Gelecek tasavvurumuzda müzmin bir hata var: Sanki yapay zeka kendi şeridinde, kripto başka bir patikada, biyoteknoloji ise bambaşka bir mecrada ilerliyormuş gibi düşünüyoruz. Oysa tarih bize bambaşka bir hakikati fısıldıyor.
Demiryolu icat edildiğinde telgraf zaten vardı. İkisi de tek başına kıymetliydi lakin asıl büyük servet, bu ikisinin "kavuştuğu" noktada doğdu. Ortaya "koordineli lojistik" diye devasa bir sektör çıktı ve ilk sanayi milyonerlerini o yarattı.
Mantık basitti: Biri yükü taşıdı, diğeri bilgiyi. İkisi birleşince ne oldu? Vagonun nerede olduğunu, hangi istasyonda neyin beklediğini anlık bilir hale geldik. Bu kadar basit bir denklem, koca bir sanayi devrimini tetikledi.
Aynı filmi internetle de seyreyledik. İnternet vardı, cep telefonu vardı. İkisi ayrı telden çalıyordu. Ne zaman ki bu ikilinin yolları kesişti; işte o an cebimizde bilgisayar taşımaya başladık, "Uygulama Ekonomisi" doğdu. Bugünün teknoloji devleri, işte tam o kavşakta filizlendi.
Şimdi ise tarihi bir kırılma anının tam ortasındayız. Yapay zeka, blokzincir, biyoteknoloji ve iklim teknolojileri aynı anda, aynı hızla büyüyüp birbirinin içine giriyor. Sorun şu: Çoğumuz hâlâ bunlara tek tek bakıyoruz. Oysa bereket hiçbir zaman tekil trendlerden gelmedi. Büyük servetler, iki veya üç dev dalganın birbirine çarptığı o dar geçitlerde saklı.
Sağlıkta manzara: "Testiyi kırmadan önce"
Önce memleketimizdeki manzaraya bir bakalım. TÜİK'in açıkladığı son rakamlara göre, 2024 yılında Türkiye'de devletin kasasından ve vatandaşın kendi cebinden sağlığa çıkan toplam fatura 2,3 trilyon lirayı buldu. Kişi başına düşen sağlık harcaması 27 bin 587 lira oldu.
Bu devasa meblağın aslan payı neye gidiyor? Hastalık kapıyı çaldıktan sonraki tedaviye. Yani iş işten geçtikten sonrasına.
Peki ya hastalığı daha gelmeden kapıdan çevirebilseydik? 2028 vizyonu işte burada devreye giriyor. Kişisel sağlık yapay zekası artık bir ütopya değil. Sistem size, "Yedi yıl sonra Tip 2 diyabet olma ihtimalin yüzde 73" diyecek. Ama sadece felaket tellallığı yapmayacak.
Vücudunuzun mitokondri yapısına göre idman, bağırsak floranıza uygun beslenme reçetesi yazacak. 18 ay sonra bir bakacaksınız, o risk yüzde 8'e inmiş. Hastalığı, henüz ortada yokken yenmiş olacaksınız. AlphaFold2 bugünden protein yapılarını çözüyor, PathAI kanseri doktordan önce görüyor. Bunlar gelecek değil, bugünün gerçeği.
Dijital dünyada "İtimat" sorunu
Kripto deyince aklımıza hemen Bitcoin geliyor ama asıl devrim orada değil. Blokzincir dediğimiz teknoloji, "sahtelenemeyen dijital kimlik" inşa ediyor. Aynı anda yapay zeka, herkesin kusursuz sahte videolarını üretebilir hale geliyor.
Müthiş bir keşmekeşin eşiğindeyiz: Bir yanda her şeyin doğrulanabildiği bir altyapı, diğer yanda gözümüzle gördüğümüze bile inanamadığımız bir dünya. Peki kimin gerçek, kimin sahte olduğunu nasıl ayırt edeceğiz?
Worldcoin gözbebeğinizi tarıyor, Ethereum size dijital bir kimlik veriyor. Üç yıl içinde oyunun kuralı değişecek. 2028'de kimliğin patronu siz olacaksınız. İşe girerken patrona "diplomama bakabilirsin" diyeceksiniz ama sadece 72 saatliğine! Süre dolunca erişim kapanacak. Hiçbir aracı şirket verinizi saklayamayacak. Güvenin olmadığı dünyada, itimadı teknoloji sağlayacak.
Karbonun iktisadi yüzü
İklim meselesini sadece "çevre koruma" sanıyoruz ama işin rengi aslında iktisadi. Şirketler kirlettikleri havayı dengelemek için "karbon kredisi" almak zorunda. Ancak şu an sistem kağnı hızında ve karmaşık. Hangi kredi gerçek, hangisi değil belli değil.
2028'de bu iş borsaya dönüşecek. Şirketinizin bin ton karbon mu dengelemesi gerekiyor? Tek tıkla, hangi ormanı koruduğunuzu görerek alacaksınız. Akıllı sözleşme o krediyi anında emekliye ayıracak. Hile yok, bekleme yok.
Avrupa Birliği sınırda karbon vergisi sopasını gösterdi bile. 2035'te karbon, bu gezegende en çok işlem gören emtia olacak. Tahıl veya petrol gibi düşünün ama tamamen dijital.
Eğitimdeki hesap çarşıya uymuyor
Gelelim en can yakıcı konuya, zülfüyâre dokunalım: Eğitim. Hesap ortada: Dört yıl lisans, bir yıl da zorunlu hazırlık... Etti mi size beş yıl? Yıllık okul ücreti, barınması, yemesi içmesi derken bir ailenin cebinden çıkan para bugünün kuruyla tam 5 milyon TL.
Peki karşılığı? Piyasada alacağınız başlangıç maaşı, eğer gerçekten şanslıysanız ve kendinizi çok iyi yetiştirdiyseniz ancak 50-60 bin lira.
Matematiği yapın: 5 milyonluk yatırımın geri dönüşü, hiç yemeden içmeden maaşı kenara koysanız bile neredeyse 8 yıl sürüyor. Ömrünüzden giden 5 yılı saymıyorum bile. Bu devran artık dönmüyor. Khan Academy veya Duolingo bugün sadece yardımcı oyuncu olabilir ama 2028'de başrol olacaklar.
Yapay zeka öğretmeniniz, Sokratik yöntemle, yani size cevabı vermeden düşündürerek öğretecek. Müfredat size göre eğilip bükülecek. Dört yıllık diplomaların yerini, üç-altı ayda kazanılan "keskin yetkinlik setleri" alacak.
Mayalamaktan kodlamaya
Eğitimdeki bu dönüşüm, biyolojiyi de yeniden tanımlıyor. "Sentetik biyoloji" lafını duyunca irkiliyoruz. Oysa atalarımız yoğurt mayalarken, peynir yaparken de biyolojiyi kullanıyordu. Tek fark, onlar deneme-yanılma ile yapıyordu, biz şimdi kodluyoruz.
2028'de biyoloji, yazılım mühendisliğine dönüşecek. "Plastiği yiyen bir enzim istiyorum" dediğinizde, yapay zeka o DNA dizilimini saniyeler içinde tasarlayacak. Simülasyonunu yapacak, bakteriye yükleyecek. Yıllar süren laboratuvar süreçleri haftalara inecek. İklim krizinden çıkışın anahtarı belki de bu tasarlanmış mikroorganizmalarda saklı.
Komşudan "İmece usulü" enerji
Biyoloji doğayı dönüştürürken, enerji de evlerimizi dönüştürüyor. Bugün sistem tek yönlü: Santral üretir, siz faturasını ödersiniz. Ama güneş panelleri ucuzladı, bataryalar her haneye girmeye başladı.
Brooklyn'de, Avustralya'da denemeleri yapılıyor. 2028'de her ev, kendi kendine yeten mini bir elektrik santrali olacak. Öğlen güneşinde çatınızda ürettiğiniz fazla elektriği, akşam komşunuza otomatik olarak satacaksınız. Arada dağıtım şirketi yok, komisyoncu yok.
Eviniz enerji üretecek, bataryanız sizin adınıza ticaret yapacak. Almanya'da Sonnen örneğinde olduğu gibi; basit bir koordinasyon, muazzam bir değer yaratacak.
Çiftçilikte "ilmek ilmek" dönemi
Enerjideki bu otonom yapı, tarlaya da iniyor. Tarıma bakınca ne görüyoruz? Yaşlanan çiftçiler, kimsenin yapmak istemediği meşakkatli bir iş ve her yıl sürpriz yapan bir iklim.
2028'de otonom çiftlikler devreye girecek. Yüz dönüm arazi düşünün, insan yok. Yapay zeka tarladaki her bir kök bitkiyi kamerayla tek tek izleyecek. Hastalık mı var? Robot sadece o hastalıklı bitkiye müdahale edecek. Tüm tarlayı zehirlemeye son.
Sonuç: Yüzde 40 fazla ürün, yüzde 90 az işçilik. Tarım, verimsiz bir uğraş olmaktan çıkıp, teknoloji devlerinin rekabet ettiği bereketli bir sektöre dönüşecek.
Oyun oynamak mı, ekmek kapısı mı?
Tarladan dijital dünyaya, oyun sektörüne geçelim. 2021'de Filipinler'de Axie Infinity ile denenen modelde oyunlar sıkıcıydı, maksat sadece paraydı. İnsanlar asgari ücretin üzerinde kazandı ama sistem sürdürülemedi.
2028'de oyunlar önce eğlenceli olacak. Ama bir farkla: Yarış oyunundaki arabanızın tapusu sizde olacak. İsterseniz kiraya verecek, isterseniz satacaksınız. Gerçek dünyada sıfırdan servet yapmak zordur ama dijital ekonomilerde yetenekli bir oyuncu, sıfır sermayeyle servet biriktirebilecek. Eğlence ve finans artık iç içe.
7/24 Dijital dert ortağı
Beden sağlığından bahsettik, peki ya ruh sağlığı? Burada durum vahim. Ipsos'un 2024 raporuna göre Türkiye, dünyada psikolojik sorunlarla mücadelede ABD'den sonra ikinci sırada. Her 100 kişiden 38'i bir sorunla boğuşuyor. Terapiste ulaşmak zor, randevu bulmak mesele, seans ücretleri malum.
2028'de yapay zeka terapistiniz cebinizde, 7/24 yanınızda olacak. Sizin bile fark etmediğiniz ruh hali değişimlerinizi ses tonunuzdan anlayacak. "Babanla konuştuktan sonra hep sesin geriliyor, gel buna odaklanalım" diyen bir asistan düşünün. Ağır travmalar için insan uzmanlar kalacak ama günlük psikolojik destek tamamen dijitalleşecek. Sigorta şirketleri de bunu destekleyecek çünkü kriz büyümeden çözmek çok daha ucuz.
Binde bir ev sahibi olmak
Son olarak, barınma krizi ve mülkiyet... Ev almak hayal oldu. Büyükşehirlerde milyon liraları denkleştirmek imkansız gibi. Gayrimenkul güvenli liman ama parası olana.
2028'de bir evin tamamını değil, "binde birini" 100 dolara alabileceksiniz. Blokzincir sayesinde Tokyo'da, New York'ta ve İstanbul'da aynı anda ev sahibi olabileceksiniz. Paraya mı sıkıştınız? Tapu dairesinde aylarca beklemek yok; hissenizi borsada satar gibi anında satabileceksiniz. Mülkiyet artık "kesirli" ve herkes için erişilebilir olacak.
Peki, rota nereye?
Geleceği okumak istiyorsanız tek bir teknolojiye saplanıp kalmayın. Demiryolu ve telgraf örneğini hatırlayın.
Sıradan bir insan ne yapmalı? On iki farklı çarpışma noktası saydık, hepsine yetişemezsiniz. Kendinize dürüstçe sorun: Bu alanlardan hangisi kanınızı kaynatıyor? Hangisine kafa yormaktan keyif alıyorsunuz?
Teknik bir geçmişiniz varsa yapay zeka ve biyo-tasarım; ticaret kafanız varsa finans ve sigorta; yaratıcıysanız oyun ve eğitim tarafına bakın.
Stratejinizi "tedbirli tüccar" mantığıyla kurun: Enerjinizin yüzde 70'ini mevcut işinize verin, faturalar ödensin. Ama yüzde 20'sini mutlaka bu gelecek senaryolarından birinde uzmanlaşmaya ayırın. Yüzde 10'uyla da yeni şeyler deneyin.
Unutmayın; tarih boyunca servet, trendleri uzaktan seyredenlere değil, bu kesişim noktalarını önceden görenlere aktı. Soru şu: Siz hangi kavşakta bekleyeceksiniz?