“Bir kepeneğin altında gizlenip mefsedet îkâ edenler”

“Demin 1946 seçimlerinden bahsettik. Biz biliriz ki bir insan bir suç işlerse, başkalarının işlediği suçları yad ve tezkir etmek suretiyle o suçtan teberri etmez. Biz, işlenmiş bir suçtan teberri maksadiyle değil, sadece politika gibi, Devlet idaresi gibi, Büyük Millet Meclisinde milletvekili olmak gibi, muhalefeti temsil etmek gibi en yüksek sahada cereyan eden faaliyetlerde vicdana ve insafa riayet etmeden söz söylemenin fecaatini tebarüz ettirmek maksadiyle 1946 seçimlerinden bahsettik.

“Seçim emniyetinden bahsetmek, herkese düşer, fakat Halk Partisine ve İsmet Paşaya düşmez. Fakat, onun niyeti, sinsi bir ruh haleti ile bu kürsüye gelmek, bütün canını dişine takarak, gözlerimizin içine baka baka 1946 seçimleri suçundan teberri etmek, böylece yeni tertip ve tezvirlerine hamle kazanmaktır. Biz, buna imkân vermiyeceğiz. (Bravo sesleri)

“Bu memlekette sekiz senelik mücadelenin getirdiği bir hürriyet vardır. Bunun heder edilmesine imkân vermiyeceğiz arkadaşlar. (Bravo sesleri) Bütün Türk Milletinin arzusunun böyle olduğunu biliyoruz. Sağdan soldan yıpratarak, bir havari edası ile bu memlekette demokrasiyi kuralım ve memleketin itibarını yükseltelim, diyerek bir kepeneğin altında gizlenip mefsedet ika etmenin mümkün olmadığını, bu hayalde bulunanların hüsrana uğrıyacağını hâdiseler gösterecektir. (Soldan alkışlar) Bugüne kadar istihsal edilmiş olan neticeler üzerinde fevkalâde hassas ve kıskancız.

1 (5)-9

(Milliyet, 14.6.1960, ss. 1 ve 2)

Menderes bahsi vesîlesiyle, işbu araştırmamızın 17 Aralık 2025 târihli 199. tefrikasında münderic târihî vesîkayı ve alt yazımızı (son kısmını tâdil ederek) bir kerre daha ferâset sâhiblerinin dikkat nazarlarına arzediyoruz:

İhtilâlcilerin tertîb ettikleri 28 Nisan 1960 Hâdiseleri üzerine kapanmış İstanbul Üniversitesi, 13 Haziran 1960 günü, Sabataî Cemâatinin güzîdelerinden Rektör Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar’ın nutkuyle ve DP ik̃tidârı aleyhinde yapılan çirkef bir nümâyişle tekrâr açılıyor… Sabataî, Sabataîleşmiş veyâ aldatılmış üniversite talebeleri, nümâyiş esnâsında, ellerinde taşıdıkları bir temsîlî kuklayle, Sâbık Başvekîl Adnan Menderes’i asıyorlar! Îdâm gömleğinde “suçları” yazılı: “Satılmış, kâtil, dolandırıcı, hırsız, kaçakçı”, v.s. Karacan ve İpekçi’nin Milliyet’i, nümâyiş haberini, büyük bir memnûniyetle, üç resim refâkatinde manşetten veriyor… Îdâm resminin alt yazısı: “Beyazıtta Üniversite gençliğinin yaptığı büyük mitingde gençler tarafından lânetlenen sâbık ve sâkıt hükûmetin başını temsil eden bir kukla görülüyor.” Hemen altındaki ikinci resmin alt yazısı: “Beyazıt mitinginde lânetlenen Bayar ve Menderes’in köpek şeklindeki resimleri.” Gazetenin aynı nüshasının 2. sayfasında, Mütehakkim Zümrenin tipik bir mensûbu olan Farmason Komünist Çetin Altan’ın hâinâne bir ihtilâlle alaşağı edilmiş meşrû bir ik̆tidârın mensûblarına en galîz hakâretleri savurduğu “İnsan durup durup kızıyor” başlıklı fıkrası: “Hakaret, namuslu kişilere lâyık olmadıkları kötü bir sıfatı atfetmekle olur… Size nasıl hakaret etmek mümkündü ki, lâyık olduğunuz kötü sıfatı bulmak imkânsızdı. Hırsız desek, gerçekten hırsızdınız. Dalkavuk desek, gerçekten dalkavuk, rezil desek, gerçekten rezil… […] Şayet size haysiyetsiz demişsek özür dileriz, sizlerden değil, başka haysiyetsizlerden; çünkü en haysiyetsiz olan bile sizlerin yanında İsa Aleyhisselâm gibi kalır…”

***

“600 fabrika kurduk. 20 bin kilometre yol yaptık. Yedi tâne muazzam liman inşâ hâlindedir. Dünyâ kadar silo yükselmiştir. Ticâret filosunu iki misline çıkardık. Bütün köylere su gitmiştir. Dört sene sonra bütün memleket elektriğe gark olacak ve bunun nimetlerinden istifâde edecekdir.”

“Bu memlekette bir iktisadi kalkınma vardır. Fakat Halk Partisi onu söylemez. Söylediği, hayat pahalılığıdır. İktisadi hayat deyince Halk Partisinin veya İsmet Paşanın aklına, belki başka şeyleri olmadığı için, sadece endeksler gelir. İktisadi hayatın binbir tecellisi, binbir cereyan sahası onlarca meçhuldür, işlerine gelmez. Falan maddenin darlığı varsa benim neme lâzım? O maddeden değil, yalnız darlıktan bahsederim. Falan maddenin fiyatında yükseklik varsa, benim neme lâzım? Yalnız yükseklikten bahsederim, öte taraftan, 600 fabrika kuruldu. 20 bin kilometre yol yaptık. Yedi tane muazzam liman inşa halindedir. Dünya kadar silo yükselmiştir. Ticaret filosunu iki misline çıkarmışız. Bütün köylere su gitmiştir.. Dört sene sonra bütün memleket elektriğe gark olacak ve bunun nimetlerinden istifade edecektir. Bütün bunlardan hiçbir şey lâzım gelmez. Onun söyliyeceği tek söz vardır, o da “vatandaş bunalmaktadır” sözüdür. Hakikaten inanarak mı söylüyorsun paşa, inanarak mı?

“1943 senesi, ölülerin kefen bulamadığı, bir metre bezin beş liraya satıldığı, bir kilo buğdayın yüz kuruşu aştığı târihtir!”

“Muhterem Arkadaşlar, sene 1943 ölülerin kefen bulamadığı, bir metre bezin beş liraya satıldığı, bir kilo buğdayın yüz kuruşu aştığı tarih! […]

“Muhterem Arkadaşlar, yine o [Şükrü Saraçoğlu’nun] hükûmet programında, 1943’te sıkıntı çeken tek zümre olarak gösterdikleri küçük memurlar hakkında, Halk Partisinin tedbirleri nedir, biliyor musunuz? Bunların maaşını artıramam, diyor. Çünkü; hazinenin takati yoktur. Zabıtları açsınlar ve ibretle okusunlar; bugün iktisadi vaziyette bunalınmakta olduğundan bahsedenler bu memleketi nasıl bunalttılar ona bir baksınlar.

“Nüvit Yetkin (Malatya) — Siz de iştirak etmiştiniz.

“Başvekil Adnan Menderes (Devamla)Evet, fakat ben kefareti zünubumu ödedim, ya siz? (Soldan alkışlar)[…]

“Sırrı Atalay (Kars) — Sen rey vermedin mi?

“Başvekil Adnan Menderes (Devamla)Evet, bu programa ben de o zaman rey verdim. Vermez olaydım. Fakat muhterem arkadaşlar; salâh istiğfarla başlar. Biz suçumuz varsa bunun keffâretini kat kat ödemiş insanlarız. İsmet Paşanın hayatında ise salâhın başlamamış olduğu, bu kürsüye gelip, 1946 seçimlerinin meşru olarak yapılmış olduğunu iddia etmesiyle sabittir. Salâh, bu anda ondan bahsetmemesinde idi. Ya efendice susacak yahut da o günün icabı böyle idi, böyle yaptım, diyecekti. […]

“Tarihî hâdiselerin akışında şu veya bu yapılmış olabilir. Alâkalı şahsa düşen, efendice sükûttan ibarettir. Her halde böyle bir şahıs, bir müddeiumumi veya bir heyeti ithamiye edasiyle bu kürsüye gelmez. Bu, efendiliğin icabatına aykırıdır. Bu vaziyette bir şahıs, sükût eder, yerinde oturur.

“Eğer İsmet Paşa devlet reisliği mevkiine kadar gelmiş, ağır mesuliyetler deruhde etmiş insanların vakârıyle hareket etmesini bilmiş olsaydı, o zaman, bugünkü demokrasiyi yerleştirmek, memleketin itibarını yükseltmek hususundaki sözlerinin kıymeti altın olurdu. Fakat sizlerin emniyetinizi zedelemek, yıpratmak ve sizleri bu yolda kandırmak için konuştuğu cümlece malûm olduğu için, vicdanlarınızda şiddetli aksülamel yapıyor, yahut da sözleri gülüşmelerle karşılanıyor. Bu vaziyette mukadder olan budur. İlh…” Başbakanlarımız ve Genel Kurul Konuşmaları, Cilt 4: Cumhuriyet Hükümetleri Dönemi, Adnan Menderes, Haz.: Dr. İrfan Neziroğlu ve Dr. Tuncer Yılmaz, Ankara: TBMM Yl., 2014, ss. 447 – 453)

Menfûr 27 Mayıs ihtilâlcileri nezdinde Menderes’in en büyük günâhı

♦ 7 Kasım 1954’te, TBMM kürsüsünden, 1946 Teşriî Seçimlerinin meşrûiyetini iddiâ eden İsmet İnönü’ne Adnan Menderes’in verdiği uzun cevâb esnâsında, CHP saflarından ve bizzât İnönü tarafından yapılan müdâhalelerden, her iki siyâsî fırka arasında büyük bir gerginlik olduğu dikkati çekmiş olmalıdır. Sâbık “Millî Şef”, bekleneceği üzere, kendisinin ve selefinin totaliter ik̆tidârının sorgulanmasına kat’iyen tahammül edemiyor… “Açık rey, gizli sayım” madrabazlığıyle hîleli, gayr-i meşrû olduğu âşik̆âr olan, resmî makâmların tehdîd ve baskısı altında yapılan 1946 Seçimlerini dahi müdâfaa edecek kadar pişkinlik gösteriyor… Menderes ise sözünü esirgemiyor, “Totaliter Şeflik” idâresini mahk̃ûm etmekden çekinmiyor: