Yaz mevsiminin kavurucu sıcaklarını yaşadığımız şu günlerde iklim değişikliğinin var olup olmadığını tartışmak yerine, onun hayatımızı nasıl değiştirdiğini konuşmamız gerekiyor. Mevsimlerin doğal dengesi bozulurken, bir bölgemizde aşırı sıcaklar nedeniyle ormanlarımız alevlere teslim oluyor, diğer bir bölgemizde ise aşırı yağışlar sel ve taşkınlara yol açarak can ve mal kayıplarına neden oluyor. Yaşanan bu olaylar, iklim değişikliğinin artık geleceğin değil, bugünün en önemli gerçeklerinden biri olduğunu açıkça göstermektedir.

Ülkemizde iklim değişikliğinden nasibini aldı Meteoroloji Genel Müdürlüğü iklim değişikliği verilerine göre; 2025 yılında Türkiye ortalama sıcaklığı 15,1°C ile 1991–2020 ortalaması olan 13,9°C’nin 1,2°C üzerinde gerçekleşerek son 55 yılın en sıcak beşinci yılı olmuştur.

2025 yılı alansal yağışı 414.9 mm ile 1991-2020 ortalaması olan 573.4 mm’nin %27,6 altında gerçekleşmiştir.

Yaşanan bu kuraklığın su kaynakları, tarım ve enerji ile birlikte birçok sektöre olumsuz etkileri olmuştur. 2025 yılında 1011 ekstrem olay gerçekleşmiştir. Bunlar %27 ile fırtına, %23 ile şiddetli yağış ve sel, %17 ile dolu, %11 ile kar, %7 ile don, %5 ile yıldırım düşmesi, %2 heyelan ve %2 ile hortum olmuştur.

Günümüzde yaşanan aşırı sıcaklar, ani seller, yıkıcı fırtınalar, kuraklıklar ve orman yangınları bunun en somut örnekleridir. Artık kuşların göç yolları değişiyor, mevsimler eski düzenini kaybediyor. Ancak tüm bunlardan daha tehlikelisi soframızda yaşanıyor.

Washington Post'ta yayımlanan ve Global Change Biology dergisindeki bilimsel araştırmaya dayanan habere göre, atmosferde hızla artan karbondioksit (CO₂) seviyesi buğday, pirinç, fasulye gibi temel tarım ürünlerinin besin değerini düşürüyor. İlk bakışta fark edilmeyen bu değişim, aslında insan sağlığını doğrudan tehdit eden küresel bir soruna dönüşüyor.

Araştırmalar, 1980'li yılların sonlarından bu yana protein, demir ve çinko gibi insan sağlığı için vazgeçilmez besin öğelerinde ortalama yüzde 3,2 oranında azalma meydana geldiğini ortaya koyuyor. Bu oran küçük gibi görülebilir. Ancak dünya üzerinde milyonlarca insanın yetersiz beslenme sınırında yaşadığı düşünüldüğünde, bu küçücük düşüş bile büyük sağlık krizlerinin habercisi olabilir.

İşin ilginç tarafı ise bitkilerin artık daha hızlı ve daha büyük büyümesi... Çünkü atmosferde artan karbondioksit bitkilerin gelişimini hızlandırıyor. Fakat bu büyüme kaliteyi artırmıyor. Topraktan alınan demir, çinko ve diğer mineraller aynı oranda artmadığı için bitkiler adeta karbonla şişiyor; besin değeri ise seyrelerek azalıyor.

Yani gelecekte vücudumuz ihtiyaç duyduğu vitamin ve mineralleri alamayabilir. Karnımız doyacak, ancak sağlıklı beslenmiş olmayacağız.

Bunun en ağır bedelini ise yoksul ülkelerde yaşayan insanlar ödeyecek. Çünkü bu bölgelerde yaşayan milyonlarca insan için buğday, pirinç ve baklagiller yalnızca birer gıda değil, aynı zamanda temel protein ve mineral kaynağıdır. Besin değerinin azalması; demir eksikliği, çinko yetersizliği, bağışıklık sisteminin zayıflaması ve özellikle kadınlar ile çocuklarda kansızlık vakalarının artması anlamına geliyor.

Kıymetli okurlarım, aslında iklim değişikliği artık yalnızca çevrecilerin konuştuğu bir konu değildir. Bu mesele ekonomi, tarım, sağlık, gıda güvenliği ve hatta ulusal güvenlik meselesidir. Bugün alınmayan her önlem, yarının daha ağır faturası olarak karşımıza çıkacaktır.

Türkiye de bu küresel değişimden bağımsız değildir. Kuraklık riskinin arttığı, su kaynaklarının azaldığı ve tarım alanlarının giderek daha fazla baskı altında kaldığı ülkemizde iklim değişikliğine uyum politikalarının gecikmeden hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır. Su kaynaklarını korumak, toprağın verimliliğini artırmak, sürdürülebilir tarım uygulamalarını yaygınlaştırmak ve karbon salımını azaltacak politikaları kararlılıkla uygulamak artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Kısacası, iklim değişikliği sadece hava durumunu değiştirmiyor. Soframızı, sağlığımızı, geleceğimizi ve çocuklarımızın yaşam kalitesini de değiştiriyor. Eğer bugün doğaya sahip çıkmazsak, yarın elimizde ne verimli toprak kalacak ne de sağlıklı nesiller.