Ah be canım Türkiyemin aziz vatansever evlatları, ey Hırsız Eko'nun muhibanları, tam bağımsızlıkçı Atatürkçüleri, Bizantinist Türkçüler ve Kürtçüler, ve dahi kucaktan kucağa oturan tırrek Hevaller! Alayınızın pazarının güzel geçmesini dilerim, ama biliyorum ki bu ülkede pazarlar hep aynı: Birileri cebini doldurur, ötekiler bakar kalır. Bu hafta, bizim paramızla kevaşeleri havada, karada, denizde her yerde götüren süzme operasyon çocuklarını yazacaktım. Belediye işlerini, sanki anasını, bacısını, avradını peşkeş çeker gibi güzel şehirlerimizin parasına kurduğu çeteye peşkeş çeken namussuzları kaleme alacaktım.

Ama ne oldu? Üstüme hafakanlar bastı, boğazıma düğümlendi kelimeler. Hard Rock ve Rock Metal parçalar arayıp kafamı rahatlatmam lazım diyerek internette gezinirken, birden Anatolian Lab isimli bir YouTube kanalıyla karşılaştım. Aman Allahım, tek kelimeyle muhteşem! Şarkıları Rock ve Metal tarzı yeniden yorumlamışlar... Hard Rock'un baskın sesiyle kafamdaki ruhi ağrıyı bastırayım derken, kelimenin tam anlamıyla bir müzik bahçesine düştüm. Ve o kadar dalmışım ki, bu yazıyı Sabah namazından bir adım önce yazmaya başladım.

Evet, sevgili okurlar, bu yazı bir keşfin hikayesi. Bir avuç amatör ruhlu gencin, ya da her kimse onlar, Yapay Zekaya ruh vererek muhteşem güzelliğe karşı, devletin koca Kültür Bakanlığı'nın rezaletini yüzümüze çarpan bir yazı. İroni mi istiyorsunuz? Bolca var. Hiciv? Dibine kadar. Hüzün? O da cabası, çünkü bu ülkede güzel şeyler hep gizli kalır, çirkinlikler ise baş tacı edilir. Ve öfke? Ah o öfke, özellikle Kültür Bakanlığı'nı eleştirirken. Haydi başlayalım, hadi göreyim sizi, ey kral okurlar!

ANATOLIAN LAB'IN KEŞFİ: BİR MÜZİK BAHÇESİNE DÜŞÜŞ

Düşünün ki, gecenin bir yarısı, kafanızda hırsızlar, yolsuzluklar, belediyelerin peşkeş çektiği ihaleler dönüyor. "Ulan bu memlekette adam gibi bir şey kalmadı mı?" diye hayıflanıyorsunuz. Sonra, tevafuken –ya da kader diyelim– Anatolian Lab kanalı çıkıyor karşınıza. https://www.youtube.com/@AnatolianLab, kült Türküleri ve şarkılarını Rock-Metal tarzında yorumlamışlar. Alevi Bektaşi nefesleri, semahları, aşk türküleri, Anadolu Rock... Ne ararsan var ve kelimenin tam anlamıyla müthiş bir iş çıkarmışlar. Yapay Zekaya yaptırmışlar ama, Yapay Zekaya ruh vermişler adeta. Yoksa basit talimatlarla yapılacak işler değil bunlar. Hiçbir parçanın ruhuna dokunulmamış, aksine parçanın ruhu adeta evrim geçirerek üç boyutlu hale gelmiş.

Ben ki, müzik zevkimi bilen bilir –hatta ağaç budama makasıyla her yazımın başında erkete duran Genel yayın Yönetmenim Ahmet Zeki Gayberi bile tanıklık eder buna– etno müzikten senfoni orkestralarına kadar hoşuma giden her şeyi dinlerim. Çaykovski'nin Kuğu Gölü Balesi'ni Moskova Devlet Akademik Klasik Bale Tiyatrosu'ndan 50 bin kere izlerim, doymam. Ama bizim İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nde 90'larda bir kere dinlemiştim AKM'de, arkadaşım olmasaydı hepsini sopa ile sahneden atacaktım. İşte Anatolian Lab, bu rezalete panzehir gibi. Kanala giriyorsunuz, Wah-Wah gitarlar, fuzz sesleri, Hammond org... Sanki 70'ler Anadolu Rock'ının hayaletleri dirilmiş. Sıdkı Baba'nın deyişi, ama metal bir dokunuşla. İnsan dinlerken tüyleri diken diken oluyor, "Ulan bu memlekette hala umut var mı?" diye soruyor kendine.

Keşif anımı mı merak ediyorsunuz? İnternette dolanırken, "Turkish Psychedelic Folk Songs" diye bir playlist çıkıyor karşıma. Tıklıyorum, Karmakarış - Karacaoğlan başlıyor. Adamlar global olmuş. AI Müzik Devrimi'nin öncüsü bana göre. 2025 Haziran'ından beri yayınlıyorlar, 2026'ya girerken AI'nin vokal tarzlarını zorlayarak neler yapabileceğini gösteriyorlar. Asaf Halet Çelebi'nin "İbrahim, İçimdeki Putları Devir" şiiri, Psychedelic Anatolian Sufi Rock'la zikir eşliğinde.

İroni burada başlıyor: Bu bir avuç insan, kısa sürede bu kadar mükemmel iş çıkarırken, devletin koca bütçeli kurumları ne yapıyor? Hiç. Yapamıyorlar, çünkü müzisyenle memuru ayıramıyorlar. Kültür Bakanlığı orkestralarını lağv edelim diyorum, maaşlarını verelim, emeklilik haklarını da. Hatta Nuri Ersoy'lu bakanlığı da lağvedelim. Böylece Türk kültürü özgürleşmiş olur.

Ha, Tamer Karadağlı kalsın. Baba yürürken her biri 10 okka olan husye taşıyor. O olmasaydı, Devlet Tiyatroları'ndaki yüz yıllık rezalet ortaya çıkmazdı. Hatta Tamer Karadağlı Kültür Bakanı olursa, tadından yenmez. Yerli, milli, delikanlı ve adam gibi adam... Siyasilerin vereceği karar, bizi aşar. Ama açık söyleyeyim, gönlüm Sayın Tamer Karadağlı'nın bu ülkenin Kültür Bakanı olmasından yana. Eminim Bakanlığı gerçek anlamıyla TÜRK KÜLTÜR BAKANLIĞI yapacaktır.

KÜLTÜR BAKANLIĞI'NIN REZALETİ: ÖFKE PATLAMASI, EY NAMUSSUZLAR!

Şimdi öfke zamanı, merhum Nihat Abi(Genç) gibi fütursuzca dalmak istiyorum: Ulan Kültür Bakanlığı, sen ne işe yararsın? Bir sürü orkestran var, bütçen gökleri deliyor, ama bir halt yapmıyorsun! Anatolian Lab gibi bir kanalı örnek alan başka gençler, AI ile Mehter marşlarını Metal Rock'a çevirirken, sen ne yapıyorsun? Batı operalarını taklit edip, yerelde karşılığı olmayan zırvalıklar sahneliyorsun. Bizim devlet orkestraları resmen rezalet... Çok sesli müzik açlığı çektiğimiz için oralara gidiyorduk. Sonra yurt dışına çıktık, ulan resmen yıllardır devletin Kültür Bakanlığı tarafından aldatılmış, kandırılmışız. Bizimkiler orkestra değil, Kemalist rahibe ve rahiplerin gıy gıy yapıp tuhaf tuhaf sesler çıkardığı gruplarmış.

Arkadaş, Batı'nın operalarının orada tutması, yerelde karşılığı olduğu için. Ya bizim Devlet Opera ve Balesi'nin rezaletlerine ne demeli? Nazım Hikmet'ten bir iki zamazingo yaptılar. Ulan Nazım'ın bu toplumdaki karşılığı ne? Küçümsemek için demiyorum ama Nazım Hikmet'in bu toplum değerleri içinde beheri nedir? Üç beş tane orgazm sorunu yaşayan kız kurusu hatunlar ile onların peşinde koşturan zıbıdık abazaların kendi arayışlarına aracı kıldıkları bir kışkırtılmış şehvet aracı Nazım'ın şiirleri ve operası. Çakma solcu faşistler! Sakın çemkirmeyin, "cahille sohbeti kestim." Nazım'dan oratoryolar falan denediler. Olmadı. Çünkü işlenen konu yerli ve bu milletin kültürüne ait değil.

Bu bakanlık, müzisyeni memurdan ayıramıyor. Bestekârı bürokrat sanıyor. Orkestralarını lağv edin, diyorum. Maaşlarını verin, emekli edin. Ama o bütçeyi gençlere verin. Adamlar Şeyh Şamil'i senfoni orkestrasıyla icra etmişler, yemin ederim bizim Kültür Bakanlığı senfoni orkestrasını bu işi yapan çocukların ofisinde ofisboy yaparım arkadaş. Bu nasıl bir ufuk, ne yüce ve deruni yürektir? Bakanlık, senin orkestraların ne yapıyor? Batı taklidi, sahte senfoniler. Yurtdışında gerçek senfoni dinleyince anlıyorsun: Bizimkiler yıllardır bizi kandırmış. Hiciv mi? Evet, Kültür Bakanlığı bir hiciv konusu. İroni? Bakanlığın "kültür" diye sattığı şey, aslında kültürsüzlük. Hüzün? Bu memlekette gerçek sanatçılar YouTube'da gizli kalırken, devlet kurumları çürümüş. Öfke? Lanet olsun size, ey bürokratlar! Milletin parasını harcayıp, bir halt üretmiyorsunuz.

Düşünün: Yunus Emre'nin "Gelin Ey Âşıklar"ını Psychedelic Anatolian Sufi Rock'la zikir eşliğinde. Bakanlık ne yapıyor? Hiç. Sıfır. Bu öfke boşuna değil: Çünkü bu ülke, kültürel mirasını AI'ye emanet etmek zorunda kalıyor, çünkü devlet kurumları uyuyor. Uyanın lan, uyanın! Tamer Karadağlı gibi adamlar lazım size, husyeli adamlar!

ANATOLIAN LAB'IN HARİKALARI: ÖRNEK PARÇALAR VE RUHUN EVRİMİ

Neyse, konumuza dönelim, öfkeyi bir kenara koyup, Anatolian Lab'ın harikalarına bakalım. Hangi çalışmalarından söz edeyim ki? Hepsi bir birinden harika işler. Efendim, malum-u âliniz fakir-i pür taksir, bir Hacı Bektaş Ereni'dir. Kendi meşrebimden örnekle başlayayım: Mesela, Kalender Abdal'ın “Dün gece seyrimde Batın yüzünde” isimli Nefes'ini öyle bir yapmışlar ki, insanın bedeninde Teberli, Topuzlu Hacıbektaş dervişi ile İlk Yeniçeri erenlerin ruhu yeniden doğuyor vallahi billahi. Cavlaki dervişi de Teber ve kaması ile sırada bekliyor. O derece yani.

Hele Mehter marşları var ki, yemin ediyorum, pudra şekeri çeken o hırsız pezevenk bile cüş u huruşa gelip “atımı getirin” diye nara atıp Tel Aviv'e doğru dört nala gider...

Hele bizim Kızılbaş Türkmenlerin “Ya Hızır” Semahı yok mu? Vallahi sanki 12 imam kalkmış elde yalın kılıç önünde tekmil veriyor gibi. İmam Ali, İmam Hüseyin, İmam Zeynelabidin… Ah canım kurban yollarına. İmam Hüseyin’e, "yallah imamım, şu Kufe’ye varıp ihanetlerin hesabını soralım" diyesim geliyor. Ne diyeyim gençler, 12 imam yardımcınız, Hızır kılavuzunuz, erenler yoldaşınız olsun.

Adamlar bir Mehter marşları yapmış ki insanın tüyü diken diken oluyor. Mehter'i Hard Rock ve Metal Rock formunda yorumlamışlar, vallahi “Arap atımı getirin üleyn” deyip atını dört nala Berlin'e, o aşağılık Nazilerin üstüne süresi geliyor insanın. Hele “Gök girsin Kızıl Çıksın” diye bir şarkı yapmışlar ki insanın Altaylar'dan Tuna'ya kadar bütün coğrafyada Bozkurt olarak yaşayası geliyor. Ali Aksoy’un “Altaylardan Tunaya” parçasını dinleyince Kürşad, Mete Han, Atilla, Bilge Kağan, Karahan Bey, Gazneli Mahmud, Sultan Selçuk, Sultan Alp Arslan, Osman Gazi, Fatih Sultan Mehmet Han, Yavuz Sultan Selim Han, tekmili birden önünde selama durmuş gibi. Halid Bin Velid’le 12 imam da yedek manga olarak bekliyor az ötede. Öyle bir cüş u huruşa getiriyor yani. Bu parçalar, AI ile yapılmış ama ruhu evrilmiş.

Kültür Bakanlığı, bu parçaları dinlese, utancından dağılır. Hüzün? Bu güzellikler, gizli kalmış. Öfke? Neden devlet yapmıyor bunu?

TARİHSEL VE KÜLTÜREL BAĞLAM: HÜZÜN VE HASRET DOLU BİR BAKIŞ

Ve birden uyanıyorsun. Lanet modern çağa açıyorsun gözlerini. Doğu Türkistan, Filistin, Gazze, Kudüs, Yemen, Abu Dhabi, Somaliland, Libya, Kamışlı… doğup yeşerdiğin, asırlarca yaşadığın kardeş topraklarda kan, gözyaşı ve irini görüyorsun… Ve bütün bunlar hüzün, hasret, öfke ve acı olarak gözyaşlarına dökülüyor… Anatolian Lab, bu hüzne panzehir. Onları örnek alan çocuklar Mehter marşlarıyla, semahlarla, nefeslerle bizi tarihe bağlıyor. Sanki Altaylar'dan Tuna'ya, Hacı Bektaş'tan Şeyh Şamil'e bir köprü.

Adamların youtube kanalı birkaç ayda milyonlara ulaşıyor, ama Kültür Bakanlığı milyarlar harcıyor, sıfır etki. Neden mi? Çünkü Bakanlık, "kültür" diye Batı taklidi yapıyor, ama Anadolu'nun ruhunu yakalayamıyor.

Ey bakanlık, uyanın! Tamer Karadağlı gibi adamlar lazım, yoksa çürüyorsunuz. Neyse, yine sayfa doldu. Bu hafta Hacı Bektaş Ocağı’nın kazanından bir tas çorba niyetine buluştuk. Bu ülkede hırsızlar kralsa, sanatçılar da kral olsun.

Bakanlık, siz opera yapın, biz rock dinleyelim.

Keşke devletimiz de bu güzelliği görse.

Uyanın lan!

Dinleyin, değişin!