5816 Sayılı Ucûbe Kânûn zul̃mü

♦ 5816 sayılı Mustafa Kemâl’i Tabulaştırma Kânûnunun çıkarılmasına başlangıcda muhâlif olmasına rağmen, Ahmet Emin Yalman’ın başını çekdiği “İrticâ var!” kampanyasının, Sabataî-Mason nüfûzu altındaki matbûâtın, Celâl Bayar gibi Fanatik Kemalistlerin, (Ticânîler kullanılarak tertîb edilen) heykellere tecâvüzü protesto nümâyişlerinin (ki bunlarda da bâzı üniversite talebe teşekküleri âlet edilmişti), velhâsıl muazzam imk̃ânlarıyle seferber olmuş bütün bir Mütehakkim Zümrenin ağır baskısıyle, bilâhare, -Hukûkun küllî kâidelerine ve başta Vicdân Hürriyeti olmak üzere Temel İnsan Hak ve Hürriyetlerine mugâyir olan- bu ucûbe kânûnun vaz’edilmesine o da râzı olmuş, hazırlanan l̃âyiha onun imzâsıyle Meclis’e sevk̆edilmişti…

L̃âyiha, Esâsiye Encümeni’nde 1 müstenkif ve 7 aleyhde reye mukâbil 8 lehde reyle kabûl̃ edilerek (o da ancak Encümen Reîsinin reyinin –leh ve aleyhdeki reylerin müsâvî olması hâl̃inde- çift sayılması kâidesine istinâden), 12 Temmuz 1951 târihli Esâsiye Encümeni Raporu ile Meclis Riyâseti’ne arzedildi. (5816’nın Esâsiye Encümeni’nde kabûl̃ünü sağlıyan “çift rey”in sâhibi, 33 dereceli Mason Üstâdı, Üstâd-ı Âzam ve Hâkim Büyük Âmir Avukat Fuad Hulûsi Demirelli idi…)

L̃âyiha, Rapor’la berâber, Meclis’de, 23 Temmuz 1951 Pazartesi günü, tekrâr uzun uzadıya tartışıldı; netîcede, 487 kişilik Millet Vekîlleri hey’etinden sâdece 288’inin (%59’unun) iştirâk̃i ve bunlardan 6’sının müstenkif, 50’sinin red reyine mukâbil 232 lehde reyle (Umûmî Hey’etin %47,6’sının, binâenaleyh ekalliyetin reyiyle), bütünü îtibâriyle, kabûl̃ edildi. (TBMM Tutanak Dergisi, Dönem IX, Cilt 9, Toplantı 1, Yüz Üçüncü Birleşim, 23.VII.1951, Pazartesi, s. 295) (Ayasofya Câmii’ne “Bizans Müzesi” Hakâretinin Sahîh Târihçesi; Yeni Söz, 16.2.2023/99)

II. Cihân Harbi sonrasında, Totaliter Rejimin cenderesinin bir nebze gevşediği vasatta, Müslümanlar, -tesbît edebildiğimiz kadarıyle- rahmetli Prof. Dr. Ali Fuad Başgil’in 25 Ekim 1945 târihli Cumhuriyet’te (s. 2) neşredilen “Türkçe Meselesi” başlıklı makâlesinden îtibâren, “antidemokratik ve millî değerlerimize zıdd” oldukları esbâbımûcibesiyle bâzı Kemalist İnk̆ilâbları ve –îmâen de olsa- “Ebedî Şef”i tenk̆îd etmiye başlamışlardı. 1948 – 1950 senelerinde ve 1951’in ilk yarısında, İsl̃âmperver noktainazardan Kemalizmi, Kemalist İnk̆ilâbları ve Şefini sorgulama cereyânı iyice kuvvetlendi ve rahmetli Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’daki neşriyâtıyle en yüksek seviyesine çıktı. Bunların içinde de bizce en mühimmi, 1918’de Filistin Cephesinin nasıl çökdüğünü îzâh eden, büyük târihî ifşâât kıymetini hâiz makâlesiydi: “Dedektif X Bir” nâmımüsteârıyle, “Hakikat; Hakikat için hakikat!” (Büyük Doğu, 8.9.1950, ss. 3 ve 10)… (Filistin Cephesi Hezîmetinin İçyüzü –19/20 Eyl̃ûl̃ 1918- ünvânlı eserimiz -Ankara: Son Çağ Yl., Kasım 2025, 16x24 cm, 452 s.-, esâs îtibâriyle, bu makâledeki iddiâların doğru olup olmadığını araştırmak maksadıyle têlîf edilmiştir…)

1-256

(Yeni Akit, 17.4.2024, s. 1)

Sürüp giden Kemalist tedhîş: Sâdece 2018 ilâ 2023 senelerinde, 5816’ya istinâden açılan dâvâ dosyalarının adedi: 31.575 ve bunların 657’si çocuklar aleyhinde! Bu zulmün vebâl̃i, bu ucûbe kânûnun ilgâsı için adım atmıyan Hük̃ûmetin ve bütün millet vekîllerinindir!

***

Kemalizmin fikrî-ilmî sefâleti o seviyededir ki içlerinden, hâssaten Necip Fazıl’ın sorgulayıcı neşriyâtına mukâbil delîl ve vesîkalarla cevâb veren bir babayiğit çıkamamıştır!

Ya ne yapmışlardır?

5816’yı vaz’ederek, Hakîkat Dâvâsı güdenlerin ağzına kilid vurmuşlardır! Bu, her şeyden evvel, onların fikrî iflâslarının resmî tescîlidir! (5816’nın nasıl bir tertîble Meclis’den çıkarıldığını, Ayasofya Câmii’ne “Bizans Müzesi” Hakâretinin Sahîh Târihçesi ünvânlı çalışmamızda tafsîlâtıyle ve mevsûken îzâh etmiş bulunuyoruz.)

Menderes, menhûs kânûn l̃âyihasını Meclis’de müdâfaa ederken, onun, “sûret-i kat’iyede”, ilmî araştırma ve serbest tartışma yoluyle ve müdellel tenk̆îdler serdederek Kemalizmi ve Şefini sorgulamıya mâni olmıyacağı fikrinde bulunmuştu:

“…Bu kanun sureti katiyede ne bir takriri sükûn kanunudur, ne de vicdanların tenkid hürriyetini, fikir hürriyetini baskı altında bulunduran bir kanundur. Bundan katiyen emin olsunlar. […]

“Onun eserlerinden bugünün zihniyetine uymıyanlarını kabul etmemekte, tenkid etmekte elbette devam edeceğiz. Bizim maksadımız tenkid hürriyetini, vicdan hürriyetini, fikir hürriyetini takyit etmek değil, tahkir ve terzil hürriyetini kaldırmaktır. Biz bunu istiyoruz.” (TBMM Tutanak Dergisi, Dönem IX, Cild 7, 72. Birleşim, 4 Mayıs 1951, s. 58)

Heyhât ki 5816, hiç de Başvekîl Menderes tarafından îzâh edilen esbâbımûcibeye muvâfık olarak tatbîk̆ edilmedi: Kânûn, sûiniyet mahsûl̃ü esnek bir yorumla, Mustafa Kemâl’i ve icrââtını tenk̆îd eden her çeşid çalışmaya, neşriyâta, ifâdeye karşı pek yaman bir tenkîl silâhı olarak kullanıldı! Öyle ki sâdece 2018 ilâ 2023 senelerinde 5816’ya istinâden açılan dâvâ dosyası sayısı 31.575’tir ve bunların 657’si çocuklar aleyhindedir! Ne büyük utanc!

Muhakkak ki bu muazzam mağdûriyetin vebâl̃i, başta Hük̃ûmet olmak üzere, bütün millet vekîllerinindir! Bu kânûnu ve benzerlerini ilgâ ederek Mustafa Kemâl’i ve bâtıl ideol̃ojisini tabu olmaktan çıkarmadıkça, ağızlarıyle kuş tutsalar, bu vebâlden kurtulamazlar!

Sabataî-Mason muhîtinin têsîri altında kalıyordu

♦ Hük̃ûmette ve siyâsî hayâtında etrâfı Sabataî ve Masonlarla çevriliydi ve çok def’a onların têsîri altında icrââtta bulunuyordu… (1918-1921 devresinin Türkiye Meşrik-ı Âzamı Üstâd-ı Âzamı ve 1928-1931 devresinin Türkiye Yüksek Şûrâsı Âmir-i Hâkim-i Âzamı / Hâkim Büyük Âmiri, 33 dereceli Mason Üstâdı, Avukat Fuad Hulûsi Demirelli -İstanbul, 1877 – a.y., 23.11.1955, Zincirlikuyu Mez.-, 1955 – 1960 senelerinin Üstâd-ı Âzamı Ahmet Salih Korur -İstanbul, 1905 / 2.2.1982, Zincirlikuyu Mez.-, kezâ Celâl Bayar, Zühtü Hilmi Velibeşe, Osman Kapani, Rükneddin Nasuhioğlu, Samed Ağaoğlu, Halil Özyörük, Refik Şevket İnce, Halil Ayan, Nihad Reşad Belger, Hadi Hüsmen, Muhlis Ete, v.s.)

Kemalizmin “Türkiye’yi Avrupa Birleşik Devletleri’ne ilhâk siyâseti”ni Menderes de benimsemişti

♦ Yukarıda, “Millî Şef”’in Farmason (ve bir ihtimâl Sabataî) Hâriciye Vekîli Necmeddin Sadak’ın, TBMM kürsüsünden, Hük̃ûmetinin “bir Kıbrıs Mes’elesi bulunmadığına” dâir îzâhatından bahsederken, onun, bu meyânda, Türkiye’nin Avrupa Konseyi’ne âzâ kabûl̃ edilmesini, Türkiye’nin Avrupa’yle bütünleşmesi yolunda mühim bir merhale, iftihâr edilecek büyük bir muvaffak̆iyet gibi takdîm ettiğine de dikkat̃i çekmiş, buna dâir sözünü aynen nakletmiştik:

“Avrupa Konseyine katılmamız neticesi Anadolunun Avrupa siyasî ve iktisadî birlik hudutları içine girmesi, bizim için belli başlı bir hâdisedir”… (Necmeddin Sadak, T.B.M.M. Tutanak Dergisi, Dönem: VIII, Cilt: 23, Toplantı: 4, Otuz Üçüncü Birleşim, 23.1.1950, Pazartesi, s. 288)

“Ebedî Şef”in de çok îtibâr ettiği bir gazete patronu ve hâriciyeci olan Sadak’ın bu tavrı, Kemalizmin bir îcâbıdır; çünki Materyalizm, Garb Medeniyetciliği ve Şahısperestlik sacayağı üzerine kurulu Kemalizmin nihâî hedefi, Türkiye’yi Avrupa’nın bir parçası hâline getirmek ve Frenk câmiasına temessül ettirmektir… Türkiye’deki gelmiş geçmiş bütün Hük̃ûmetler, hep bu nihâî hedefe ulaşmak için gayret göstermişlerdir; zîrâ, Kemalist Rejimin totaliter özü hiç değişmemiştir ve her Hük̃ûmete kendi doğrularını dayatmaktadır…