Oğuzhan Cengiz’in 21. baskısı yapılan Kapıaltı kitabında kaleme aldığı samimi hatıralar, yakın tarihimizin gerçeklerini dile getiriyor.
Gazetemizdeki yazılarımı düzenli takip eden vefalı okuyucular, benim edebiyatı çok sevdiğimi bilir. Ama edebiyat türleri arasında da en çok aşina olduğum ‘hatırat’tır. Hatıralara niçin bu kadar muhabbet ediyorum acaba? Çünkü o yazılarda ve eserlerde, umumiyetle samimiyet vardır, yaşanmışlıklar anlatılır, pişmanlıklar dile getirilir. Bazen özeleştiri, bazen de savunmadır hatırat. Velhasıl her hatıra benim alakamı çeker. Mutlaka tamamını okurum. Tabii anı yazarken gerçeklerden sapan, başkasına iftira atan kirli kalemler de mevcut bu âlemde ne yazık ki. O menfi tipler, bahsimizden hariç. Biz iyi hatıra kitaplarından söz ediyoruz. Öbür karalamalar, sahiplerinin yüzlerini kızartan pespaye sayfalardır. Vefat edenlerin aleyhinde ispatlanamayan iddialarda bulunan bu tür yazıcılardan Cenabı Allah herkesi korusun.
Benim 1986’da yayımlanan ilk kitabım, Edebiyatçılarımızın Çocukluk Hatıraları’dır. Şükürler olsun ki sevilen bu kitap Millî Eğitim Bakanlığı’mız tarafından da öğretmenlere ve öğrencilere tavsiye edilmişti. 10. baskısı yapılan kitapta 70 şair ve yazarımızın unutamadıkları çocukluk hatıraları yer alıyor. Gazete yazılarımda ve bazı kitaplarımda hatıralara önem verdim. İki hikâye kitabım Sefertasıve Halim Selim Efendi, hikâye türünde kaleme aldığım hatıralardan oluşuyor. Tek çocuk romanım Yıldızlarla Uyumak ise çocukluk ve ilk gençlik yıllarımın hatıralarından müteşekkildir. Mesela “Sefertası” hikâyesinde, onlu yaşlarımda iken hayatta olan annemi ve babamı anlattım. Bu hikâye ve diğer metinler, okurlardan geniş ilgi gördü. Bence eli kalem tutan herkes, yazarlar, şairler, sanatkârlar, devlet adamları, mühim mevkilerde bulunmuş olan şahsiyetler hatıralarını mutlaka yazmalıdır. Zira bu hatıraları yeni nesiller okuyacak ve istifade edeceklerdir. Ben de hatıralarımı bu yıl yazmaya başladım. Nasip olursa, hayırlısıyla üç yıl içinde tamamlamayı düşünüyorum.

CENGİZ’DEN KAPIALTI

Yazar yayıncı Oğuzhan Cengiz’in hatıralarından oluşan Kapıaltı’nın 21. baskısını elimde. Bir hatıra kitabı için büyük bir başarı. Oğuzhan Cengiz, kitapta 12 Eylül döneminde Mamak’tan sonra en fazla Ülkücü’nün olduğu Malatya Cezaevi’nde yaşadıklarını anlatılıyor. Son derece samimi, akıcı ve sürükleyici bir üslup ile kaleme alınan hatıralar rahat bir şekilde okunuyor. Yazarın kardeşi Erhan Cengiz’in şehadeti ile ilgili yazdıkları okuru hüzünlendiriyor. Eser bir sorgulama, güçlü bir eleştiri. 12 Eylül cuntasını sarsıyor yazar. Sultan Abdülaziz’in hal’inden 15 Temmuz hain FETÖ darbe teşebbüsüne kadar bütün darbeler, kötülüktür, alçaklıktır. Devlete saldırı, millete ihanettir.Yanıkkale’den sonra bu kitap siyasi hatırat olarak kütüphanelerdeki müstesna yerini koruyor. Mehmed Âkif’in dediği gibi yazarın bütün hüneri ‘samimiyeti’. O kadar içten bir anlatımı var ki, kendinizi onunla birlikte zindanda hissediyorsunuz, onun gibi işkence karşısında acı çekiyor, ama onun kadar metin duruyorsunuz. Oğuzhan Cengiz hapishanenin resmini mükemmel çizmiş. Mahkûmlar arasındaki diyaloglar, sağ-sol gruplar, bütün baskılara rağmen terkedilmeyen namazlar ve ibadet… Yazar inançlı. Bu inancıyla her türlü kahra, mihnete göğüs geriyor. Metanet sahibi.
SADIK AMCA
Yazar hatıralarını günlükler hâlinde kaleme almış. Her bölümün sonunda yazılış tarihi var. 1984’te tutulan ilginç bir günlük, “Nur Cemaati’nden Sadık Amca” başlığını taşıyor. Okuyalım: “Koğuşumuz Sadık amca isminde Nur Cemaati’nden yetmiş yaşlarına bir büyüğümüz var. Cezaevine geldiği zaman; ‘Seni şu koğuşa verelim oradaki Ülkücüler namaz da kılıyor.’ diyerek bizim bulunduğumuz koğuşa getirmişler. Tabii adamcağız bize karşı biraz ön yargılıymış ki koğuştaki hayat tarzımızı görünce oldukça şaşırdı ve daha sonra da mutlu oldu. Sadık amca aslen Denizlili, adamcağızı bu yaşında grup olarak Risale-i Nur kitabı okurken almışlar. Onunla beraber birkaç arkadaşı daha varmış fakat onlarla ayrı yerlere verildiği için yalnız kalmış. Biz Sadık amcaya saygıda kusur etmiyor ve hoş tutmaya çalışıyoruz.” Vatanperver Türk milliyetçisi gençlerin hapishanedeki dayanışması, sadakati, metaneti güçlü imanlarından kaynaklanıyor.
OKUYAN MAHKÛM
Yazar çok okuyan, yayımlanan kitapları takip eden bir münevver. “Medres-i Yusufiye” âdeta bir eğitim yuvasına dönmüş. Peyami Safa, Erol Güngör, Seyid Ahmet Arvasi, Cemil Meriç, Osman Turan, Nihal Atsız, Necip Fazıl, Sâmiha Ayverdi, Dündar Taşer, Ergun Göze, Orhan Türkdoğan ve Dilâver Cebeci,okunan şair ve yazarlarımızdan bir kısmı. Celal Bayar’ın hayatı ve fikirleri, Başbuğ Alparslan Türkeş’in konferansları, Gün Sazak, Süleyman Demirel ve Turgut Özal’ın görüşleri dikkat çekici. 1959 İstanbul Kasımpaşa doğumlu olan Oğuzhan Cengiz, kadere isyan etmediği gibi zindanı mektebe dönüştürmüş. Okuyor, araştırıyor, aydınlanıyor, arkadaşlarıyla sohbet ediyor ve ibadette bulunuyor.“Yazmak bir düşünce biçimidir.” diyen Cengiz, okurunu da düşündürüyor. İlgi alanı büyük Divan-ı Lügati’t Türk’ten Kutadgu Bilig’e kadar temel Türk eserlerinin tamamını da okuyor. Tabii belli başlı dinî eserleri de… Sağlam bir şahsiyet sahibi olmanın önemini vurgulayan yazar, “Kaypak insanlardan nefret ediyorum.” diyor. Bu tarz şahsiyetsizlerden günümüzde çok görüyoruz. Yolda bulduklarını, yola çıktıklarıyla değiştirenler o kadar çok ki… Allah her insana sadık, samimi ve faziletli dostlar nasip etsin.
KUR’AN HATİMİ
Malatya Cezaevi sakinleri, ibadetlerine muntazaman devam ediyorlar; cemaatle ve coşkuyla namaz kılıyorlar. Kur’ân-ı Kerîm’den hatimler okuyorlar. Seçtiğim şu satırlar kitaptan: “Koğuşumuzda sürekli ve düzenli olarak Kur’an-ı Kerim okunuyor ve her hafta ortaklaşa hatim indiriliyor. Kur’âncüzleri otuz kişiye dağıtılıyor; perşembeyi cumaya bağlayan gece de hatim duası yapılıyor. Allah’a şükür koğuşumuzda Kur’ân-ı Kerîm okumasını bilmeyen yok.”
“Ne bulursak okuyoruz… Said-i Nursî’nin külliyatı da bunlar arasında. Mektubat’ın yirmialtıncımektubunun üçüncü mebhasındaki şu satırlar yazarımızın dikkatini çekiyor. Bediüzzaman söylüyor: “Ey Türk kardeş! Bilhassa sen dikkat et! Senin milliyetin İslâmiyet’le imtizaç etmiş. Ondan kabil-i tefrik değil. Tefrik etsen, mahvsın! Bütün senin mazideki mefahirin, İslâmiyet defterine geçmiş. Bu mefahir, zemin yüzünde hiçbir kuvvetle silinmediği hâlde, sen şeytanların vesveseleriyle, desiseleriyle o mefahiri kalbinden silme!”
Yazarın ilerleyen sayfalarda serdettiği görüşler, bu gerçeklerin teslimi ve izahıdır: “Türk milleti bin senedir, İslâmiyet’i hem bir din hem de hayat biçimi olarak benimsemiştir. Kültür ve medeniyetini bu ruh ve iman ile yoğurmuştur. Bu itibarla din ve milliyet bizce birbirinden ayrılması kabil olmayan iki mefhumdur. Türk milletinin âlemşümul davasının adı, en son ve mütekâmil bir din olan İslâm’dır.”
Kitap boyunca Arif Nihat Asya, Necip Fazıl, Kısakürek, Nihal Atsız, Cahit Sıtkı Tarancı, Dilâver Cebeci gibi şairlerimizin şiirlerini okuyoruz. Edebî tadı yüksek olan hatırat arasına serpiştirilen şiirler, okuyucuya ayrı bir tat sunuyor. Sâmiha Ayverdi’nin İstanbul Geceleri’den etkilenen Cengiz, yazarımızla ilgili şu kanaatini paylaşıyor: “Bir ağabeyim anlatmıştı, Sâmiha Ayverdi hanım ramazan ayı gelince her gün evinde çocuklar için iftar sofrası kurar, ilahiler salavatlarla çocukların oruçları açılır, sofrada Osmanlı mutfağından Türk damak zevkinin en güzel örnekleri olan yemekler verilirmiş. Ayrıca iftara gelen çocuklara gene eski bir Osmanlı dönemi geleneği olan küçük keseler içinde harçlıklar hediye edermiş. Bunlar öyle güzel şeyler ki… Kim ne derse desin ben bize ait değerlere sahip çıkan herkesi seviyorum.”
Kapıaltı’nda merhum Turan Yazgan’a geniş yer veriliyor, hayatı boyunca yaptığı büyük hizmetler anlatılıyor. Ben de rahmetli Hoca’yı vakfında ziyaret eder, sohbetini dinlerdim. Bir gün konuşması esnasında, “Asya’da Türk dünyasına daha fazla hizmet edebilirdim.” dedikten sonra o zaman ‘Paralel yapı’ diye adlandırılan FETÖ’cü hainlerin ismini vererek, “Onlar bize izin vermiyor, önümüze engeller çıkarıyorlar.” demişti.
MİRAÇ KANDİLİ
12 Nisan 1986’daki günlük: “Bugün mübarek günlerden Miraç Kandili. Bu mübarek günde peygamber (sav) Efendimiz Cenab-ı Hakk’ın huzuruna çıkmış ve beş vakit namaz da bu gece farz olmuştur. Çocukluğumdaki kandillerle, şimdikileri mukayese edince, çocukken o manevî havayı tüm hissiyatımla yaşadığımı hatırlıyorum. Babamın getirdiği kandil simitleri ve ailemiz arasında yapılan kandilleşmeler (helâlleşme), daha sonra babamın arkasında kıldığımız namaz…O zaman teneffüs ettiğim manevî havayı bile şu an için ifade etmekten âcizim. Allah’ım! Sen bana çocukluğumda yaşattığın manevî havayı tekrar yaşat! (Âmin).” Bir başka mübarek gece, şöyle idrak ve ihya ediliyor: “Bugün mübarek Kadir Gecesi. Bu mübarek geceyi en iyi bir şekilde değerlendirmek bir Müslümanlık görevidir. Burada, hepimiz kaza namazı kıldık. Kur’ân’ımızı okuyup duamızı da ettik.”
Vefalı bir insan Oğuzhan Cengiz, kitabın son bölümünde, “Malatya E Tipi Cezaevi’nde yatan Ülkücü Siyasiler”in listesini veriyor. 172 kişi. Bir kısmı Allah’ın rahmetine kavuşmuş. Eserin sonunda, kitap hakkında basında çıkan yazılardan bir bölümü yer alıyor. Fotoğraflarla zenginleştirilen kitap bir belgesel niteliğinde. Kıymetli hatıralar, ibretli anekdotlar ve süzülmüş fikirlerle dolu olan Kapıaltı, yazarımızın kurduğu ve yayın yönetmenliğini yaptığı Bilgeoğuz Yayınları’ndan çıktı. Yayınevinden çıkan diğer hatıra kitaplarının isimleri ve yazarları ise şöyledir: Ömür Dediğin Göz Açıp Kapayana Dek (Fehmi Yılmaz), Hatıralarım (Suat Günel), Uluğmeşe Beyi (Dr. Ali Sırtlı). Hatıra kitaplarını okurlarıma tavsiye ediyorum. Okumak, araştırmak, düşünmek ve aklıselimle değerlendirme yapmak büyük bir nimet. Bu lütfun kıymetini bilmek, hakikatleri bütün cepheleriyle görüp idrak etmek gerek! Hepinize iyi okumalar dilerim.