0

Doksanlı yıllarda İslami camiaya mesafeli bir kuruma akrabasını ziyarete giden dostum, misafirhanede yakınının gelmesini beklemeye koyulur. Güleç, prezantabl ve de sakallı olan dostum, meraklı gözlerle etrafı seyrederken, biran kendisini süzen güvenliği fark eder. İnanışının doğallığıyla asık yüzlü güvenliğe tebessüm edince ise aldığı "niye sırıtıyorsun" cevabıyla sarsılır. Fakat "Müslüman kardeşine tebessüm etmek sadakadır" hadisiyle söze başlayan dostum, güvenlik görevlisinin kısa sürede sempatisini kazanır. Sohbetin sonunda, güvenliğin "Anlattıklarınızı aklım doğruluyor ama işime gelmediği için gönlüm kabul etmiyor" itirafı manidardır.

Geçtiğimiz haftanın iç siyasi gündemine Sn. Davutoğlu'nun Mardin ziyareti damgasını vurdu. Tam bir devlet-millet kucaklaşmasını izledik kadim topraklarda. Sn. Başbakanımızın "Sizlere hizmetkar olmaya geldik" kabilindeki duruşuyla sahaya inmesi ise bir o kadar önemliydi. Kendilerini "Kürt Halkının" temsilci sananlara, bu kucaklaşmayla "bizim muhatabımız millettir" mesajı veriliyordu. Bu yönüyle manifesto niteliğinde açıklanan eylem planı da bir cihetle "Sakın yeis'e düşmeyin, Devletiniz sizinle" anlamını taşımaktaydı.

Lakin ziyaret henüz bitmemişti ki, bazı sosyal ve görsel medya fitnecileri yine iş başına koyuldular. Demokrasinin geleneği olan eleştiri kültürünü hakaret zanneden bu güruh, yine bilindik sloganlar ve olmadık ithamlarla kamuoyu oluşturma derdeydiler. Bu kimselerin; en iyimser ihtimalle olayları anlamaması yahut hükümete olan kinleri, tamamen bir acziyet göstergesiydi. Sn. Başbakanımız tecrübesiyle bunları bilmiş olacak ki "Yeni Bir Milli Birlik Ve Kardeşlik Sürecindemuhatap milletin ta kendisidir. Herkesi muhatap alacağız, ama elinde silah olan kimseyi muhatap almayacağız. Herkesle konuşacağız, ama milletin ensesinde boza pişirenleri muhatap almayacağız" düşüncesini üstüne basa basa deklare etmişti. Ne var ki ellerinde malzeme kalmayanlar, bu sefer ifadeleri cımbızlıyor ve bu yapıcı projesi gölgelemeye çalışıyordu. Oysa "Birlik, Huzur ve Demokrasi Eylem Planı"; Millet vicdanıyla devlet aklını birleştirmenin, halka şefkat teröriste ise kudret göstermenin, kamu düzeni ile özgürlüğü birleştiren yeni bir Anayasa'nın, terörle mücadele esnasında oluşan sosyal yaraları sarmanın, yapıları yeniden imar etmenin, teröristlerin algı yönetimine karşı etkin bir iletişim sistemi inşasının ve yetkileri genişleyen yerel yönetimlerin istismar edilmesine asla izin verilmemesini içeren yeni bir konseptten başka bir şey değildi.

Her bir ayrıntısı derinlik arz eden söz konusu planın "Kapsamlı Bir Birleştirici Ruh Hareketi" adı altındaki son maddesi ise oldukça dikkat çekiciydi. Çünkü Balkanlar'dan Kafkasya'ya, Orta Doğudan Afrika'ya kadar uzanan Türk, Kürt, Arap, Türkmen, Sünni, Şii vs. tüm unsurların, ümmet birlikteliği yapması özlediğimiz bir tabloydu. Bu stratejiyle, ülkemizde oluşturulacak kardeşlik sinerjisinin tüm coğrafyaya yayılması sağlanacak ve bazılarının oyunları bozulacaktı.

Böyle bir düşünceye, bırakınız muhalefette bulunmayı nasıl hakaret edilebilirdi ki? Sanki birtakım aklı evveller girişteki hikayede de belirtildiği üzere, gerçekleriişlerine gelmediği için kabul etmiyordu. Tıpkı sözde stratejik ortağımızın, PYD'yi terör örgütü olarak görmemesi gibi. Peki, kudretli devletlerin DAEŞ' i, başka bir terör örgütü olan PYD ile yenmeye çalışmasına ne demeliydi? Ya, BM'nin sınırlarımızı mültecilere açma çağrısına. Neyse… Anlayacağınız birileri aklımızla alay ediyordu. Fakat biz, her şeyin farkındaydık.

Bu bağlamda; ülkemizin bekası adına milli duruş sergilenmesi gereken bir dönemden geçiyoruz. Böyle bir zamanda ihtirasların, vicdanımızın önüne geçmesine ise kesinlikle müsaade edilmemeli. Kaldı ki ülkemizin bugün maruz kaldığı eylemleri; sadece yetkililerin değil, tüm Türkiye'nin sorunu olarak görmeliyiz. Unutmayın! Bu kervan cızırtılara rağmen yürüyecek ve menzile ulaşacaktır. Aksi bir tutum inanın maktulden ziyade faile zarar verecektir. Bizden söylemesi

Vesselam