0
Yakın geçmişte "Yeni Anayasa" girişimlerini bastırma ve küçümseme gerekçesini hatırlayalım. Deniliyordu ki yeni bir anayasayı kurucu irade yapar, kurucu irade de ya devletin kuruluş aşamasında ya da ihtilal sonrasında söz konusu olabilir. Bu mantıktan hareketle, "Bu "Kurucu İrade'yi" (kurucu sözleşme) Meclis çoğunluğu ile yok etmeye çalışmak, hem işin doğasına, hem vicdana hem de Anayasa Hukuku'nun ruhuna aykırıdır," deniliyordu. (Cumhuriyet, 20.08.2009)
Buna göre bir devlet hangi anlayış ve irade ile kurulduysa öyle kalması gerekir. Onun temel felsefesinin dönüştürülmesine halk iradesi yetkili değildir.
Böyle bakıldığında halkın iradesine ipotek koymaktan başka anlama gelmeyen bu yaklaşımın demokrasiye ve insan hak ve hürriyetlerine aykırı bir anlayış olduğu ortadadır. Demokrasi'de halk temel haklar dışında her şeyi dönüştürebilir, değiştirebilir. Bunu teolojik gerekçeleriyle birlikte "Müslümanca Demokrasi" kitabımızda uzunca izah ettik.
Kurucu irade ile kast edilen halk değildir. Bir devletin ilk kurulduğu aşamadaki iradedir. Daha sonra ara dönemlerde yani ihtilal dönemlerinde oluşan iradeyi de kurucu irade kabul etmek mümkündür.
Peki, silahlı bir grubun yönetime el koyması ile elde ettiği güç yani "irade" meşru bir kurucu irade midir?
Meşruiyet ile ne kast edildiği elbette önemlidir. Yani devlet aygıtının halk üzerinde yetki kullanmasının meşruiyet kaynağı nedir konusu malum hep tartışmalıdır. Ama bu tartışmaların çoğu nasıl olmalıdır çerçevesinde yapıldığı için var olan otoritelerin meşruiyeti pek tartışılmamıştır. Tartışılsa da hep siyasi tartışma ve polemik bağlamında değerlendirilmiştir.
Çünkü artık kurucu irade yetkileri eline geçirmiş ve otoritesini ilan etmiştir. Bu çoğunlukla meşru kabul edilmek için yeterli görülmüştür de facto olarak. Onun için de facto durum yani fiili durum arkasındaki güç ile meşruiyet kazanmıştır hep.
**
Bu felsefi tartışmadan çıkıp 15 Temmuz günü kalkışılan darbe girişiminden oluşmuş olan geniş konsensüsten bir "kurucu irade" çıkar mı, ona bakalım.
Bu sorunun önümüzdeki aylarda Türkiye'de tartışılan bir konu olacağını düşünüyorum. Onun için bu konsensüsün yani uzlaşı zemininin niteliğinden söz etmek istiyorum.
Meclisin bombalanması ve halkın üzerine ateş açılması doğrudan şu anlama gelir: Ben halkı ve onun seçmiş olduğu meclisi tanımıyorum. Böyle bir darbe girişimi baştan meşruiyet kaynağını yitirmiş demektir.
Bunun içindir ki Mecliste grubu olan dört partinin ortak tepkisi ile karşılaştılar. Halkın direnişi ile bütün partilerin ortak deklarasyonu darbeye karşı geniş bir uzlaşı zemini doğurmuştur.
Erdoğan'ın Başkomutan sıfatıyla yaptığı "meydanlara çıkın" ve "ikinci bir emre kadar meydanları terk etmeyin" emrinin sadece muhafazakarlar ve dindarlar nezdinde değil toplumun her kesiminden ciddi yankı bulması Türkiye'de hatta dünyada çok az rastlanan bir "sivil irade" direnişidir.
"Alevi provokasyonu", "başı kesilmiş asker" ve "Erdoğan'ın Almanya'ya ve İran'a sığınma talebi" gibi provokasyonlara inanmaya meyilli küçük bir laik ve sol kesim dışında herkes sorunun Erdoğan'ın gitmesi kalması meselesi değil sorunun demokrasinin "beka" sorunu olduğunu düşündü. Bu refleks ile çağrıya karşılık verdi.
Bu geniş konsensüs bize göre bir sivil iradeden çok bir "kurucu irade" rolünü üstlenmiştir. Onun için ülkede çoktandır beklenen zihniyet dönüşümünün yapılmasına yetkili bir iradedir.
Bu kurucu irade ile bir "Yeni Anayasa" yapılmalıdır. Yeni Anayasa Türkiye'de demokrasi, bilim, ahlak, özgürlükler ve çoğulcu toplum tasarımını içeren bir medeniyet dönüşümünü hazırlayacak şekilde olmalıdır.
Bin yıllık medeniyet tasarımını içermesi muhtemel olan bu zihniyet dönüşümünü sadece siyasal kadrolarla değil geniş katılımlı bir vizyon ile düşünmek gerekir. Ancak böyle bir yaklaşım ile insanlık için "yeni şeyler" söyleyen bir "irade" kurmuş olursunuz. Bu bir şanstır. İnanıyoruz ki şer bildiğimiz bazı şeyler hayra vesile olabiliyor. Hayırlı Cumalar.