanbul'da olmasını Almanlar mı istemişti? Yoksa, Erdoğan ve Davutoğlu'nun randevularına mı denk geldi? Değil elbette. İstanbul'da Merkel'in ağırlandığı mekanlara bakarsanız Osmanlı'ya sübliminal bir vurgu yapıldığını da görürüsünüz. Yani Türkiye tarafından bilinçli seçilmişti.
Neyse, devam edelim…
Asıl Merkel'i zorlayan başlıklara geçelim. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın neredeyse tek başına mücadele ettiği paralel yapı meselesiyle ilgili malumunuz, bazı savcılar Almanya'ya kaçmıştı. Türkiye, ısrarlı bir şekilde bu savcıların geri iadesini talep etti.
Türkiye'nin PKK ve İŞİD'le mücadelesinde yüzlerce Alman ajan PKK ve İŞİD saflarında Türkiye'ye karşı savaşıyordu. Son yaşanan, Alman PKK'lının cenazesinin, Almanya'ya intikaline Türk Devleti, topraklarının kullanımın izin verilmemesinden sonra, ortaya çıktı ki Türk devleti tarafından tespit edilmiş 100 civarında Alman ajan, Merkel tarafından geri istenilmiş.
Sadece Merkel'le yapılan görüşmede bu meseleler konuşulmadı. İŞİD'in, Barzani'yi ablukaya aldığı günlerde Almanya, sözde Barzani'ye ulaştırılmak üzere uzun menzilli füzeleri, ne hikmetse PKK'nın eline geçmişti.(PKK'nın zırhlı araçlarımıza zarar vermesinin en önemli nedeni Alman manşeili silahlardı) Merkel'e bu hasiyet iletildi. PKK ile Almanya arasına mesafe koyması talep edildi.
Bu arada, Rusların Suriye'de üs kurması ve buna mukabil Ortadoğu'ya yerleşmesi Almanya'yı rahatsız etmekte. Bu bağlamda Türkiye'nin 'tampon bölge' düşüncesi için Almanya ile Türkiye arasında bir koordinasyon oluşturulması gündeme geldi.
Türkiye açısından en can alıcı kısım ise;Avrupa Birliği ile 2016 Temmuz ayında Geri Kabul Anlaşması imzalayarak Türkiye vatandaşlarına Schengen uygulamasının başlaması, yaniAB ülkelerinde vize olmadan dolaşmalarının sağlanması.
Tabii, burada önemli bir eleştiri veya tespitte bulunmak istiyorum.
Öncelikle bir bilgi verelim.
Aşağıdaki linki tıklarsanız, Serbest dolaşım ve geri kabul anlaşması hakkında bilgi alabilirsiniz. http://www.ab.gov.tr/files/pub/turkiye_ab_vize_muafiyeti_sureci_ve_geri_kabul_anlasmasi_hakkinda_temel_sorular_ve_yanitlari.pdfAncak, mesele göründüğü kadar basit değil. Teknik hukuksal hileler olabilir. Bunun da bir çok handikapları söz konusu.
Nedir geri kabul anlaşmasının riski? Örneğin, olur ya bir Avrupa ülkesinde X bir ülkeden mülteci gelmiş, Avrupa ülkesi de 'ben bu adamı istemiyorum' derse, o kişi Türkiye'ye geliyor. Haliyle Türkiye, bir 'mülteci diyarına' dönüşmekle karşı karşıya kalabilir. Bu anlaşmayı kim/kimler imzalayacaksa geri kabul anlaşmasının sadece 'Türkiye Cumhuriyeti' vatandaşlarına yönelik bir ibare mutlaka eklemelidir. Aksi durumda yaklaşık 3 milyon mülteciye ev sahipliği yapmış Türkiye, 2 ya da 3 misli insanın akınına uğrayabilir. Evet, Türkiye bir transit ülke, mültecilerin ana ekseninde değil ama halen 3 milyon insana ev sahipliği yapıyoruz.
Sonuç olarak, Türkiye AB'ye girer veya girmez; ön kapıdan mı alırlar, yoksa biz mi arka kapıdan gireriz, bilmiyorum. AB karşıtı olduğum için de ihtiyaç da görmüyorum. Ancak, Mülteciler, geri kabul anlaşmasından kaynaklana(n)cak bir hukuki boşlukla (Avrupa'ya girerse sorun yok da) Türkiye'ye gelirse modern bir kapitülasyonla karşı karşıya kalabiliriz.
Sonuçları kalıcı olmakla birlikte çok ağır olur. Sayın Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımızın ve diğer Devlet görevlilerin bu ince detayı, düşündüklerine ve buna göre sorumluluk aldıklarını düşünmek istiyorum. En azından aldıkları riskin, minimize etmeleri gerektiğini hatırlatmak isterim.
Türkiye'nin gerek iç gerekse dış politika da etrafı kaosla çevrili olmasına rağmen, hala Kıta Avrupası, İran, Rusya ve İsrail ile mücadele ediyor olması, ne kadar güçlü ve vazgeçilmesi kolay olmayan ülke olduğunu gösterdiği gibi varlığını bilmediğim bir aklın Türkiye'nin geleceğini iyi hesapladığını düşüyorum. Her türlü selamlıyorum. Umarım Merkel ile yapılan görüşmede Avrupa'nın içinde bulunduğu zor şartlar da gözetilerek maksimum kazanımlar sağlanmıştır.