Dünya emperyalizminin "iki kralı" alkışlar arasında Gazze’yi görmezden gelirken, insani yardım filosu uluslararası sularda hedef oldu. Asırlık işgalci zihniyet, 29 Nisan akşamı Akdeniz'de bir kez daha sahneye çıktı.
Kısa bir süre önce ABD Senatosu’nda bir komedi yaşandı. Görmüşsünüzdür. Eski dünyanın en büyük istilacı, zalim ve kötü devleti İngiltere’nin Kralı Chales, şimdiki dünyanın emperyalist ülkesinde, İsrail’in suç ortağı ABD’de konuştu. Neredeyse her lafı alkışlandı. Senatoyu dolduran kuklalar, ikide bir kalkıp eski zalim kralı alkışladılar. Eski kral yeni krala selam söyledi. Birbirlerini pohpohladılar, övdüler. Elbette İngiltere-ABD işbirliğini, dünyada bilmeyen, duymayan yok. İki kötü devletin uyduruk kralları bunlar!
İKİ KOMİK KRAL
Uzun konuşmasını dinledim. İngiliz emperyalizminin kralı bir sürü gevezelik etti, her konudan bahsetti ama Gazze’den hiç söz etmedi. Çünkü bunların gözünde Gazze’dekiler Müslüman. Ve bu şerefli Filistin halkının katliama, soykırıma uğramaları hiç önemli değil. Asya’da, Afrika’da, Amerika’da milyonlarca masumun katil olan İngiltere’yi yönetenler, elbette Filistinlilere sahip çıkmayacak. İsrail-ABD cinayet şebekesine karşı durmayacak, aksine el altından bu katillere destek olacak, hatta barbarları zulümde teşvik edecekler.

BU BİR İMAN KÜFÜR SAVAŞIDIR
Lafı uzatmanın hiç anlamı yok. Şu anda dünyada yaşanan, tam bir iman-küfür kavgasıdır. Hazret-i Âdem’le başlayan ve kıyamete kadar sürecek olan bir “iman küfür mücadelesi”dir bu. Bozulmuş, tahrif edilmiş Hıristiyanlığın ve temsilciliğini Siyonizm’e terk eden Yahudiliğin uyduruk yöneticileri, artık Papa’nın insani sözlerini bile dinlemiyor, bu hakşinas sözlere tahammül edemiyorlar. Biraz vicdanlı olan herkesin söylediklerine asla kulak asmıyorlar. Bu güruha “Siyonist Şebeke” diyebiliriz. Ve bunlar bütün masumların, mazlumların, Müslümanların ve insanlığın düşmanıdır, elleri kanlıdır.
İNGİLİZE TÜKÜRÜK
Bir asır önce İşgal kuvvetlerinin İstanbul’u istila ettiği, her yere soyup soğana çevirdikleri, cinayet işledikleri sırada İngilizlere karşı Hutuvat-ı Sitte kitabının yazan büyük İslam âlimi Bediüzzaman Said Nursî’nin sözünü unutmamak gerek: “İslamiyet’e muhabbet, İngiliz’e husumeti gerektirir.” Bilindiği gibi Süleyman Nazif de yine işgalcilere karşı cesaretle karşı çıkmış ve gazetede “Kara Bir Gün” makalesini yazmıştı. Küstah Avrupalıların komutanları, İstanbul’umuzu işgal etmeleri yetmiyormuş gibi Bediüzzaman gibi güçlü şair ve edibimiz Süleyman Nazif için de idam fermanını çıkarmışlardı.
KORSANLAR GİRİT AÇIKLARINDA
29 Nisan 2026 Çarşamba akşamı bütün dünya bu olaya şahit oldu. Yaptığı soykırıma karşı çıkan herkese tavır koyan İsrail terör örgütü, Küresel Sumud Filosu’nu daha Akdeniz’de uluslararası sularda iken, Girit açıklarında durdurdu ve vicdanlı protestocu insanlara sadırdı. Gazze’ye yönelik ablukayı kırmak için yola çıkan filo, soykırımcı alçak İsrail donanmasının hedefi oldu. Gerisi malum. İtalya’dan kalkan, Türkiye’ye de uğrayacak olan Sumud Filosu’na yeni katılımlarla toplamda 100 gemiye ulaşılması hedefleniyordu. Ama İsrail’in alçak askerleri, önlerini kesti. Bütün televizyonlarımız duyarlı bir gazetecilk sergiledi ve filodaki Türk aktivistlerle irtibat kurarak canlı yayın yaptılar. Sumud Filosu’nda tanıdıklar vardı. Gazeteci Bilali Yıldırım onlardan biriydi. Hepsinin morali yüksekti.
VİCDANLARA SESLENEN ÖĞRETMEN
Beni en çok etkileyen ise AHaber’in temas kurduğu edebiyat öğretmeni Nevzat Güzel’di. Güzel, samimi, hasbi ve cesur konuşmasıyla hepimizin hislerine tercüman oldu, gönüllerde taht kurdu. Hele şu sözü unutulmayacak: “Bize kahraman diyorsunuz. Biz kahraman değiliz. Asıl kahramanlar üç senedir zalim İsrail’e karşı direnen Gazzeli kardeşlerimizdir. Ben Adıyaman’daki depremi yaşadım. Evimiz yıkıldı, yakınlarımız vefat etti. İki dakika depreme dayanamadık. Gazzeli kardeşlerimiz üç senedir her türlü kahra, cefaya, katliama, soykırıma direniyor. Asıl kahraman onlardır. Biz sadece vicdanlarımızın sesini dinleyerek bu filoya katıldık. Farklı dinden, milletten, ırktan olan ve kötülüğe karşı direnenler bir araya geldik. Bizleri bir araya getiren insani hisler, vicdani duygulardır.”
Bu arada İsrail terör örgütüne ve onu destekleyen ABD’ye, bu soykırıma seyirci kalan İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerine bütün dünyada nefret hisleri uyanıyor. Beş kıtada 200’e yaklaşan devlette halklar, zalimlere karşı bileniyor, bilinçleniyor. “Küfür devam eder, zulüm devam etmez.” buyurulmuş. İnanıyoruz ki, mazlumlara hayâsızca saldırmaya devam eden bu azgın kâfirler, eninde sonunda kahrolacaklardır. Rabbim hepimize o günleri göstersin inşallah.

MÜSLÜMAN BİLİM ÖNCÜLERİ
Gazetemizin kıymetli yazarlarından olan Nurettin Taşkesen, son yıllarda art arda kaleme aldığı değerli eserlerle biliniyor. Dedesi Emir Musaoğlu Ahmet Onbaşı’nın harp ve esaret hatıralarını anlattığı ilk romanı Esaret 1916 ile büyük alaka uyandıran Taşkesen, ardından Nekbe 1948, Özgür Kudüs’ün Şifresi kitaplarını yazdı. Osmanlı Coğrafyasında İstihbarat Savaşları, Cengiz Han’ın Korkulu Rüyası Celâleddin Harizmşah, Gençler İçin Kudüs, Gençler İçin Endülüs kitaplarını yayın dünyamıza kazandırdı. 100 Soruda Selahaddin Eyyubi, Gazze Destanı, Zamanın Müceddidleri ile Uhud Kerbela Gazze kitapları dikkatle okunan, hararetle takip edilen eserler arasında. Yazarımızın bugünlerde Müslüman Bilim Öncüleri adlı kitabı vitrinlere taşındı. Batı’nın Bizden (Ç)aldığı Buluşlar” ikinci adıyla dikkat çeken kitap dünyada bilinen birçok hatalı bilgiyi tashih ediyor, herkesi aydınlatıyor.
FUAT SEZGİN’İN İZİNDE
Eserde büyük allame Prof. Dr. Fuat Sezgin’den sık sık bahsediliyor. Mütevazı mezarının önündeki Gülhane Parkı’nda muhteşem müzesi bilinen ve gezilen bilim adamımızın şu sözü çok çok önemlidir: “Amacım, İslam topluluğuna mensup insanlara İsalm bilimlerinin gerçeğini tanıtmak, benlik duygularını olumsuz etkileyen yanlış yargılardan onları kurtarmak ve ferdin yaratıcılığına olan inancı onlara kazandırmaktır.” Yazarımız Ön Söz’e şöyle başlıyor: “Batıdan doğan güneş Endülüs, yüzyıllarca bilim ve medeniyetin Avrupa’da öncüsü oldu. Ondan kalan mirasın kıymetini bilmeyen zalim katolik zihniyet, işgalden sonra insanlarla beraber kitapları da yaktı. Bu muhteşem medeniyetten geriye kalan az sayıda eser, Avrupa’da ilim ve teknolojinin kaynağı oldu. Sadece Endülüs değil, Sicilya ve Bizans yoluyla da İslam bilim ve medeniyetine dair eserler Avrupa’ya aktı. Ortaçağ karanlığındaki Avrupa’nın bu eserleri anlayıp faydalanmaları için yüzyıllar geçmesi gerekiyordu. Çünkü Müslümanlar, dinlerinin bilim ve öğrenmeye verdiği önemin farkında olarak fethettikleri tüm ülkeleredeki kültür ve medeniyet değerlerini aldılar. Yüzlerce kitabı Yunanca’dan, Farsça’dan, Hintçeden Avrupa’ya çevirerek kısa zamanda bu bilgileri özümlediler. Onlara açıklama ve eleştiri yazmaya başladılar. En fazla iki yüzyıl sonra da artık yeni fikirlerle ve buluşlarla ortaya çıktılar. İşte bu şekilde dünya bilim tarihinin en önemli orta halkasını meydana getirdiler.”
KENDİMİZE DÖNMELİYİZ
Eserde özümüze, kendimize, sahip olduğumuz değerlere tekrar dönmemiz gerektiği vurgulanıyor ve şöyle deniliyor: “Müslüman Bilim Öncüleri’nin hayatını, eserlerini ortaya koymuş oldukları buluşları, gençliğimize mutlaka anlatmalıyız. Batılı bilim adamlarına mal edilen birçok keşif ve buluşun temel düşüncesinin Müslümanlardan çıktığını somut örneklerle ortaya koymalıyız.”
BİLİM HIRSIZLARI
Nurettin Taşkesen bir bakıma bize dünümüzü, mazimizi hatırlatıyor ve şöyle devam ediyor: “Müslümanlar Kur’an’ın ilk ayeti olan ‘Yaratan Rabbinin adıyla oku’ emrini, daha geniş anlamda ‘Kâinat kitabının okunması’ olarak yorumlayıp büyük bir araştırma ve inceleme seferberliği başlattılar. Fakat bu gayret 16. Asırdan itibaren durmaya ve gerilemeye başladı. Müslümanların sağlam temeller üzerine kurduğu bilimler Avrupalıların eline geçince, yüzyılların birikimini kendilerine mal ettiler. Neticede sekiz asırlık İslam Medeniyeti dönemini yok sayarak bilim hırsızlığı yaptılar. Yazılan eşsiz eserleri ve buluşları hiç çekinmeden çaldılar.” İşte Müslüman Bilim Öncüler, bu bilim hırsızlığını ispatlı bir şekilde ortaya koyarken, milletimizin ve bütün Müslümanların geçmişiyle iftihar etmesini de sağlıyor. Aşağılık kompleksinden kurtulup yeniden bilim ve dinin birlikte başardığı o parlak çağlara geri dönmenin zor olmadığını gösteriyor. Bu moral ile okuyucuya yeni hedefler gösteren eserin yazarı Nurettin Taşkesen Beyi yürekten kutluyorum. Eline, kalemine, gönlüne, yüreğine sağlık. Nice eserlere inşallah.
ESERİN MUHTEVASINDAN
Birinci bölümünde Müslüman kâşiflerin ve ilim adamlarının tanıtıldığı eserde yüzlerce konu etraflıca ele alınıyor. Bir kaçını burada zikretmekte fayda var. Bu konu başlıkları bile, meraklı gençlerimizin ve okuyucularımız dikkatini çekecektir: Cüzzam Hastalığı, Katarakt Ameliyatı, Ameliyat Aletleri Yapımı, Küçük Kan Dolaşımı, Mikrobun Tanımı, Cabir’in Teodoliti İsimli Aleti, “O” Rakamının Kullanılması, Ondalık Kesirlerin Kullanılması, Işığın Kırılma Süreci, Gökkuşağı Teorisi, İlk Motorsuz Uçağın Uçurulması, Deniz Yoluyla Hindistan’a Gidilmesi. Müslüman Bilim Öncüleri, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından bütün öğretmenlerimize, öğrencilerimize tavsiye edilmeli, bu emek ürünü kıymetli eser, bütün okullarımızın kütüphanelerini süslemeli ve özenelokunmalıdır.
YAVUZ SELVİ’NİN ESERLERİ
Prof. Dr. Yavuz Selvi’nin üç eseri yayımlandı. Kör Noktalarımız, Uyku ve Sosyal Jetlac. Kör Noktalarımız kitabının tanıtım metni şöyle: “Kör noktalarımız var. Kendimize itiraf edemediğimiz, fark edemediğimiz, kabullenemediğim, hatta inkâr ettiğimiz bir yanımız… İsteklerimiz, heveslerimiz, zaaflarımız, korkularımız… Yolculuk kendimizi tanıma yolculuğudur. Daha özgün ve tutarlı bir kimlik oluşturabilmek için kör noktalarımızı tanımaya ihtiyacımız var. Öğrendiklerimiz bir ‘sensör’ etkiliyle daha sonra oluşabilecek hataların önüne geçmemize yardımcı olabilir. Bu kitap gerçekte ne istediğimiz, nelerden korktuğumuzu ve gerçekte kim olduğumuzla ilgilidir. Kör noktalarımız tanımak kendimizi tanımaktır.”
UYKU MESELESİ
Uygu hakkında yazılanlar, çizilenler çok ama asıl uzmanları dinlemek gerek. Prof. Dr. Yavuz Selvi Uyku kitabında bilmediklerimizi anlatıyor, uykusuzluk çekenlere çözüm yolları öneriyor. Uykunun seyir defterinde bizleri şu konular bekliyor: Neden uyuyoruz, nasıl uyanıyoruz?, verimli bir uyku için ne yapmak gerekiyor?, Uykuda öğrenme olur mu?, Sınav başarısına giden yolda uyku zamanı ve süresi ne olmalıdır?= Uyku ile kanser, obezite ve kalp krizi oluşumu arasında nasıl bir ilişki var?, Gündüz uykusu yararlı mı, zararlı mı?, Uykuda yürüme, konuşma ve karabasan nasıl oluşuyor?, Daha az uyku ile daha fazla ferformans mümkün mü?, Uyku ile iyi hissetmek arasında bir ilişki var mı?, Uykumuzun bozuk olduğunu nasıl anlarız?, Modern uyku bilimi bize ne söyler, Derin uyku nedir, nasıl rüya görürüz?” Kitapta bu ve bunlar gibi uyku ile ilgili akla gelebilecek pek çok sorunun cevaplarını bulabiliyoruz. Kitabı, uyku ile derdi olanlara ve uykuyu merak edenlere tavsiye ediyorum.
ZAMAN VE TAKVİM
Prof. Dr. Yavuz Selvi’nin Saatini Şaşıran Beyin Sosyal Jetlag kitabının arka kapak yazısını okuyalım: “Zaman ve takvim nedir? 1 gün gerçekten 24 saat mi? Saniyeleri kim sayıyor?, Sosyal hayatımızı beynimizdeki saate göre nasıl ayarlayabiliriz?, Beynimizdeki saat şaşırırsa ne olur? Uyuma, yeme ve çalışma zamanı için en uygun saatleri nasıl buluruz?, Parlak ışıklar ve elektronik cihazlar sağlığımızı nasıl etkiliyor?, Evimizi nasıl aydınlatmalıyız? Beynimizin ritmine göre en doğru çalışma teknikleri nelerdir? Kitap, bozulmuş ritimler düzeltmemiz ve saatlerimizi doğal ritmine göre yeniden ayarlamamız konusunda bizi cesaretlendirecek.” Bütün bu eserler Folıant Yaynıevi’nden çıktı.