0

Derler ki bir arif ile bir hekim (filozof) karşılaşır. Uzunca bir süre karşılıklı oturduktan sonra hiç bir şey konuşmadan ayrılırlar.

"Ne oldu?" diye sorarlar.

Arif: "Bu adam benim hissettiklerimi biliyor," der.

Hekime sorulunca da: "Bu adam benim bildiklerimi hissediyor," der.

Okumak ve anlamak için insanın yazıyı, kelimeleri ve sesi kullanması şart değildir her zaman.

Okumak harfleri ve kelimeleri okumaya indirgendiği gün insanlık da zarar gördü.

Okumak için harfler, harfler için kelimeler gerekirdi. Ve keşf edilen veya icad edilen kelime bir anlama karşılık geliyordu.

Bu da anlamı durdurmak ve dondurmak anlamına geliyordu.

Sözde hayatın yürümesi için anlaşmak, anlaşmak için de sembollerde ve imgelerde uzlaşmak zorundaydık.

Derken kelimeler ile anlamlar arasında birebir ilişkiler kuruldu ve anlamın kelimelere ve şekillere hapsi başlamış oldu.

Oysa kelimeler çoğu zaman varlıkların ve anlamın bir tek yönünü yansıtırlar.

Ama aldanan isim ile cismi aynı sandı hep. Bundan kaçmak için şairler mecazı buldu. Yorum kaçınılmazdı.

Hiç düşündünüz mü? Mesela Allah'ın kast ettiği anlam insanın icadı olan harflerin ve kelimelerin içine sığar mı? Bunu düşünmediyseniz Allah'tan gelen mesajların insanın ürünü olan kelimelerin içine tam oturduğuna inanıyorsunuzdur.

Bu lafzi/literal bakış acısıyla yaklaşanlar nitekim Kur'an'ın asıl mesajını ve ruhunu yakalayamamışlar. Bunu zahiriyeci (dış görünüşçü) yaklaşımın yaygın olduğu toplumlarda radikalizm var. Cehalet var, hoyratlık var, bağnazlık var.

Kur'an'ın insanlığa vermek istediği asıl mesaj bir kelimenin, bir harfin hatta bir harekenin şekline feda edildi bazen.

Yeryüzünde fitne ve fesat yayanlar. Savaşları teşvik edip destekleyenler kelimelerin bu hegemonyasına teslim olanların oluşturduğu teorilerden beslenirler.

Şiddet ve dayatmanın her türlüsü bu sığlığın getirdiği hariciye zihniyetinin ürünüdür.

İnsanlık yazının ve kelimelerin kendi yaşamına kolaylık sağlayacağını düşünerek üretti onları. Ama bulduğu bu icat bir süre sonra kendisini ve zihnini saran bir ağa dönüştü.

Tıpkı teknoloji gibi. Üretilen her türlü teknoloji yapılan işi daha hızlı ve kolay yapmak niyetiyle üretilir.

Ama daha sonra o teknoloji insanlığı teslim alır. Giderek insan ürettiği teknolojinin ve medeniyetin "beslemesi" durumuna dönüşür.

Örneğin iletişim teknolojisi eskiden iletişimi kolaylaştırdığı için bizi birbirimize yakınlaştırırdı. Ama bu gün bütün zihnimizi teslim almış ve o derece ki evdeki bireyleri bile birbirinden uzaklaştırmıştır.

İnsan kendi rahatı için ürettiği nesneler yoluyla varlığına, özüne ve amacına yabancılaştırılmıştır. Biz makinaları kullanmıyoruz artık. Makinalar bizi kullanıyor.