Gece geç saatlere kadar ahiretlik kardeşim Yunus’la uzun uzun sohbet ettik. Hal hatır sorduk, eski hatıraları konuştuk. Yolculuklar bazen insanı sadece yeni şehirlere değil, eski dostlukların sıcak dünyasına da götürür. Bazen insan, konuşurken değil, susarken de anlaşılır.
Akşam devrettiğimiz sahuru sabah sahur vakti yaptık. Kısa bir istirahatin ardından Kahire’de yeni gün başladı. Şehrin sabah hareketliliği yavaş yavaş artarken biz de programımızı gözden geçirdik.
Bu çalışmalar, Umut Kervanı Vakfı adına yürüttüğümüz insani yardım faaliyetleri kapsamında gerçekleştiriliyordu.
Araca binerek hastane ziyaretine doğru yola çıktık.
İlk durağımız özel bir sağlık kurumu olan Minzar Hastanesi oldu. Koridorlarda yürürken savaşın insan bedeninde bıraktığı ağır izleri daha yakından hissettik. Bombalar, şarapnel parçaları, kolları parçalanan, omuzları kırılan, ağır ortopedik ameliyatlar geçirmek zorunda kalan insanlar. Her odada ayrı bir hikâye, her yatakta başka bir sabır vardı.
Özellikle bir hanım kardeşimizin hikâyesi zihnimden hiç çıkmıyor. Altı kez ameliyat geçirmişti, ama hallâ tam olarak iyileşememişti. Savaş sadece şehirleri değil, insan ruhunu da yaralıyor.
Hastane ziyaretinden sonra akşam iftar programı için hazırlık yaptık. Gazze’den gelen şehit aileleri, tutuklu yakınları ve yetim çocuklarla aynı sofrada buluştuk. İftar vakti geldiğinde sessiz bir bekleyiş vardı. O an insan, savaşın ortasında kalan insanların dünyasına biraz daha yakından bakıyordu.
İftar açıldığında sadece mide değil, kalpler de hafiflemiş gibiydi. O akşam çocuklarla daha çok vakit geçirdik. Yetim ve öksüz kalan yavrular başlangıçta çekingen duruyordu, ama kısa sürede yanımıza gelmeye başladılar. Fotoğraf çektirdik, sohbet ettik. Çocukların ısrarla yanımızda durmak istemesi insanın yüreğini ısıtan en sade sahnelerden biriydi.
Ama o akşam tanıklık ettiğimiz en ağır gerçek, bütün ailesini kaybetmiş çocukların gözleriydi. Bazı çocuklar sadece anne ve babasını değil, kardeşlerini, evini ve çocukluğun güvenli sığınağını da kaybetmişti. Onların bakışlarında kelimelere sığmayan bir sessizlik vardı. İnsan bazen bir çocuğun elini tutar, ama o elin arkasında saklanan korkuyu hisseder.
Oradaki arkadaşlar, "Bir çocuk var, ailesinin tamamını kaybetmiş, hiçbir yakını kalmamış" dediler. O çocukla yüzleşecek ne kendimde güç bulabildim ne de o cesareti hissedebildim. O an, insanın kelimelerle tarif edemediği bir çaresizliği ve derin bir acıyı hissettim.
Türkiye’deki hayırseverlerin emanet ettiği yardımlar da bu program kapsamında ailelere ulaştırıldı. Sekiz aylık bebeğin hikâyesi zihnimden hiç çıkmıyor.
Refah'ta başlayan bu ayrılık hikâyesinde, anne ve oğlunun geçişine izin verilmiş, sekiz aylık kız bebeğin geçişine izin verilmemiş. Baba da geride kalmıştı. Daha sonra bombardımanlar sırasında baba şehit olmuş. Bebek ise annesiz ve babasız kalmış, halasının yanında yaşamaya başlamış.
Bu hikâyenin geçtiği coğrafya Gazze. Savaşın gölgesinde büyüyen çocukların dünyası, kelimelerin anlatamayacağı kadar ağırdı. Annenin hikâyesini anlatırken çeviri yapan Muhammed kardeşimizin gözyaşlarını tutamadığını gördük. Orada bulunan arkadaşlarımız da aynı duygusal atmosferin içindeydi.
İftar sonrası otele dönerken araç içinde uzun bir sessizlik vardı. Gün boyunca tanıklık ettiğimiz hikâyeler zihnimizde dolaşıyordu. Başımda uzun süren bir ağrı hissederek otele döndüm. Çünkü bazen insan sadece yürüdüğü yolların değil, tanık olduğu hayatların da yorgunluğunu taşır.
Yolculuklar biter. Ama bazı yolculukların bıraktığı izler bitmez. Kahire sokaklarında, hastane koridorlarında sessizce bekleyen insanlar, iftar sofralarında yanımıza oturan çocuklar ve sekiz aylık bebeğin hikâyesi kalbimin bir köşesinde yaşamaya devam edecek.
Bir çocuğun annesinden, babasından ve dünyasından koparılması. Bütün ailesini kaybetmiş çocukların gözlerindeki derin sessizlik. İnsanlığın en zor imtihanı, bir çocuğun gözyaşına şahit olup çaresiz kalmaktır.
Gazze’de savaşın gölgesinde büyüyen çocukların yüzlerinde gördüğüm şey sadece acı değildi. Belki bir gün kapılar açılır, çocuklar korkmadan sokaklarda koşar. Anneler evlatlarını göğsüne bastırarak uyutur. Dünyada hiçbir çocuk sekiz aylık bir ayrılığın acısını tanımaz.
Bazen insan sadece yürüdüğü yolları değil, tanık olduğu hayatları da unutamaz. Ben de unutmayacağım.