0
Aylardır kapalı kapılar ardında konuşulanlar Ahmet Davutoğlu'nun istifa kararı ile gün yüzüne çıktı. Bazı Ak Partili milletvekillerin
Aynı parti içinde yıllarca omuz omuza çalışan iki kişi arasındaki görüş ayrılığı ne olabilir ki?
Mustafa Kemal Atatürk ile İsmet İnönü arasındaki görüş ayrılığı ne ise, bu da odur.
Turgut Özal ile Mesut Yılmaz, Süleyman Demirel ile Tansu Çiller arasındaki görüş ayrılığı ne ise, bu da odur.
Aşağı yukarı...
Çünkü bu sistemi dizayn edenler tamda böyle olmasını istemişler. Kendi kendi ile boğuşan bir devlet yönetimi...
En silik cumhurbaşkanı görüntüsü veren, emekliliği gelen devlet memuru Ahmet Necdet Sezer'in Milli Güvenlik Kurulu toplantısında kendisini o makama atayan Bülent Ecevit'in kafasına anayasa kitapçığı fırlattığını hatırlar herkes.
Önemli yetkilerle donatılmış bir cumhurbaşkanlığı makamının yine önemli yetkilerle donatılmış başbakanlık makamı ile çatışması kaçınılmaz. İki kardeşi bu makamlara atayın sonuç değişmez. Selçuklu ve Osmanlı devletlerinde yaşanan kardeş kavgaları buna iyi bir örnektir. Sistemi baştan doğru kurmazsan kardeş kardeşi katletmekten çekinmez. Devletin bekası bunu gerektirir…
Abdullah Gül ile Tayyip Erdoğan arasındaki soğukluk zaten bize bugünleri haber veriyordu. O tarafı, bu tarafı suçlamanın bir faydası yok. Bu bir sistem hastalığıdır. Ya cumhurbaşkanlığı makamından yada başbakanlık makamından vazgeçmek zorunluluğu var. Değil Binali Yıldırım, Bilal Erdoğan dahi başbakanlığa getirilsin 6 ay sonra aynı şeyleri konuşur olacağız. Başkanlık sistemi bu ülke için olmazsa olmaz gereklilik. 10 Ağustos 2014 tarihli cumhurbaşkanlığı seçimi ile Türkiye fiilen Başkanlık sistemine geçmiş bulunmakta. Türkiye'yi dışardan izleyen yabancı enteklektüeller bunu rahatlıkla görebiliyorlar. Türkiye içerisinde bunu görmekte, daha doğrusu kabul etmekte zorlananlar var. Eski Türkiye partilerinin bunu kabul edememelerini bir şekilde anlayabiliriz. Fakat eline biraz yetki geçirmiş bazı Ak partilerin de bunu kabullenmek istemeyişi sıkıntı yaratır. Bazıları için yetki böyle bir seydir. Taşımakta zorlabilirler. Bu herkes için geçerli olabilir.
Şunu maalesef kabul etmek zorundayız ki Türkiye'de hatta dünyada Tayyib'in kalibresinde bir başka lider yok. Maalesef diyorum çünkü bu dünya barışı için çokta iyi bir durum değil. Dünyanın dört bir tarafında ülkeler sorunlarla boğuşuyor ve bu sorunlara cevap olabilecek liderlerden yoksunuz. Gladyo kendi kuklalarıyla işi götürmekte.
Madem Tayyip'ten kalitelisi yok o halde başkan o olacak. Ahmet Davutoğlu gibi bir entellektüel bunu nasıl göremedi bilemiyorum. Herşeyden önce Tayyip Erdoğan bir atanmış değil. O makama yüzde 52 oy oranını ile seçildi. "Başımızda sembolik olarak kalsın karışmasın" demek yanılgısına nasıl düştü? Oysa Davutoğlu, meydanlarda boş boş bağırıp duran liderlerden akademik kişiliği ile ayrılıyordu ve Türkiye için bir şanstı. Tayyip Erdoğan'dan sonraki başkandı elbette. Bundan bir kaç ay önce bir yazımda "siyasette sırasını beklemeyenler hüsrana uğrarlar" diye bir cümle kullanmıştım. Keşke sayın Davutoğlu bu işlerden anlamayan danışmanlarını dinleyeceğine bizi okusaydı. Bugün hala başbakan, Tayyip'ten sonraki başkan idi…
Seçilmiş ve güçlü bir siyasi kişilikten susmasını işlere karışmamasını bekleyemezsiniz.
Karışır.
Halk bu adamı seviyor. Ta istanbul belediye başkanlığı döneminden çalışkanlığını, iş bitiriciliğini, pratikliğini seviyor. Diğerleri generallerin karşısında ezilip büzülürken, onun Kasımpaşalılığın
"Sus, artık konuşma!" diye köşende artistlik yapan yazar arkadaş, yarın gireceği seçimden en az yüzde 50 oy oranıyla çıkacağı garanti olan bir liderin devlette karışmayacağı bir şey olabilir mi?
Karışır.
Niye karışmasın ki?
Susmaz.
Sen konuşuyorsun o niye sussun ki?
Yeni Başbakana tavsiyeler
Anayasal olmasa da Türkiye fiili olarak başkanlıkla yönetilmekte. Bilinmesi ve içselleştirilmes
Kimsenin senden kukla olmanı beklediği falan yok fakat alınacak bütün kararlarda istişare edeceğin kişi cumhurbaşkanı olmalıdır. Kararlar birlikte alınmalı. Bu anlamda sen cumhurbaşkanının
Başbakanlık çok önemli bir makam. Bu makam ve elinde bulundurduğun yetkilerin seni toksitlemesine izin vermemelisin."Cumhurbaşkanına arada sırada çak kendini ispat et" diyen danışmanlar ve gazetecilerle arana mesafe koyman hayrına olacaktır. Özellikle Aydın Doğan basınından gelen pohpohlamalara asla aldırış etme. Çekmecende Erkan Mumcu, Abdüllatif Şener, İdris Naim Şahin gibi siyasetçilerin hayat hikayelerini mutlaka bulundur.
Tam başkanlık hedefi için sağlam bir performans göstermen gerekecektir. Bilmelisinki "next president" sen olacaksın.
Söylenmese eksik kalırdı
" Yekî/ê ji nav me hildibijêrin, wî/wê bi hêrs yan jî bi kulê dikujin, piştî bîst salan li ser navê wî/wê peykerê wî/wê çêdikin. Eynî mirov, him dikujin him jî li ber peykerê wî/wê axaftinê dikin, miriyekî/ê bi şan û şerefê berz dikin, daku paşê jiyana yekî/ê din bikaribin jahrî bikin."
"Aramızdan birini alıyorlar, onu öfkesinden ya da kederinden öldürüyorlar, yirmi beş yıl sonra da onun adına bir anıt dikiyorlar. Aynı adamlar, hem öldürüyorlar hem de anıt başında nutuk çekiyorlar, bir ölüyü şana şerefe boğuyorlar ki, daha sonra bir başkasının yaşamını zehir edebilsinler."
-Jean Paul Sartre-