Küresel güç dengeleri değişmeye devam ediyor. Emperyalist güçler, Osmanlı'nın topraklarını bölüşüp parçaladıktan sonra oluşturdukları suni devletlere hükmetme ve o bölgelerin kaynaklarını sömürme faaliyetlerini devam ettirmek için her türlü oyunu oynamaya devam ediyor.

Türkiye ise dini, tarihi ve kültürel bağlarının olduğu Osmanlı bakiyesi coğrafyalarda bölgedeki kaynakların yine bölgenin insanları tarafından kullanılması için mücadele etmeye devam ediyor.

ABD'nin Irak'a girmesi neticesinde çok fazla kayıp yaşaması sebebiyle politika değişikliğine giderek terör örgütlerini desteklemeye başladı. Emperyalist güçlerin DAEŞ, FETÖ, DHKP-C, PKK/PYD terör örgütlerine destek vererek bölge politikası oluşturmasına karşılık Türkiye'nin kendi askeriyle varlık göstermesi onların bölge politikasının etkinliğini azalttı.

Türkiye'nin ise 15 Temmuz sonrasında uygulamaya başladığı bölgesel politikası Irak'ta, Suriye'de ve Libya'da ilk meyvelerini vermeye başladı. Türkiye'nin desteği ile terör örgütlerinden arındırılan bölgelerde sağlanan huzur ve refah ortamı bu ülkelerin diğer bölgelerine ve diğer ülkelere örnek teşkil ediyor. Somali'de ve Katar'da askeri varlık gösterilmesi ve bu ülkelere askeri eğitimler verilmesi onların kendi insanlarını koruyabilmesi Türkiye'nin izlediği kazan-kazan politikasının önemli ve etkili bir sonucudur.

Türkiye'nin "balık tutmayı öğretmesi" hem maliyet olarak daha düşük iken uzun vadede daha etkin bir politikadır. Ancak yıllarca bu bölgeleri sömüren emperyalist ülkeler bu durumdan hiç hoşnut değil. Bu nedenle Türkiye'nin bu politikasını engellemek için terör örgütleri ve darbecilere her türlü desteği vermeye devam ediyorlar.

Türkiye'nin tarihten gelen askeri birikimleri ile birlikte savunma sanayideki yerlileşme hamlesi gerek yurt içinde gerekse yurt dışında yapılan askeri operasyonların başarı oranını büyük ölçüde artırdı. Tabi bu durumda birçok ülkenin ve gücün bölge üzerindeki planlarının bozulmasına neden oldu.

Türkiye'nin izlediği insani diplomasi politikası ve "Dünya beşten büyüktür" söylemi küresel dengelerin değiştiği bugünlerde oldukça önemli hale geldi.

Pandemi öncesinde başlayan küresel değişim pandemi sürecinde hız kazandı. Küreselci cephe ile milliyetçi cephe mücadelesi son günlerde safların giderek belirginleşmesi ile devam ediyor.

Küresel dünya devletini kurmayı hayal eden, kapitalizmin istediği kadar özgürlükçü olan, paraya ve güce iman eden sermaye grubu, destekledikleri örgütler üzerinden yeni çatışmalar çıkarmaya çalışıyor.

Özellikle feminist ve eşcinsel gruplara finansal destek verip medya gücü ile köpürterek toplumsal kırılmalar oluşturmaya çalışıyor. Böylece Türkiye'yi iç meseleler ile uğraştırırken uluslararası meselelerde istedikleri gibi at koşturma gayreti içindeler.

Özellikle son dönemde çok uluslu şirketlerin ve onların uzantılarının eşcinsel örgütleri açıktan desteklemeleri bu sürecin bir parçası olarak görülebilir.

Küresel sistemin dönüştüğü bu süreçte Türkiye'nin gücünü zayıflatmak için içeride yeni çatışmalar çıkarmaya çalışacaklar. Ancak Türkiye'nin krizlere alışkın olması ve kriz yönetimindeki başarısı sürecin sonunda Türkiye'nin güçlenerek çıkmasına önemli ölçüde destek olacaktır.