0

Zamanımızda ismini bile telaffuz edemediğimiz ve bundan sonrada sıkça duyacağımız bazı terimler altın çağını yaşıyordu. Bunları bir potada harmanladığımızda, çıkan bulguları birkaç başlık altında toplatabilirdik. İşte bu başlıklardan belki de en dikkat çekici olanı ilk etapta insan davranışlarını ve zihinsel süreçlerini inceleyen psikoloji bilimiydi. Lakin 21.Asrın her an değişen şartları bu biliminden daha fazla istifade edilmesini gerekli kılıyordu. Tıptan ziyade siyaset, eğitim, basın-yayın, ekonomi, güvenlik, savaş vb. gibi pek çok alanda, psikolojik akımın etkinliği hedefleniyordu.Bu maksatla davranış süreçleri bilimsel olarak modernize edilerek, ilk etapta bizim anladığımızın dışında geniş bir konsept oluşturuldu. Fakat "Eşya zıddıyla kaimdi" ve sonraki dönemlerde, psikolojinin insanlık adına fayda sağlayacağı kadar aleyhine de kullanılması sürpriz sayılmayacaktı. Nitekim günümüzde bu realiteyle yüzleşmiyor muyduk?

Prusyalı General Clausewitz'in yıllar önce kaleme aldığı "Savaş Üzerine" adlı kitabında değindikleri, aslında bahsettiğimiz bu temellere dayanmaktaydı. Eserde "Savaş eyleminin, sadece düşmanın silahlı güçleriyle sınırlandırılmaması, bunun yanı sıra tüm toplumsal desteklerinin de ortadan kaldırması" mealindeki tezi, özetle psikolojik harbi işaret ediyordu. Yani zikredilen "toplumsal destekten" kast edilen; sosyal, kültürel, siyasal, ekonomik, teknolojik vb. kazanımın psikolojik alt yapısından başkası değildi. Bugün özellikle "Yeni Dünya Düzeni" aktörlerinin baz aldığı bu yöntem, onlarca atom bombasının yapamayacağı tahribatı verebilecek düzeylere ulaşmıştı. Tıpkı; Hollywood yapımı subliminal içwerikli filmler, lüks özentisi diziler, insani değerleri hiçe sayan ödüllü yarışmalar ve fast food kültürü sayesinde başkalaşan toplumların maruz kaldıkları durum gibi. Neticede psikolojik dokunuşlarla inanç değerleri, yaşam tarzları, düşünce çizgileri, kabul tasavvuru ve öncelikleri kültürel dejerasyona uğrayan toplumların içler acısı halini izliyorduk maalesef.

İşte geçtiğimiz günlerde kamuoyuna flaş puntoyla düşen "İsrail ve Türkiye arasında anlaşma sağlandığı" haberi bu perspektifte değerlendirilmelidir. Bu minvalde Sn. Cumhurbaşkanımızın Türkmenistan ziyareti dönüşünde gazetecilere "Orta Doğu'nun Türkiye – İsrail yakınlaşmasına ihtiyacı olduğunu ifade etmesi" ve akabinde bir anda ortaya atılanlar oldukça dikkat çekiciydi. Oysa Sn. Erdoğan'ın normalleşme adına öne sürdüğü şartları her platformda dile getirmesine rağmen, bu sözü evirip çevirip Hükümetin aleyhinde kullanmakta bir o kadar acizlik göstergesiydi. Anlayacağınız, bölgemizde yaşanan konjonktür gereği yapılan bu açıklamanın akabinde, "muhalefetlerin" alaycı tavırları psikolojik algının canlı göstergesiydi. Kaldı ki Haaretz Gazetesinin İsrailli yetkililere dayandırdığı "Sn. Erdoğan'ın Gazze ablukası ısrarı, Türkiye-İsrail normalleşmesi önündeki en büyük engel olduğu ve ablukanın Türkiye'nin istediği gibi kalkması adına bir gelişme olmadığı" şeklinde verdiği haber, geriye izah bırakmamıştı.

Hatırlarsanız Mavi Marmara'nın kahraman gönüllüleri, bu yola Gazze Ambargosunun kalkması için çıkmıştı. Filistinli Kardeşlerimizin gördüğü zulmün bitmesi için işkence çekmiş, şehit olmuşlardı. Bu trajik olayın sonrasında Hükümetimizin duruşu da gayet net ve ortadaydı. Fakat coğrafyamızdaki süreç öyle bir hale gelmişti ki, İsrail'e Türkiye ye yakınlaşmaktan başka bir seçenek sunmuyordu. Tabi bunu karşılıklı çıkar ilişkisi dairesinde ele alırsak, Türkiye de bir taşla iki kuş vurabileceği bir zemin yakalamıştı. Lakin burada Devletimizin Mavi Marmara'dan sonra öne sürülen şartlardan bir geri adım atması kesinlikle söz konusu bile değildi. Yani birileri yine izledikleri yalan propaganda neticesinde, oturdukları yerden iktidarı itibarsızlaşma derdindeydi.

Hülasa; kamuoyun da dolaşan uyduruk söylentilere bu gerçeklik te bakmazsak daima hüsrana düşeceğimiz açıktı. Demem o ki, eğer aklımızı başkasına kiraya vermeden olaylara araştırarak yaklaşırsak, ancak doğru kararlar verilebilirdik. Hele bu olguyu karakter haline getirilirse, inanın hiçbir psikolojik operasyon üzerimizde tutmaz/tutmayacaktır.

Vesselam…