Belki de en üsttekiler, en alta inişi düşünmeden tırmandılar . Çünkü yükseğe çıkmak kadar, oradan nasıl ineceğin de önemlidir. Tepeden aşağı düşmek, düz yolda yürürken tökezlemekten daha çok can acıtır. Makamın yüksekliği arttıkça düşüşün sarsıntısı da büyür. Bu yüzden makam ve mevki; adaleti koruyabilen, hakkı gözetebilen, işi ehline verebilen insanların elinde kıymetlidir.
Çünkü dünya, makamların uzun sürdüğü bir yer değildir. Bugün yüksek sandalyelerde oturanlar, yarın o sandalyelerden inerler. Eğer o makamda adaletle durmuş, hakkı gözetmiş, liyakati korumuşlarsa; ayrıldıklarında içlerinde bir huzur taşırlar. İnsan o ortamlarda şunu fark eder. Yükselişler bazen gerçek bir yükseliş değildir. Bazıları basamakları emekle, liyakatle ve alın teriyle çıkar. Bazıları ise makamın ağırlığını taşıyabilecek bir birikime sahip olmadan yükselir. Oysa en üsttekiler, en alta inişin de mümkün olduğunu bilerek tırmanmalıdır. Çünkü yüksekte olmak kadar, oradan nasıl ineceğin de önemlidir.
İşi ehline vermek sadece bir tercih değil, adaletin kendisidir. Bir görevin, onu en iyi şekilde yerine getirebilecek kişiye verilmesi; hem kuruma hem de insanlara karşı bir sorumluluktur. Emeğin, bilginin ve gayretin karşılık bulduğu yerlerde güven oluşur. İnsanlar çalışmanın ve üretmenin anlamlı olduğuna inanır.
Buna karşılık, liyakatin göz ardı edildiği yerlerde sessiz bir kırgınlık büyür. İnsanlar emeklerinin görülmediğini düşündükçe çalışma şevki azalır. Kurumların gücü sadece kurallardan değil, o kurallara duyulan güvenden gelir. Güven zedelendiğinde ise en sağlam görünen yapılar bile zamanla yıpranır.
Gerçek liderlik, makamın sağladığı yetkiyi kullanmak değil; o yetkinin hakkını verebilmektir. İnsanları kayırmadan değerlendirebilmek, hak edene hakkını teslim edebilmek ve emaneti doğru kişilere verebilmektir. Çünkü yönetmek, sadece karar mercii olmak değil, adaleti de tesis etmektir.
Güneş tepededir ve ışık verir. Ay gecenin karanlığında yol gösterir. Evlerimizin tavanındaki lambalar da bulundukları yeri aydınlatır.
Buna dair çocukluğumdan bir kesit sunmak istiyorum.
Güneş, ay, yıldızlar hep dikkatimi çeker inceler araştırırdım. Yüksekte olmasalar her yeri aydınlatamazlar derdim. Bir gün dedem sofa dediğimiz büyük salona kocaman bir ampul taktı. Her yer bambaşka aydınlandı. “Bu da tepede her yeri aydınlattı “dedim. Yıllar sonra Ninem Korkut hikayeleri kitabımıza şu cümle düştü gönül imbiğimden “Tepede duruyorsan ışık vermelisin”.
Yüksekte olmanın anlamı, çevresine ışık ulaştırabilmektir. İnsan; lider, yönetici ya da bulunduğu alanda önde gelen biri ise bilgisiyle yol göstermeli, adaletiyle güven vermelidir.
Liyakatle yükselen insan, bir gün görevinden ayrıldığında huzurla arkasına bakabilir. Çünkü ardında kırılmış haklar, kapatılmış yollar ve susturulmuş doğrular bırakmamıştır. Görevini bir emanet bilmiş, o emaneti taşıdığı süre boyunca hakkıyla korumaya çalışmıştır.
İşi ehline vermek, adaletin temel direklerinden biridir. Bir bina nasıl sağlam kolonlar üzerinde yükselirse, kurumlar da liyakat üzerine yükselir.
Hâk edilmeyen her yükseklik, altında bir boşluk taşır. Ve insan oradan indiğinde, bir tepeden düşmüş gibi sarsılır. Acısı sadece makamı kaybetmek değildir, vicdanın sessiz sorularıyla baş başa kalmaktır.
Bugün yönetici olan yarın sıradan bir vatandaş olarak hayatına devam eder. Ünvanlar değişir, görevler sona erer. Geriye kalan ise insanların hafızasında bıraktığımız izdir.
Adaletle karar vermiş olanlar ve insanlara ışık olunmuş bir ömür; hayırla anılmaya devam eder vesselam