0
Bu yazımı kaleme almadan önce İstanbul'un iki ayrı ücra ilçesi; Silivri ve Şile'ye gittim, sonra gazete arşivlerini karıştırdım. Gördüm ki, mesele İstanbul'daki dilenciler ile sınırlı değil, tüm Türkiye'de dilencilik sorunu yaşanıyor. Suriye'de uzun süredir bir dram yaşanıyor. Suriye rejiminden kaçan yaklaşık 1 milyon insanı ülkemizde misafir ediyoruz. Yalnız; Suriyeli mültecilerin dilenciliğe devşirilmesi anlaşılır gibi değil. Gelir dağılımı düşük ilçeleri ve mesafe itibariyle ulaşımı daha zahmetli olan Şile ve Silivri gibi nüfus hareketlerinin az olduğu ilçeler de dahil olmak üzere; hemen hemen tüm ilçelerin ana caddelerinde, otobüs ve metro duraklarında sistematik bir biçimde dilencilik yaptıklarını görüyoruz. Bu durum, dilenciliği kazanç kapısı olarak gören girişimci eylemi olarak değerlendirilse bile bu kadar uzaklıkta dilenmek anlaşılır gibi değil.
Günlük hayatta ise, merhamet ve öfke duygularıyla sosyal hayatın bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Söz gelimi Batı'daki başkent veya büyük şehirlerde dilencilik sorunu, evsizlik veya parasızlık arasında doğrudan bir ilişki söz konusu olsa da, Türkiye'de yaşananlara baktığımızda Türk Devleti'nin barınma, yiyecek, giyecek, sağlık hatta eğitim gibi konularda ücretsiz destek verdiğini görüyoruz. Açıkçası bu tezatlıkta Suriye istihbaratı El-Muhaberat ve mafyavari komplo teorileri de akıllardan geçmiyor değil. Ancak somut bilgi olmadığı sürece havada kalmaktadır.
Türkiye, 1980'lerin başından itibaren göç eden Yunanistan ve Bulgaristan Türkleri'ne, 90'larda Boşnaklar, Irak Kürtleri, Çeçenler ve Arnavutlar'a ev sahipliği yapmıştır. Bir şekilde barınma, yiyecek ve giyecek yardımında bulunduğu gibi; devletin ekonomik imkanları iyileştikçe mültecilerin entegrasyonu konusunda daha gayretli yardımlar devam etmiştir.Lakin az önce yukarıda saydığımız etnik grupların haklı ihtiyaçları olmasına karşın, dilencilik mesleğini icra etmediklerinin de şahidiyiz. Neredeyse tüm kültürlere göre; dilencilik uygun bulunmamakla birlikte meşru görülmez, "ayıp/kötü" olarak nitelendirilir. Bugünlerde; adım başı görülen Suriyeli dilenciler için eski Türkiye döneminde sıkça zikredilen "Nerde Bu Devlet?" deyişiyle hayıflanılırken, İstanbul Valisi H. Avni Mutlu Suriyeli misafirler ile ilgili sayılarının 67.000 olduğu, her türlü bilginin kontrol ve kayıt altında tutulduğunu ve bu rakamın üzerine çıkma ihtimalinin olmadığına dair bir açıklama yaptı.
Mültecileri ve Hükümeti eleştirmek için dilenciler üzerinden değerlendirme yapılması doğru değildir. Lakin bu problemin bir an önce çözülmesinin gerekir. Aksi halde bu sorun toplum nezdinde ciddi sosyal travmalara yol açabilir. Zira K. Maraş ve G. Antep'te sınır vilayetlerde de –Hürriyet Gazetesi'nin GAP yayınlarının kışkırtıcı yayınlarından sonra- gerginliklerin çıkmasına neden olan "Suriyelileri İstemiyoruz" mitingleri yapıldı, yenilerinin ayak sesleri ise gayet net duyulmakta.
Osmanlı ve Abdülhamit ne yapmıştı?
"Osmanlı İmparatorluğu'nda Dilencilere Yönelik Devlet Politikaları ve Kamusal Söylemin Değişimi''isimli, (Osmanlı Tarihi / Sosyal PolitikaHaziran 2009 - tarihli) makalede Abdülhamit Han döneminde yaşayan mültecilerin, beraber getirdiği dilencilik sorunu irdelenmiştir.Makalede dikkat çeken sonuçlardan birisi, yaşlı ve hasta kimselerin dilencilik yapmasının meşru görülüyor olmasıdır. Hatta güvenlik görevlileri yaşlı ve hasta dilencileri rencide etmemesi için uyarılmıştır. Diğer taraftan, çalışabilecek durumda olanların dilencilik yapmaları meşru görülmediği gibi bu kişiler için kürek ve kırbaç ile cezalandırılmaları öngörülmüştür. Bu bağlamda İstanbul dışından insanların şehre gelmesi, işsiz-güçsüz dolaşması ve dilencilik yapmaları toplumsal düzenin bozulması olarak değerlendirilmiştir. Çalışabilecek durumda olanların ıslah edilmesi veya çalıştırılması için başka bölgelere göç ettirilmeleri uygun görülmüştür. Makalede dikkat çekilen diğer bir husus, 18.yy'da Halep Bölgesi'nde sertifikalı dilenci şeyhlerinin ve dilenci loncalarının oluşturularak daha sistematik hale getirildiğidir.
Abdülhamit döneminde, Sabah Gazetesi yayınlarında Galata Köprüsü üzerindeki dilencilerin oluşturduğu nahoş görüntüler sıkça ele alınmış, turistler tarafından çekilen fotoğrafların Osmanlı'nın dışarıdaki imajına büyük zarar verdiği dile getirilmiştir. Söz konusu haberlere göre gerek kılık kıyafet, gerekse temizlik açısından görsel olarak hoş görünmeyen bu dilenciler halkı, şehrin her bir köşesinde rahatsız etmektedirler. Makalenin devamında, tembelliğin önemli ahlaki sorunlar yarattığına dair yazı kaleme alınmış ve Halep Vilayeti'nde dilencilerin esnaftan daha fazla para kazandığı ve bu dilencilerin vilayetlere dağıtılmasının uygun olacağı kaleme alınmıştır.
28 Ekim 1900 tarihli bir haberde ise dilencilerin; kimsesiz düşkünler, ailesi olup da düşkün olanlar, çocuklar, genç kızlar ve kimsesiz kadınlar ile çalışmaya gücü yettiği halde dilencilik yapanlar olarak 4 gruba ayrılarak incelendiğini görüyoruz. Üçüncü gruptaki genç kızların sadece dilencilik değil fuhuş da yaptığı belirtiliyor, en tehlikeli grubun ise çalışma gücü olduğu halde dilencilik yapan 4. Grup olduğu vurgulanıyor. Yazıdaki çözüm önerisi ise, dilenciliği meslek haline getiren kişilerin bu alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçmeyecek oldukları ve polis tedbiriyle engellenmeleri gerektiğidir.
Sonuç olarak günümüzde yaşananlar ile Osmanlı döneminde yaşananlar arasında bir fark görülmemektedir. İstanbul'da polis/zabıta kontrollerinin yeteri kadar sıkı olmamasından ötürü, halk dilencilerden sürekli olarak şikayet ediyor. Taksim, Sultanahmet gibi turistik yerler başta olmak üzere tüm ülkedeki dilenci sorunu Osmanlı dönemindekiyle aynı. Hukuk-i Mevzuat bir şekilde düzenlenerek bu problem çözülmeli. Aksi halde telafisi zor olaylara sebebiyet verebilir.