“Hatay hareketi, millî misak siyasetinin inkârı değildir. Burası millî misak hududuna dahil bir sahadır. 1920 Ankara muahedesile Fransaya ancak emanet edilmiş, Fransız müstemleke idaresinin bu emaneti suiistimal etmesi, sözlerini tutmaması, eski Kilikya istilâ siyasetini canlandırarak memleketimizin bütün varlığını cenuptan tehdit etmesi üzerine, ancak millî misakın icabı yerine getirilmiştir.

“Atatürkün bütün halis imanı; dünya yüzünde sağlam bir sulh ve emniyet kurulması, Türkiyenin bu gidişte canlı bir rol oynaması ve dürüstlüğü ve tokgözlülüğe örnek teşkil etmesi yolundaydı.

Mustafa Kemâl: “Hitler ve Mussolini, şak̆îlerdir! Bunlar tevk̆îf edilmelidir!”

“Habeş harbi sırasında ağzından bizzat işittiğim şu sözleri her zaman kulağımda çınlar:

‘- Hitler ve Mussolini, dünyanın emniyetine karşı suç işlemiş şakilerdir. Dünya jandarmaları böyle adamları birer suçlu gibi tevkif edecek vaziyete gelmedikçe insanlık rahat edemez.’

“Son zamanlarda, ortaya, ‘Kıbrıs meselesi’ diye bir mesele çıkmıştır. Bunu sevgi ile tetkik edelim, makul icaplarını yerine getirelim. Fakat coşkun hisler yüzünden Millî Misak siyasetimizde gedikler açılmamasına dikkat edelim. Bunu yapmazsak, millî siyasetimizin en mukaddes bir an’anesini, millî varığımızın en esaslı temel taşını tehlikeye düşürmüş, seksen bin Kıbrıs Türküne yardım edelim derken, yirmi milyon anavatan Türkünün varlığına el uzatmış oluruz. Ortaşarkın biricik emniyet ve istikrar âmilini de kendi elimizle yıkarız. Komşularımızda bizim istilâ iştihalarımız hakkında endişeler uyandırır, dostluk kapılarını kaparız.

“Kıbrıs’ın Türkiyeye ilhakı gibi hisse dayanan bir hareket hiç açılmamalıdır. İki yüz küsur bin Rumu idaremiz altına alarak, yeni bir İmparatorluk çağına doğru adım atılmamalıdır. Bu mesele ancak dünyanın müşterek emniyet siyasetinin, millî misak an’anelerimizin ve İngiltere ve Yunanistanla olan münasebetlerimizin çerçevesinde mütalâa edilmelidir.

1-252

“Kıbrıs’ın ilhakı gibi hisse dayanan bir hareket hiç açılmamalıdır! İki yüz küsur bin Rumu idaremiz altına alarak yeni bir İmparatorluk çağına doğru adım atılmamalıdır!” hezeyânını savuran Zehirli Kalem… O, Müslümanlar tarafından, dâimâ, Neyzen Tevfik̆’in “Şu bizim dönme dolap Ahmed Emîn / Dîn-ü-Îmânımıza çatmadadır… / Başımız ağrımaz etsek yemîn: / Vatanı beş kuruşa satmadadır…” mısrâlarıyle hatırlanacaktır…

***

“Hislere kapılarak ilhâk diye bir cereyân açmaktan ve Millî Mîsâk rûhunu zedelemekden mutlakâ geri durmak l̃âzımdır!”

“Lozan muahedesi mucibince Kıbrıs üzerindeki haklarımızı İngiltereye devrettik. İngilizlerin Kıbrıs idaresi, halkın rahatını temin etmiştir. Eğer müttefimiz İngiltere, bu adaya ait mes’uliyetlerine devam etmek istiyorsa, Ornrtaşarkın istikrarı, Yunanistanla olan münesebetlerimizin selâmeti ve Kıbrıs Türklerinin emniyet ve huzuru namına bizim tabiî siyasetimiz İngiltereyi desteklemektir.

“Eğer İngiltere Kıbrıstan çekilmek istiyorsa, adanın mukadderatı meselesinde Türkiye, gerek kendi emniyeti ve gerek Kıbrıs Türkleri namına mutlaka söz sahibi olmalıdır. […]

“…Tekrar ederiz ki hislere kapılarak ilhak diye bir cereyan açmaktan ve millî misak ruhunu zedelemekten mutlaka geri durmak lâzımdır. İlh…” (Ahmed Emin Yalman, “Millî Misak ve Kıbrıs”, Vatan, 16.12.1948, s. 1)

Yalman’ın -son paragraftaki- şu “Millî Misak ruhunu zedelemekten mutlaka geri durmak lâzımdır” sözünü, başmakâlesine ak̃seden zihniyet çerçevesinde, herhâl̃de, “Macedonia Risorta rûhunu zedelemekden mutlakâ geri durmak l̃âzımdır!” şeklinde anlamak l̃âzımdır!

Yalman hakkında Kıbrıslıların gafleti

Ne kadar şâyân-ı teessüftür ki Türkiye’den Ermenilere vatan koparmak, Amerikan mandacılığı yapmak, hemen akabinde mâhûd ihtilâl hareketini desteklemek, l̃ânetli 27 Mayıs İhtilâlinin hazırlayıcılarından olmak gibi ömrü bir baştan bir başa muhtelif fesâd teşebbüs ve tertîblerinin içinde geçmiş olan bu Zehirli Kalem, Kıbrıs Dâvâsı bahis mevzûu olduğunda en son akla gelecek isimlerden biri olduğu hâlde, 1954’te Kıbrıs Türktür Komitesi (ki kısa bir müddet sonra Cem’iyet ismini almış ve 6 Eyl̃ûl̃ 1955 Hâdiselerini müteâk̆ib faâliyetleri yasaklanmıştır) teşkîl edilince, gazeteci sıfatıyle, yânî Komite’nin matbûâtla sıkı irtibât hâlinde olmasını têmîn etmek mülâhazasıyle bu teşekkülün İdâre Hey’etine dâhil edilmiştir…

O, zihnen ve rûhen Kıbrıs Dâvâsına o kadar yabancı idi ki o Dâvâya, (evvelki samîmiyetsiz hâlleri bir tarafa bırakılırsa) dört cildlik Hâtırât’ında dahi sâhib çıkmamış, ona orada toplam dört sayfa tahsîs etmiştir, ki bunlarda Dâvâyı sâhiblenme ve müdâfaa tavrı olmadığı gibi, dört sayfadan 1,5’u tahrîf ederek anlattığı 6 Eyl̃ûl̃ 1955 Hâdiseleriyle, 1,5 sayfası Kıbrıs Türktür Cem’iyeti’nin İkinci Reîsi olmak hasebiyle geçirdiği tevkîf edilme tehlikesi ve bir sayfası da 1963 - 1964’te Kıbrıs’ta cereyân eden hâdiselerin ve Türk uçaklarının Rum mevzilerini bombalamasının sathî bir îzâhından ibârettir…

Nüfûzlarının sırrı, “teşkîlâtlı tesânüd”!

Ömrü binbir hîleyle Milletimizi ifsâd etmiye çalışarak geçen Ahmet Emin Yalman’ın vefâtında da, Cemâat tesânüdü kendini gösterdi ve Abdi İpekçi, onu örnek bir gazeteci olarak takdîm etti:

“…Bağımsız bir gazeteci olarak yorumlarında, yargılarında hiçbir zaman kişisel çıkar hesapları ile etkilenmemiş, hiç şüphesiz değerlendirme hataları yapmış, fakat daima daha mutlu, daha ileri, daha özgür bir Türkiye ülküsü için savaşmıştı. Bu savaşların en büyüğünü ülkemizde çok partili rejimin, demokrasinin yerleşmesi için vermiştir. 1946’larda Demokrat Parti’yi onun için hararetle desteklemiştir. Daha sonra o partiye karşı çıkması, DP iktidarının demokratik hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmaya yönelmesinin sonucudur. Bu aynı zamanda Yalman’ın özgürlükçü yanını kanıtlayan bir örnektir. Yalman o davranışını her vesileyle tekrarlamış, kendisi gibi düşünmeyenlerin özgürlüğü için de savaşmıştır.

“Vicdanından başka bir ses dinlemeyen, bu yüzden kendine teklif edilen her türlü nimete sırtını çevirip sürgünlere, hapislere katlanan, bağımsızlık uğrunda çok defa yalnız kalan, maddî mânevî güçlüklerle başbaşa bırakılan ve bütün bunlara rağmen son demlerine kadar meslek aşkıyla çırpınan bir gazeteciyi kaybettik.” (Abdi İpekçi, “Yalman”, Milliyet, 20.12.1972, ss. 1 ve 9)

2-162

(-Lefkoşe’de münteşir- İstiklâl, 22.1.1950, s. 1)

Kıbrıs Türklüğünün, Anadolu’da tahsîl yapan Kıbrıslı Üniversite gencliğinin, Kıbrıslı Türk münevverlerinin ve nihâyet Anadolu’nun Milliyetci Üniversite Gencliğinin büyük gayretleriyle, 1949 sonları – 1950 başlarında, Kıbrıs Dâvâsı artık Türkiye efk̃ârıumûmiyesine mâl olmıya başlamış ve bu yeni vazıyet Kıbrıs Türklüğüne mücâdelesinde büyük şevk̆ vermişti… Üniversite Gencliğinin Ankara’daki Kıbrıs Nümâyişini manşet yapan 22 Ocak 1950 târihli İstiklâl gazetesinde, Hikmet Afif Mapolar yazıyor: “Türkün kâbesi Ankara’dan bir ses yükseldi: ‘Kıbrısa bir bayrak lâzımsa, o da Türk bayrağı olacaktır’… Bozkırların yaylalarından taşıp gelen bu ses, Türk soyunun yeni bir şahlanışıdır. Bu şahlanış, Altaylardan coşup gelen bir milletin hürriyet sesidir. Millî irademizi duygulaştıran bu sese tamamen kendimizi vermiş bulunuyoruz. Türkün kanıyle yoğrulmuş olan bu topraklarda yatan binlerce şühedâ, Bozkurtların sesini tekrarlıyor: ‘Kıbrıs’ta 85 bin Türk değil, 20 millyon 85 bin Türk vardır’… Ve hep bir ağızdan bir marş halinde: ‘Türkün ezelî malı, ebedî malı olacaktır’ sesi yükseliyor ve bu yükseliş heyecanlarımızı kamçılıyarak bize temiz göz yaşları döktürtüyor. 20 milyon Türkün sesi, bu azametli şahlanış içinde 85 bin Kıbrıs Türkünün sesiyle kaynaşıyor ve tek bir kalp halinde gurur ifade eden: ‘Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak’ marşiyle kalpler heyecanlanıyor, gönüller birleşiyor ve içimizde bir sel çağlıyanı halinde kaynaşan bu ses, gönüllerimizde hakikatin ışıklarını yakıyor. Bu ses, Bozkurtların azamet ve ihtişam ifade eden sesidir. Ey Kıbrıslı Palikaryalar! Bu şahlanışın azemetli sesine sen de cevap ver. Sen Kıbrıs Türkünü öksüz ve kimsesiz mi sanmıştın? Aldanıyorsun Palikaryam. Türkün kanıyle yoğrulan bu topraklar, ancak Türkün sancağıyle şereflenebilir. İlh…”

***