Şöyle geriye dönüp baktığımızda, çıktığı dönem içinde rağbet gören, okuyucuların ilgisine mazhar olan pek çok derginin zamanla ömrünü tamamladığına ve tarihe karıştığına şahit oluyoruz. 30 yıl evvel Türkiye’de bazı mecmualar bugün neşredilmiyor. Yarım asır önce edebiyatseverlerin her ay merak ve heyecanla beklediği dergilerin de artık esamisi okunmuyor. Hele 100 yıl önce ‘mektep mecmua’ dediğimiz, edebiyat ve sanat hayatına yön veren dergilerinden bugün ancak iki üçü zar zor ayakta duruyor. Dergiler üzerinde çalışan araştırmacılar ve akademisyenler, bu hususları iyi bilir. Bu konuda bazı neşriyat da yapılmıştır. Demek istediğim şudur:
Dergilerimize sahip çıkmadığımızda ömürleri kısa oluyor ve zamanla tek tek kepenkleri indiriyorlar. Ama mütefekkir Cemil Meriç merhumun o muhteşem sözünü de dilimizden eksik etmeyiz: “Dergi hür tefekkürün kalesidir.” Peki tamam da dergi kaleleri tek tek düşerse nasıl tefekkür edilecek, düşünce hayatı nasıl neşv-ü nema bulacak? Mesela aklıma geliveren birkaç dergiyi anayım: Büyük Doğu, Hareket, Serdengeçti, Hisar, Diriliş, Edebiyat, Pınar, Mavera, Dergâh ve Kubbealtı Akademi Mecmuası… Bu dergiler artık suskun, çıkmıyor. Peki yaşatılamazlar mıydı? Bu sorunun cevabı, şüphesiz kolay değil. Sorumluluğu sadece çıkaranlara atmak, işin kolayına kaçmak olur. Okuyucusu olduğu hâlde hiçbir dergi kapanmaz, sahipleri asla yayınına son vermek istemez. O zaman “arz-talep” meselesi gündeme geliyor. Talep olacak ki arz olsun. Bir kültür nesnesi topluma arz edilmişse bunun karşılığı da olmalı, talep gelmeli. Denilebilir ki “Bazı dergilerin artık vadesi dolmuştu. Mecburen kapandı.” Bu görüşte haklılık payı olabilir. Zira bizde ses getiren, iz bırakan, gündem oluşturan büyük dergiler, umumiyetle sahipleriyle ayakta durmuştur. Necip Fazıl’ın vefatından sonra Büyük Doğu nasıl devam edecek? Mehmet Çınarlı ve arkadaşları Hisar dergimizi ancak 30 yıl ayakta tutabildiler. Pınar bir dönemin fikir ve edebiyat dergisiydi. Devir döndü ve dergi de okurlarıyla vedalaştı. Nuri Pakdil’siz Edebiyat nasıl soluk alıp verecek? “Yedi Güzel Adam”ın ebedî âleme göç etmesinden sonra Mavera da kurucularıyla birlikte sessizliğe bürünmedi mi? Ancak Kubbealtı ve Dergâh için aynı şey söylenemez. Bu iki dergimizi, -biri vakıf, diğeri yayınevi- güçlü iki kültür kuruluşumuz yayımlıyordu. Ancak nesillerin yazdığı ve nesil yetiştiren, dolayısıyla ‘okul’ olan bu iki dergimiz de bugün çıkmıyor. Eski sayıları, diğer mecmualar gibi meraklıları tarafından sahaflarda alıcı buluyor.
BUGÜN SAHİP ÇIKMAK
Dergiler hakkındaki bu kısacık tarihçeden niçin bahsettim? Kapananlara üzülüyor, artlarından mersiyeler yazıyor, hatta ağıtlar yakıyoruz. Şüphesiz bu tavır, vefalı olmanın şanı, asil bir davranış biçimidir. İnsan kapanan kültür kurumları için elbette üzülür; kolay değil. Hele susan dergilerde adını duyurmuş şair ve yazarların kederini, hüznünü anlamak zorundayız. Zira gözlerini bu dergilerde açmış, ilk şiirleri, denemeleri, hikâyeleri aynı mecmuaların sayfalarını süslemiştir. Ürünlerini gördüklerinde sevinçlerini aileleriyle, arkadaşlarıyla paylaşmış, ümitlerini kesmeden kaleme asılmaya devam etmişlerdir. Edebiyat sarayına açılan cümle kapısı olan dergiler, rehber olmuş, mihmandarlık ederek yeni kalem erbabını sevgiyle kucaklamışlardır. Yazmaya heves edenler, dergilerin beyaz kanatları üstünde gökyüzünde edebiyat yolculukları yapmışlardır.
Geçmişi bir tarafa bırakalım. Eskiler daüssıla derdi, nostalji dediğimiz his insanın hoşuna gider, amenna! Ama biz yine de günümüze dönelim ve hakikatler üzerinde fikr edelim. Dergi çıkaran dostlarımla zaman zaman görüşüyorum. Çoğu durumdan memnun değil. Zor şartlarda ve neredeyse imkânsızlıklar içinde hazırlanan dergiler, okuyuculardan hak ettikleri ilgiyi görmüyor. Gazetelerin satışı nasıl çok azaldıysa ve toplum olarak artık bayiye gidip gazete alma alışkanlığını kaybettiysek çanlar şimdi de dergiler için çalıyor. Bayiler arasında bir anket yapıldı mı? Magazin dergilerini saymazsak ciddi sanat edebiyat dergileri büfelerde ne kadar satılıyor? Eskiden bazı büyük bayiler, dergileri gazeteler gibi sergiler, onları görünür kılardı. Demek ki gazete isteyenler olduğu gibi dergileri takip ve talep edenler de vardı. Bugün sanırım bu sayı azalmıştır. Bu yüzden gördüğüm bazı gazete bayileri, artık sadece gazeteleri teşhir ediyorlar. Peki dergiler sadece bayilerde mi bulunur? Hayır, abone sistemi var. Bir de dergi satan kitapçılar… Abonelerin de umumiyetle azaldığını belirtmeliyim. Geriye kitapçılar kalıyor. Kitabevleri sahipleri, çıkan yeni kitapları bile vitrinlerinde ve raflarda okurlara sunamazken dergilere nasıl yer açacaklar? Umumi manzara ne yazık ki böyle. Allah’tan Kültür ve Turizm Bakanlığı, bazı dergilere toplu abone oluyor ve her yeni sayıyı kütüphanelere yolluyor. Bu şekilde bazı mecmualar ayakta duruyor. Tabii bu ne zamana ve nereye kadar sürecek, bilinmez. Dergiler kendi imkânlarıyla ayakta durabilmeli. Bunu sağlamaya çalışmak lazım. Bu kadar konuştuktan sonra masamda bekleyen dergilerin yeni sayılarından kısaca bahsedeyim. Şükürler olsun Türkiye’de kitaplara ve dergilere en çok yer ve değer veren Milat gibi gazetelerimiz var. İşte dergilerin yeni sayıları ve kısaca muhtevaları:
ALİ HAYDAR HAKSAL SAYISI
Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği tarafından yayımlanan aylık Dil ve Edebiyat dergisinin kasım sayısı mütefekkir, hikâyeci yazar Ali Haydar Haksal’a ayrıldı. Şairlerden, yazarlardan ve çizerlerden oluşan 70 kişilik dev kadro “Ali Haydar Haksal Özel Sayısı”nda bir araya geldi. TDED Genel Başkanı Ekrem Erdem, “Bir Dava ve Fikir Adamı: Ali Haydar Haksal” başlıklı takdim yazısında Haksal’ın mücadelesi ve davasıyla müstesna bir şahsiyet olarak tarihe kaydolduğunu vurguladıktan sonra şöyle devam ediyor: “1987 yılından bu yana büyük bir fedakârlık ve istikrarla neşrettiği Yedi İklim dergisi ise yalnızca edebî bir mecra değil; Sezai Karakoç, Nuri Pakdil ve Rasim Özdenören çizgisinin bayraktarlığını yapan, kuşaklar yetiştiren adeta bir kültür kalesi, bir mektep olmuştur. Uzun yıllardır sürdürdüğü gazete yazılarıyla da hem milletimizin güncel meselelerine yön vermiş hem de siyasetin dilini irfanla buluşturmuştur.”
Dergide Haksal hakkında yazı, şiir ve çizgileri yayımlanan isimler arasında, Özcan Ünlü, Hasan Aycın, Arif Ay, Âdem Turan, İsmail Kıllıoğlu, Osman Bayraktar, Mustafa Özel, Mahmut Babacan, Âlim Kahraman, Hüseyin Akın, Necip Evlice, Cihan Aktaş, Osman Koca, Tacettin Şimşek, Rıdvan Canım, Mehmet Dinç, Şakir Kurtulmuş, Şeref Akbaba, Mustafa Uçurum, Müstakim Haksal, Nurettin Durman, Zeki Bulduk, Duran Boz, Sevgi Korkusuz ve Elif Tokkal da bulunuyor.
ŞEHİR VE KÜLTÜR
Mehmet Kâmil Berse’nin yönetiminde çıkan Şehir ve Kültür dergisinin yeni sayısında, Ümit Meriç, Kâmil Uğurlu, Menekşe Özkaya Tutum, Süleyman Kızıltoprak, Recep Garip, İsrafil Kuralay, Mehmet Mazak, Bilal Arıoğlu imzalarını da görüyoruz.
Merhum Ali Haydar Haksal’sız çıkmaya devam eden Yedi İklim’in 439. sayısı “Ali Haydar Haksal’ın Anısına” tahsis edilmişti. Yeni sayıda ise Osman Bayraktar, Arif Ay, İsmail Kıllıoğlu, Hasan Aycın, Nurettin Durman, Mustafa Cemil Efe, Osman Koca ile diğer şair ve yazarlar, çalışmalarıyla okurlara hitap ediyor.
Muhit, geçen sayıdaki kapağına ebedî davamız Kudüs’ü taşımıştı. “Siyonist Musibete Karşı İslâm İttifakı-Siyonizm İnsanlık Suçudur” başlığıyla çıkmıştı. Derginin yeni sayısında İbrahim Tenekeci “Helal Yaşamak”, Mehmet Dinç “Helalin Sessiz Zenginliği”, Ahmet Faruk Asa ise “Siyonizm Modernitenin Aynasıdır.” başlıklı yazılarıyla yer alıyorlar. Tabii dergi sayfalarında daha pek çok edebî çalışma var. Diğer dergiler gibi Muhit de dikkat ve rikkatle okunmalı.
Merhum edebiyat tarihçisi ve yazar, “Şeyhülmuharrirîn” Ahmet Kabaklı Hocamızın kurduğu, İmdat Avşar’ın genel yayın yönetmenliğinde devam eden Türk Edebiyatı, “Göç” dosyasıyla okurlarını selamlıyor: “Edebiyatta Yankılanan Hazin Hikâye: Göç”
ŞİİR VE SİYASET
Hece yeni sayısında dosya konusunu ‘şiir ve siyaset’ arasındaki münasebetlere ayırdı. Başlık: “Siyasetin Şiiri ile Şiirin Siyaseti Arasında Toplumsalın Tahayyülü-1” Dergide Mehmet Aycı, Faruk Uysal, Bilal Can da bulunuyor. Şeref Akbaba idaresinde okuyucularıyla buluşan Ay Vakti’nin kapağındaki şu ibare hüzünlendirici: “Ali Haydar Haksal’a Allah’tan rahmet diliyoruz.” Ve dergide üç ana başlık: “Ali Haydar Haksal’ın Hikâyeciliği”, “Estetiği Yeniden Düşünmek” ile “Hikmet Geleneğimiz”.
Aylık Avrasya Edebiyat Dergisi Kardeş Kalemler’de edebiyat âlemine yeni yeni katılan gençlerin dikkat çekici ürünlerini okuyoruz. Başlıkta şu temenniyi okuyoruz: “Türk Devletleri Teşkilatının Kuruluş Yıl Dönümü 3 Ekim Türk Devletleri İşbirliği Günü ve Türk Devletlerinin Bağımsızlıklarının 35. Yıl Dönümleri Kutlu olsun.”
Her sayısı dolu bir muhteva ile çıkan Genç dergisinde yine çok farklı konu ve konuklar var. Günümüzün kıymetli ilim adamı ve sanatkârlarından Prof. Dr. Hüsrev Subaşı ile yapılan mülakat önemlidir. Hüsrev Hoca röportajının başlığına çıkarılan şu başlık büyük bir hakikatin ifadesidir: “Sinanları Ortaya Çıkaranlar Süleymanlardır!” Elbette çok mühim bir tespit. Devlet sanatı ve sanatkârı her zaman kollamalı, takip edip himaye etmelidir.
Nihayet dergisi vefa ödevini yerine getiriyor ve kapağa Yedi İklim’in mimarını çıkarıyor: “Ali Haydar Haksal: Yazıya Adanmış Bir Ömür” Yazıyı Osman Bayraktar’ın kaleminden okuyoruz. Bayraktar, Yedi İklim’in mektep oluşunun hikâyesini hatıralar eşliğinde anlatıyor.
VE DİĞER DERGİLER…
Keşke her dergiyi ayrıntılı olarak tanıtabilsek, muhtevasından detaylı bahsedebilsek... Sayfamız olsa da yerimiz sınırlı. Ama dikkatleri her zaman dergilerimize çekmemiz gerekir. Hece Öykü’de dosya konusu: “Öyküde Gündelik Hayatın Estetiği”. Kökler dergisinde dosya başlığı ise “Kelime ve Ahenk”. Salkım Söğüt‘teki dosyada ise “Edebiyatımızda Taşra Estetiği” ele alınıyor. Ayrıca Sadık Yalsızuçanlar ile yapılan söyleşi bulunuyor. Köklü dergilerimizden Zafer’in kapak yazısı ilgi çekici: “Çarpıcı Bilimsel Araştırma: Ünlü Hayranlığı Zekâ Seviyesini Düşürüyor”. Ve diğer dergilerimiz: Genç Dünya, Yeditepe Fatih, Olağan Hikâye, Kardelen, Teferrüç, Olağan Şiir, Dilburan. Dergiler, edebiyatın sesi, nefesidir. Onlara her zaman ciddiyetle, istikrarla, samimiyetle ve muhabbetle sahip çıkalım.