“Kızın yaptığı güzel numaraları seyre daldı”

“(26 Ekim 1925) Yemekten sonra gramofon çaldırdı. Yeni gördüğü genç bir artist gelerek alaturka oyunlar yaptıktan sonra işi alafrangaya çevirdi. Atatürk beğendi ve taltif için onunla dans etti. Sonra Recep Peker'e verdi; o da benim gibi henüz lâyıkı ile öğrenememiş; bir iki dolaştı, bıraktı. Bana işaret etti; kalktım, dans ederken biraz açık tutuyormuşum, gülerek ‘Kumandan, öyle olmaz, yapışacaksın’ diye azarladı. Tekrar alaturka oyunlara geçildi. Atatürk, kanapeye oturarak kızın yaptığı güzel numaraları seyre daldı… […]

“Gecenin sonuna doğru Tevfik Rüştü Aras’a Cumhuriyet Bayramı programının ana hatlarını söylüyor, fevkalâde azametli ve debdebeli olmasını, gece de Fresko’da büyük bir balo verilmesini emrediyordu. (Altay 1970: 406-407)

“(27 Ekim 1925) (Akşam sofradayken) isminin Rasim Ferit olduğunu öğrendiğim şaşı gözlü bir doktor gelerek Atatürk’ün elini öptü ve işaret edilen yere oturdu, konuşmağa başladı. Kendisi Mason imiş, sözleri de Masonluk hikâyeleri… […]

“Rasim Ferit, belediyede oy verirken kendisine fotoğrafını imzalattıran bir artistten bahsetti. Otelde görüşürken ne olur beni cebine koy Gazi’ye götür dediğini öyle bir anlattı ki Atatürk yarın akşam al gel misafirlerimiz eğlensinler demekten kendini alamadı. Eniştesi Mustafa Bey de [Mustafa Mecdi Boysan] o getiremez, ben getiririm diyerek hizmet yarışına girişti, gülüştüler. Bizlere izin verdiği vakit saat bir olmuştu.” (Altay 1970: 408-409)


(http://www.haber3.com/30lu-yillarda-gece-hayati-boyleydi-haberi-1100869h.htm; 10.3.2015)

1930’lu senelerin “Kemalist Türkiye”sinden manzaralar… Frenk Medeniyetine tamâmen temessül edebilmek için sefâhat -bizzât nümûne olunarak ve buradaki misâlde olduğu gibi, sâir vâsıtalarla- teşvîk̆ ediliyor…

***

“Râfet Süreyyâ'nın çıplak hâlde serpanten dansları”

“(28 Ekim 1925) Akşam Çankaya’ya döndüğümde, Atatürk’ü sofrada buldum. Karşısında İnönü oturuyordu. Kendi sağında Konya Kız Öğretmen Mektebi Müdiresi Saadet Hanım, solunda isminin Refet Süreyya olduğunu öğrendiğim bir bayan oturuyordu. İnönü nün sağında Afet Hanım, (Konya kız öğretmen okulundan evlâtlığa kabulünü rica eden) S. Hanım bulunuyor. Diğer misafirler Şükrü Kaya, Ruşen Eşref, Ali Cenani, Rasim Ferit ve Tevfik Beyler. Gazi konuşuyor, sanattan bahsediyor, herkes dinliyor. Bir ara kalktı, müziğe vals çaldırdı. Refet Süreyya Hanım’ı dansa kaldırdı. Bu, dün akşam bahsi geçen artistmiş. Danstan sonra biraz oturulup içildi. Artist bayan bir paravananın arkasında soyundu; çıplak denecek bir halde ortaya çıktı; açık sarı ince ipekli bir mayo ve tül bir gömlekle serpanten danslar, Hindistan oyunları yaptı. [Frz. “serpentin”: yılansı, yılan gibi kıvrılarak…] Almanya’da 9 sene bulunmuş, bu marifetleri öğrenmiş. 30 yaşlarında, dolgunca etli, bacaklarındaki mor mor lekeler morfinman olmak ihtimalini gösteriyor. Yemek neşeli geçiyor; içiliyor, konuşuluyor, alkışlar yapılıyor, arada bir hep birden dans ediliyor. Atatürk, Afet Hanımla da dans etti. Bu zarif genç, pembe ipekli dekolte tuvaleti ve güzel endamı ile göze çarpıyordu. […]

Karlsbad'da bir dansözle mâcerâsını okutuyor

“Bir ara, eskiden yazdığı bir hatıra defterini getirtti. 1918'de Karlsbad’da Fransızca yazmış. Bundan birkaç sayfayı Ruşen Eşref’e okuttu, türkçeye çevirtti. Bir şatoda güzel bir dansözle nasıl görüştüğünü, onunla çeşitli danslarını açık açık yazmış. Ruşen de uzun boyu gibi yüksek sesi ile bunları ballandıra ballandıra şairane bir eda ile okudu. İlk gördüğüm bu genç ve güçlü şairden pek hoşlandım.

“İnönü'ne çıplak dansözle dans etmesini teklîf etti”

“İnönü az içiyor, kendisini güzel idare ediyor. Atatürk bir ara çıplak dansözle dansetmesini İnönü’ye teklif etti, o kendisine mahsus bir incelikle işi geçiştirdi.

“Misafirlerden birisi, kadının (Râfet Süreyyâ'nın) o incecik parçaları da üzerinden atmasına emir vermesini rica etti. Atatürk, ‘Olmaz öyle şey, her şeyin bir hududu var’ dedi…

“Sofraya oturulduğu zaman maariften bahsedildi. Misafir hanımların maarifte işleri yürüyormuş [yürümüyormuş], bilmem hangi müfettiş arzusuna nail olamadığı için işlerini baltalıyormuş. Atatürk Başbakan’a dedi ki: Sen bu maarifi ıslah etmelisin, hem de baştan başlayarak.

“Biraz sonra Hamdullah Suphi’nin sıhhatini sordu ve ben de gideyim göreyim, sıhhatini sorayım, acaba aklını mı kaçırdı, o da muhtemel gibi sözleri dikkatimi çekti. Saat 2’ye geliyordu. İnönü yarın çok işi olduğunu söyleyerek müşkülatla izin alabildi. Biraz sonra bizlere de izin verdi.” (Altay 1970: 409-411)

Fresko'da 29 Ekim Balosu

“(29 Ekim 1925) Akşam Çankaya’ya çıktım. Yemek sofrası hususî bir aile sofrası halinde. Ata’nın kızları ile Salih [Bozok], Kılıç Ali, Tevfik [Bıyıklıoğlu] ve Mustafa [Mecid Boysan] Beylerden ibaretti.

“Yemek arasında az içildi. Gece yarısına doğru gazinoya baloya gidilecekmiş. Küçük kızların baloya götürülüp götürülmemesi münakaşa olundu, götürülmeye karar verildi. Giyindiler, hep beraber çıktık. Atatürk Afet Hanım’la, madam Baver öteki kızları ve maiyeti başka otomobillerle kafile halinde Fresko gazinosuna gittik.

“Çok kalabalık vardı, Türk hanımlar pek az idi, ecnebi bayanlar da çok değildi. Zeki Beyin orkestrası çalıyordu. Milletvekilleri, elçiler, yüksek memur ve askerler Atatürk ü şiddetle alkışladılar.

Bir ink̆ilâb daha: “Râfet Süreyyâ, 29 Ekim Balosu'nda çıplak hâliyle numaralar yapıyor”

“İlk dansı Atatürk Fransız Elçisinin kızı ile açtı. (Madam yoktu.) Kızın güzelliği herkesin dikkatini çekti; pist bir anda dans edenlerle doldu. Atatürk, kızlarından birisi ile dans etmemi söyledi.

“Danstan sonra, artist Refet Süreyya, çıplak hali ile numaralar yapmaya başladı. Bu, Ankara için bir yenilik idi.

“İnönü de Rus Elçisinin ak saçlı madamı ile dans ederken gülümsedim, yanımdan geçerken ‘Ne yapalım, politika ediyoruz’ dedi.

(http://www.hurriyet.com.tr/tarihci-gorusu-cumhuriyet-balolari-1926-yilinda-basladi-40007607; 7.11.2016)

Sabiha Derviş Sertel ve ağabeylerine âid Resimli Ay Matbaası T.L.Ş.'nin neşrettiği Resimli Perşenbe'nin 11 Teşrînisânî 1926 târihli nüshası… Kapaktaki manşet yazısı: “Bu sene Cumhûriyet Bayramı, ilk def'a olarak medenî bir şekilde tes'îd edilmişdir”… Frenk mukallidliğinden ibâret bir ideolojinin “medeniyet” telak̆k̆îsi budur: Şapka, balo, iffetsizlik…

Dîğer taraftan, Resimli Perşenbe'nin yukarıdaki haberini tashîh etmek lâzım geliyor; çünki Fahrettin Altay'ın Çankaya'da on bir günlük misâfirliğiyle alâkalı Hâtırât'ında gördüğümüz gibi, Kemalist Rejimin 29 Ekim'inin balolu, hattâ Mustafa Kemâl'in bir senelik “kapatma”sı Râfet Süreyyâ'nın çıplak hâlde danslarıyle tes'îdi, Ankara'da, Fresko Gazinosu'nda, 1925'dedir. 1926, bu baloların yaygınlaştırıldığı, bütün resmî ricâl için mecbûrî kılındığı sene olabilir…

***

“Subaylara şampanya”

“Atatürk, Başbakanı alarak, birlikte subayların bulunduğu yere geldik. Onlara şampanya ısmarladı. Şereflerine kadeh kaldırınca, bir alkış tufanı koptu, salonu çınlattı. Subaylar karşılıklı kadeh kaldırıyorlar, bu suretle boşalan kadehler birbirini kovalıyordu. Genç subaylar, Atatürk’ü kucaklarcasına sardılar. O da onların kahramanlıklarından, memlekete yaptıkları hizmetlerden ve ordusu ile daima iftihar etmekte olduğundan bahsederek subayları ve generalleri taltif ediyordu. Onlardan ayrıldıktan sonra, Fransız Sefirinin kızı ile bir iki defa daha dans etti…

“Fransız Sefîri kızını alıp görünmeden savuşuyor”

“Çok neşeli dolaşıyor, herkese iltifatta bulunuyor, arada da biraz oturup seyrediyordu. Fransız Sefiri kızını alıp görünmeden savuşmuş. Sabah yaklaştı, herkes birer birer çekilmeye başladı. Saat 4’e doğru artık gidelim diyerek birlikte çıktık.

“Otomobilde beni yanına aldı, hareket edince başını göğsüme dayayarak daldı. Göğsümde perişan bir halde saçılan o sırma saçları en büyük heyecanı kalbimde yaratıyor, öpüyor ve kokluyordum. Atatürk’ü ilk defa böyle biraz fazla kaçırmış görüyordum. Bu da subayların etkisi ile olmuştu. Tan yeri ağarmaya başlarken köşkün kapısında arabanın durması ile gözünü açtı, ‘Geldik mi?' diyerek indi ve hayırlı geceler temennisi ile içeri girdi. Odama geçtim, tatlı bir uyku güzel geceyi tarihe karıştırdı.” (Altay 1970: 412-413)