Cumartesi günü yeni dönemi başlayacak olan “Yazı Editörlük ve Medya Kursu”nda, öğrencilerime hep şunu söylemişimdir: “Her kitabın bir kaderi vardır.” Bugünlerde böyle bir kaderi yaşıyorum. Temeli yaklaşık 50 yıl önce atılan bir çalışma, eskilerin deyişiyle “kisve-i tab’a büründü.” Yani neşredildi. Adı: Edebiyatçılarımızdan İz Bırakan Metinler. Hikâyesi uzun ama endişe etmeyin, kısa keseceğim.
Bâbıâli merdivenlerini tırmanmaya başladığım 1978 yılından itibaren gönül düşürdüğüm şu mevzu vardı: Çok sevdiğim şair ve yazarlarımızın mistik yönleri… Onların manevi his ve heyecanla kaleme aldıkları metinleri çok seviyordum. O yıllarda Namık Kemal’i, Cahit Sıtkı’yı, Ziya Osman’ı araştırdım. Acemi yazılar yazdım; hayret ilgi gördü. Oysa yaşım 18, yazılarım amatörceydi. Hiç vazgeçmedim.
Gazeteciliğe profesyonelde atıldığım senelerdi. Bir gazetenin yöneticisi “Şair ve Yazarlarımızın Dinî Metinleri” başlıklı dosyamdan haberdar oldu. Benimle görüştü, “Bu dosyayı yakında başlayacak olan Ramazan ayında tefrika edelim.” dedi. Tek nüsha olan dosyayı verdim. Aldı, yayımlamadığı gibi dosyamı geri de vermedi. O kayba hâlâ yanarım. Bir fotokopisini niçin kendime almamıştım, bilmiyorum.
Geçenlerde yayın dünyamızın mümtaz simalarından, İnkılâb Basım Yayım’ın yöneticisi Hasan Güneş Bey ile Fatih’teki mekânında sohbet ederken benden bir kitap hazırlamamı istedi. Muhtevasını anlattı. Tebessüm ederek, “Hasan Bey ben bu dosyayı yarım asırdır hazırlıyorum zaten.” deyiverdim. O da şaşırdı. Yukarıda naklettiğim hikâyeyi anlattım. Sipariş verildi, kollar sıvandı ve yoğun bir çalışma temposu içinde yaklaşık altı aylık bir sürede kitap tamamlandı. Dursun Gürlek, Ömer Polat, Mahmut Kaçar, Yaşar Şadoğlu ve Hasan Güneş’in kitaba katkıları oldu. Güzel kapak M. Semih Taneri’ye ait. Edebiyatçılarımızın resimlerinin de yer aldığı kitap 212 sayfadan ibaret. Bende doğum sancısı en uzun müddet devam eden bir kitap!
Kitap, ilk, orta ve lise Türkçe-edebiyat kitaplarında eserlerine yer verilen şair ve yazarların şiir ve yazılarından oluşuyor. Bir neslin edebiyatla ilk teması, çoğu zaman okul sıralarında bu isimlerle gerçekleşti. Bu metinler, edebiyat zevkinin ötesinde genç zihinlere bir dil, bir dünya ve bir kültür taşıdılar. Bu isimlerin önemli bir kısmı Cumhuriyet'ten önce doğdu; çocukluk ve gençlik yılları başka bir medeniyet ikliminde geçti. Eski İstanbul mahalle, aile, gelenek, musiki, İslami hassasiyet ve asırların biriktirdiği kültür… Sonradan hayatlar ve fikirler değişse de insanın ilk dünyası kolay silinemiyor. O dünyanın izleri bazen bir mısrada, bazen bir hatırada, bazen birkaç cümlenin arasında yeniden kendisini gösteriyor. Kitaptaki metinler yalnız edebî parçalar olarak okunmamalı. Her biri, değişen bir zamanın hafızasından bugüne ulaşan birer şahitliktir. Aynı kalemin farklı devirlerde söylediklerini yan yana getirdiğimizde, 1923 öncesi ile sonrası arasındaki sosyo-kültürel red ve kabullerin nasıl bir değişim mücadelesine dönüştüğü ibretle gözler önüne seriliyor.
Kitapta Tanzimat’tan yakın vakitlere kadar yaşamış olan, eserleriyle iz bırakan 50 şair ve yazarın seçilmiş metinler, okuyucunun önüne çıkarılıyor. Ki aralarında Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Haşim, Ahmet Muhip Dıranas, Ahmed Râsim, Arif Nihat Asya, Asaf Hâlet Çelebi, Attilâ İlhan, Behçet Necatigil, Faruk Nafiz Çamlıbel, Halide Edib Adıvar, Kemal Tahir, Namık Kemal, Nazım Hikmet, Necip Fazıl, Kısakürek Orhan Veli Kanık, Ömer Seyfettin, Peyami Safa, Refik Halid Karay, Reşat Nuri Güntekin, Rıza Tevfik Bölükbaşı, Sabahattin Ali, Sâmiha Ayverdi, Sezai Karakoç, Tarık Buğra, Tevfik Fikret ve Yahya Kemal Beyatlı da var.
Kitap tanıtımlarında âdettendir, “Ön Söz”den de bahsedilir. Kendi yazımdan bir paragrafı ödünç alayım o vakit. Şöyle diyorum okuyucuyu selamlarken: “Hayatımın yarım asrı aşan bir zamanı okumak ve yazmakla geçti. Yerli ve yabancı klasikleri, farklı çağların ve edebiyatların seslerini dinlemeye çalıştım. Fakat yıllar geçtikçe insan, kendi dilinin ve kendi kültürünün içinde bıraktığı izlere daha dikkatli bakıyor. Ben de şair ve yazarlarımızı yeniden okurken, zamanın gölgesinde kalmış, fakat ilk karşılaşmada insanın ruhunda bir iz bırakan metinlerin peşine düştüm. Elinizdeki kitap, böyle uzun bir okuma serüveninin içinden doğdu. Bu sayfalarda yalnız edebî güzellikleri değil, bir kültürün hafızasında kalmış sesleri de bir araya getirmeye çalıştım. Bir bakıma, zamanın unutturmaya başladığı bazı güzellikleri yeniden hatırlamak istedim.” Sadece hatırlamak mı? Doğrusu edebiyata, sanata, ilme, irfana ve medeniyete inananlara da hatırlatmak istedim. Kitap âşıkları ve arifler iyi bilir, eski eserlerin takdimleri güzeldi ve şöyle biterdi: “Gayret bizden, tevfik Allah’tan.”