0
Silahlar konuştuğu zaman, kavga başladığı zaman kimin haklı kimin haksız olduğu artık ikinci plana düşer.
Doğru yola çağıranların sesi duyulmaz olur silahların ve kavganın gölgesinde.
Hatta çoğu zaman "hain" ve "korkak" diye yaftalanır sulh ve selamete çağıranlar.
Çünkü akan insan kanıdır. Çünkü kanı akanların yakınlarının öfkesi var karşınızda artık.
Ve bu öfke selinin ortasında sözün gücü cılız kalır.
Aslında her şey iyi gidiyordu. Devlet "asla görüşülmez" denilen PKK ve Öcalan ile bir şekilde görüşmeyi uygun görmüştü.
Bunun siyasal risklerini "baldıran zehiri" de olsa göze almıştı.
Halk da beklenenden daha olgun davranmıştı. Üstelik MHP ve CHP'nin bunu olabilecek en kötü şekilde kullanmış ve iktidar partisi Ak Parti'yi "vatana ihanetle" bile suçlamış olmasına rağmen.
PKK ve Öcalan da değişmiş, devlet kurma fikrinden vaz geçtiklerini deklere etmişlerdi.
Sonra Suriye'nin iç karışıklığı, DAİŞ, PYD ve bunların Türkiye'nin iç politikasında yarattığı gerilim. Ve tekrar hiçbir şey olmamış gibi 1990'lı yıllara geri dönüldü.
Onca enerji ve olumlu hava dağıldı şu anda her gün dökülen kanlar, yitirilen gencecik bedenler ve bu durumun ülkede yarattığı gerilim.
Şimdi sorun şu: Tekrar silahsız ve çatışmasız günlere nasıl dönülecek? Bu mümkün müdür?
Yani, çözüm süreci tekrar buzdolabından çıkarılacak mıdır?
Bilindiği gibi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın muhtarlarla yaptığı toplantıda "Ne bölücü terör örgütü ne de onun güdümündeki parti ne de diğer yapılar asla muhatap alınmayacaktır. O iş bitmiştir," demişti.
Bu konuda hükümetin geldiği nokta da şöyle özetlenebilir: ''Milli Birlik ve Kardeşlik Süreci' çerçevesinde süreç artık mevcut aktörler üzerinden yürümeyecek. PKK, Öcalan ve HDP artık denklem dışındadır. Kürt sorunu konusunda iyileştirmeler yapılacak ama muhatap alınmayacaktır. Hükumetin değişik birimlerince defalarca dile getirilen budur.
Bunun gerekçesi her ne kadar kimi çevreler "inat" olarak niteliyor ise de Ak Parti bunu şöyle izah ediyor: varılan sonuç Kürtler için PKK ve HDP'nin tek alternatif güç olmadığı anlaşılmıştır. Bunun yerine aşiretler, kanaat önderleri, Kürt halkının HDP dışındaki temsilcileri, sivil toplum örgütleri ve benzeri mekanizmalar da devreye girmelidir.
Defalarca yazdık. Hükumetin bu konudaki en büyük hatası silahlı ve silahsız "Kürt Solu"nu tek muhatap kabul etmesiydi. Onların da istediği buydu. Tek muhatap biziz yaklaşımı. Sağı-Sol kavramları çok net olmamakla birlikte tanımlamak için söylüyorum, bir "Kürt Sağı"nın oluşması için zemin inşa edilmeliydi.
Eski söylemin yöntemi de tanımlamaları da bu çatışma süreci sonrasında halkta karşılığı olan şeyler değildir. O nedenle çözüm sürecinin eski haliyle buzdolabından indirilmesi de zor gibi görünüyor.
Peki, yeni muhataplar ile bu çatışma sürecinin bitirilmesi ve istikrarlı şeklide sürdürülmesi mümkün müdür?
Bu konuda kiminin kasıtlı kiminin de bilmeden içine düştüğü bir hata vardır. Öteden beri PKK ile Kürt sorunu aynı şey kabul edilerek büyük bir hataya düşülmüştür.
Diyelim ki PKK diye bir örgüt yok Kürtlerin bu günkü temel haklar konusundaki durumu bir sorun değil midir?
Yani PKK olsa da olmasa da, muhatap alınsa da alınmasa da bu ülkenin bir demokrasi ve temel haklar sorunu vardır. Rejimin bıraktığı bu sorunlar bu örgüt olsa da olmasa da çözüm bekleyen sorunlardır.
Bu anti demokratik yapının yaklaşık yüz yıldır mağdur ettiği temelde üç kesim vardır, dindarlar, Kürtler ve Aleviler.
Bu konudaki demokratik adımların atılması PKK ile ilişkilendirilmek dolaylı olarak demokrasiyi silaha ipotek etmek ve Kürt sorunu ile PKK sorununu aynı şey kabul etmektir.
Diyelim ki PKK hiç de silah bırakmadı. Kürt sorunu ve alevi sorunu gibi kadim sorunlarımızı ilelebet çözümsüz mü bırakacağız?
Bunun için hükumetin yapması gereken öncelikli iş bunun ayrımını netleştirmek ve yeni anayasa çerçevesinde bu sorunu çözmektir.
Şiddet, çatışma ve kaos ortamı için ayrı çözüm önerileri ve yolları düşünülür. Silaha hendek atlatmak bazen çok kolay olur bazen çok zor. Söz vardır keser savaşı, söz vardır kestirir başı, söz vardır zehir eder aşı.