Menderes’lerin küçük oğlu Aydın Menderes de (Ankara, 5.5.1946 – a.y., 23.12.2011, İstanbul, Topkapı Mez., Adnan Menderes Âbidevî Mezarı), dîğer kardeşleri gibi, hayâtı boyunca hep siyâsî faâliyet içinde olmuş, hattâ ömrünün son on beş senesini mefl̃ûc bir halde geçirmesine rağmen, siyâsî hayâttan çekilmemişti. 1991’de Ümran Polat ile evlenmiş, çocuk sâhibi olmamıştır. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Ayd%C4%B1n_Menderes; 17.5.2026)
,(BERKEN DÖNER’İN RÖPORTAJIYLE) YÜKSEL MENDERES’İN EŞİ VE ÂİLELERİNİN HAYÂT TARZI
Adnan / Berin Menderes çiftinin ilk evlâdı, Yüksel Menderes idi. 1930 İzmir doğumlu olan Yüksel Menderes, Ankara’da, 8 Mart 1972’de intihâr etti. Evlendiği hanım hakkında, onunla mülâkat yaparak ve ondan aldığı resimlerle bir röportaj hazırlıyan muharrire Berken Döner sâyesinde bir hayli mâl̃ûmât sâhibiyiz. Evvelâ, bu kıymetli mâl̃ûmâtı ileten muharrireyi tanıyalım:
“1990 yılında Adana’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Kocaeli Üniversitesi’nde İletişim Bilimleri alanında doktora yaptı. Çalışma alanları arasında gündelik hayat, kent sosyolojisi ve azınlıklar bulunmaktadır. Beş yıl boyunca Gazete Duvar’da yazmıştır. Uzun yıllar Şalom Dergi yazı kurulunda bulunmuş, aynı dergide yazmıştır. Paros Dergisi’nde “Kent Belleği” köşesinde yazılarına devam etmektedir. Hâlen Gazete Kadıköy’de İstanbul ve kent sosyolojisi odaklı yazıları yayımlanmaktadır. Yaklaşık iki buçuk yıldır, Kuzguncuk Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi’nde ayda bir Ermeni edebiyatı, tarihi ve kültürü başta olmak üzere, somut ve somut olmayan kültürel miras odaklı söyleşiler düzenlemektedir. Berken Döner’in Öyle Bir İstanbul adlı kitabı, 2023'te Aras Yayıncılık tarafından yayımlanmıştır.”
Berken Döner, kendini kısaca böyle tanıtıyor. (https://t24.com.tr/yazarlar/berken-doner; 19.5.2026) Bu tercümeihâlde zikredilen Şalom Dergi, -Şalom gazetesiyle berâber- Türkiye’deki Yahûdi Cemâatinin nâşiriefk̃ârıdır. Bu cihetle, acabâ Berken Hanım da bu Cemâate mi mensûb, bunu bilemiyoruz…
“Işığın Dağılan Kozası: İpek Kıramer” başlıklı röportajı, sâdece Yüksel Menderes’in eşi İpek Kumbaracıbaşı’nı (bilâhare kullandığı isimle İpek Kıramer’i), hayâtının seyri ve şahsıyetinin bâzı husûsiyetleriyle tanıtmakla kalmıyor, aynı zamânda onun muhîtindeki bâzı sîmâlar ve âileleri hakkında da -dünyâ görüşleri ve hayât tarzları îtibâriyle- bir fikir veriyor. Röportajından, hâssaten câlib-i dikkat bulduğumuz birkaç bilgi ve pasajı ik̆tibâs ediyoruz:
ŞEFİK KUMABARACIBAŞI, VUSLAT MUŞKARA, DR. MEHMET EMİN PAŞA, “KÜÇÜK TAL̃AT”
Yüksel Menderes’in 1963’te evlendiği -1945, Ankara doğumlu- İpek Hanım’ın babası, Şefik Kumbaracıbaşı, annesi, Vuslat Muşkara’dır. İş adamı olan babası Giritli, annesi İzmirlidir.
“Vuslat Hanım’ın babası Sultan Abdülhamid’in doktorlarından Mehmet Emin Paşa’dır. Paşa, Beyrut Üniversitesi’nden mezun, mükemmel Fransızca ve Arapça konuşan biridir.
“Vuslat Hanım’ın büyük dayısı Talat Muşkaraise ‘Atatürk’ün gizli silahı’ olarak anılır. İttihâd ve Terakki Cemiyeti’nin İzmir genel sekreteridir. Talat Paşa ile karıştırılmaması için lakabı ‘Küçük Talat’tır.
“Vuslat Hanım, varlıklı ailesi sayesinde el bebek gül bebek büyütülür. İlk gençlik fotoğraflarında, gramofon eşliğinde dans eden, şık giysiler içinde arkadaşlarıyla piknik yapan, oldukça neşeli bir genç kız görürüz.
“Vuslat Hanım ve Şefik Bey’in yolları İzmir’de kesişir. Bir akraba vesilesiyle tanışır, aşık olur ve evlenirler. Bu aşktan iki çocuk doğar; Erim ve İpek.”
“Bayram günlerinde likör ikrâm etmek” de Kemalist (/ Sabataî) hayât tarzının bir îcâbı!
Şefik – Vuslat Kumbaracıbaşı âilesi, Ankara’da, Kızılay civârındaki Sümer Sokağı’nda, bizzât “Şefik Bey’in tasarladığı beş katlı bir evde” ikâmet ederler.
“Kumbaracıbaşı çiftinin evi, misafirlerle dolup taşar. Sevenleri, dostları çoktur.
“Bayram günlerinde Vuslat Hanım, çikolatasını, likörünü eksik etmez. Cumhuriyet Ankara’sında likör ikram etmek adeta bir gelenektir. O yıllarda likör, sadece bir içki ikramı değil, genç Cumhuriyet’in modernleşme sürecinin de bir parçasıdır. Tıpkı operaya ve baleye gitmek gibi!
“SOSYETİK” OLMAK NASIL BİR ŞEY?
“Kumbaracıbaşı çifti üst katlarında yaşayan Rus kiracıları ile birlikte sık sık Rus balelerini izlemeye gider; yeni kurulan Ankara Sanat Tiyatrosu’nun hiçbir oyununu kaçırmazlar.
“Şefik Bey, Hisar ve Varlık dergilerine abonedir. İpek’in şiir zevki, eve gelen bu dergiler sayesinde gelişir. Öyle ki Ankara Koleji öğrencisiyken şiir okuma yarışmalarında birinciliği kimseye bırakmaz. En sevdiği şair ise hiç değişmez. Attila İlhan’ın şiirlerindeki gerilimli hava, hayal ve gerçek, gizemli karakterler, kentsoylu duyarlık İpek’i elbette derinden etkiler.
“Vuslat Hanım ise sıkı bir Vogue Paris okurudur. 50’li yıllarda kadınların pek çoğunun ilham kaynağı, Marilyn Monroe olsa da Demokrat Partili hanımefendilerin “ikon"u Jacqueline Kennedy’dir. Berbere saç taratılırken, eve gelen terziye model gösterilirken hep aynı şey duyulur: “Jacqueline gibi olsun”. Gündelik terzilerin, terzihanelerin önemini yitirmediği, giderek herkesin Amerikan estetik anlayışıyla biçimlendiği dönemde Vuslat Hanım özgün stilini korur. Berbere sık gitmez, topuzunu kendi yapar. Lanvin Arpege [Arpège de Lanvin] kokusu duyuldu mu herkes bilir ki oradan Vuslat Kumbaracıbaşı geçiyor. Her zaman şık, bakımlı, güzel kokan; ipekler, danteller ve incilerle süslenmiş Vuslat Hanım, İpek’in hayatı boyunca en önemli rol modeli olarak kalır.
(Berken Döner, 28.2.2021; (https://www.gazeteduvar.com.tr/isigin-dagilan-kozasi-ipek-kiramer-haber-1514533; 17.5.2026)
Berke Döner’in röportajındaki bu resimde, Yüksel / İpek Menderes çifti, “Ankara Opera Binası'nda”, (ortalarındaki) Büyük Elçi Zeki Kuneralp'le berâber görülüyor...
***
DEMOKRAT PARTİ İK̆TİDÂRI, EVVELÂ HOŞA GİDER, SONRA GÖZDEN DÜŞER
“22 Mayıs 1950 tarihinde Demokrat Parti, iktidarı CHP’den devralır. Vuslat Hanım, Demokrat Parti iktidarını sevinçle karşılar. Öyle ya, Berin Menderes de yakın arkadaşıdır. İpek de beş yaşından bu yana ileride ‘kayınvalide’si olacak ‘Berin teyze’sini tanıyordur.
“Ülkedeki hemen hemen her kesimin desteğiyle iktidar olan DP, süreç içinde büyük bir düş kırıklığı yaratır, istenileni veremez. Vuslat Hanım’ın sevinci uzun sürmez. Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde bir grup subay, on yıllık Demokrat Parti iktidarının ülkeyi gitgide bir baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğü gerekçelerini ileri sürerek, 27 Mayıs 1960 sabahı ülke yönetimine bütünüyle el koyar…”
“BİR POKER DÂVETİNDE YAKINLAŞIYORLAR”
Kumbaracıbaşı’ların kızı İpek Hanım ile Yüksel Bey, “bir poker davetinde yakınlaşırlar”… “Kısa süre sonra Berin Menderes, İpek’i oğluna ister. Adnan Menderes, idam edileli üç yıl olmuştur. Şefik Bey, önceleri “Ben acıya kızımı vermem” diyerek bu evliliğe karşı çıkar. Süreç içinde onay verir…” Nikâhlarını Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı kıyar…
FATİN RÜŞTÜ ZORLU’NUN ANNESİ GÜZİDE HANIM: “KIRK ANAHTAR”
“Hem İstanbul hem de Ankara yıllarında, İpek’in yakın çevresinde ‘Güzide hanımefendi’ diye andığı Güzide Zorlu ve gelini Emel Zorlu vardır. Önceleri başbakan yardımcısı, sonraları dışişleri bakanı olan Fatin Rüştü Zorlu’nun annesi Güzide Zorlu’nun çocukluğu, genç kızlığı Osmanlı sarayında geçer. Son derece varlıklıdır. Hüseyin Rıfkı Paşa’nın kızı Güzide Hanım’ın ağzından çıkan her söz emir sayılır.
“Kolay kolay kimseleri sevmeyen Güzide Hanım, İpek’e bayılıyordur. İpek, Güzide Hanım’ın bir defasında ‘Bana genç kızlığımda mücevher hediye ederlerdi. Ben de ne olduğunu anlamaz, gidip, perdeye asardım’ dediğini hiç unutmuyor. “Güzide Zorlu, mücevherleri kadar, sahip olduğu gayrimenkuller ile de ünlüdür; ‘kırk anahtar’ diye anılır.
“Güzide Zorlu, o yıllarda Taksim’deki Miramar Apartmanı’nın son katında yaşıyordur. İpek, sık sık Güzide Hanım’a yatılı misafirliğe gider. O günlerden birinde rüyasında babasının öldüğünü görür. Gözyaşları içinde uyanır. Hemen rüyasını anlatır. Güzide Hanım, İpek’i ‘Hadi canım, düşünme böyle şeyler. Baban inşallah çok yaşayacak’ diye teselli eder. Bu rüyanın üstünden kısa süre geçer. Şefik Bey, birkaç ay sonra trafik kazasında hayatını kaybeder (Eylül, 1963). Öldüğünde henüz 50’li yaşlarındadır.
TEVFİK RÜŞTÜ / (EVLİYAZADE) MAKBULE ARAS ÇİFTİNİN KIZI EMEL (ARAS) ZORLU
“İpek, Güzide Hanım’ın gelini Emel Zorlu ile de yakın bir ilişki kurar. Emel Hanım da tıpkı kayınvalidesi gibi, kimselere yüz vermemesi ile ünlüdür ama İpek’i öz kızı Sevin (Zorlu) kadar sever. İpek Kıramer, onu ‘Hayatımda gördüğüm en yüksek kalitede insandı’ diye anıyor.
“Emel Zorlu, şıklığı ile meşhur bir hanımefendidir. Kendi çevresinde bile kimseler henüz bilmezken, Nina Ricci, Christian Dior gibi Fransız moda evlerinden başka hiçbir yerden giyinmez. Bir gün İpek’e, ‘Yukarıya, odama çık. Gardırobumdaki elbiselerle bize bir defile yap’ der. Şöyle anlatıyor: ‘Ben o gün, bana kendi elbiselerini giydirerek, geçmişi yaşamak istiyor sandım. Bunun için defile yapacağımı düşündüm’. Emel Hanım, İpek’i, 1956 yılından kalma Christian Dior, kırmızı uzun tuvalet içinde görünce çok mutlu olur. İpek’e çok yaraştığını söyler, başka elbise denemesini istemez. O elbiseyi de hediye eder. Yıllar yılı özenle sakladığı bu elbiseden hâlâ heyecanla söz ediyor.