Bir toplumu çökertmek için her zaman silah gerekmez. Bazen ekranlar yeter. Bazen sloganlar yeter. Bazen milyonları aynı anda meşgul eden yapay gündemler yeter. İnsanların düşünmesini, sorgulamasını, acıya yönelmesini engelleyen her araç; görünüşte masum olsa da sonuçta bir uyuşturucuya dönüşebilir.

Bugün bunun en güçlü örneklerinden biri futboldur.

Futbol, özünde bir spor olabilir. Koşmak, dayanıklılık kazanmak, takım ruhu geliştirmek elbette kötü değildir. Ancak her meşru şey faydalı değildir. Her serbest olan şey insanı yükseltmez. Nice şey vardır ki yasak değildir ama insanı oyalar, tüketir, gaflete sürükler.

Büyük düşünür Ali Şeriati çok çarpıcı bir uyarıda bulunur: “Tribünlerden gelen sesler, süren savaşlardaki mazlumların sesini kısıyorsa, futbol afyondur.”

Bu söz sadece futbolu değil, bütün çağdaş oyalama düzenini anlatır. Eğer bir toplum, stadyumdaki tezahüratı duyup bombalar altındaki çocukların çığlığını duymuyorsa… Eğer bir gol sevinci, bir yetimin gözyaşından daha fazla yankı buluyorsa… Eğer maç sonucu manşet olurken zulüm dipnotta kalıyorsa… Orada spor değil, uyuşturulmuş bir bilinç vardır.

Bugün insanlar takımının puan durumunu ezbere biliyor; fakat ümmetin hangi coğrafyada kan ağladığını bilmiyor. Futbolcunun maaşını biliyor; fakat komşusunun aç olduğunu bilmiyor. Transfer haberlerini takip ediyor; fakat çocuklarının ahlakî gidişatından habersiz yaşıyor.

Asıl felaket budur.

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak için boş sözleri satın alır.” (Lokman, 6)

Âlimler bu ayette geçen “boş söz” ifadesini insanı hakikatten uzaklaştıran her meşguliyet olarak açıklamışlardır. Her çağın oyuncağı değişir; fakat gafletin mantığı değişmez.

Resûlullah (sav) buyurur:

“Kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi, kişinin Müslümanlığının güzelliğindendir.” (Tirmizî)

Bugün milyonları ilgilendirmeyen şeyler, sanki hayatın merkezi gibi sunuluyor. Bir kulüp yenildi diye şehirler geriliyor. Bir hakem kararı yüzünden insanlar birbirine küfrediyor. Aynı kıbleye yönelen insanlar, forma renkleri yüzünden düşmanlaşıyor.

Bu yalnızca spor sevgisi değildir; bu kimlik kaybıdır.

Fanatizm, insanın aklını teslim etmesidir. Artık hakkı değil takımını savunur. Adaleti değil menfaatini savunur. Doğruyu değil aidiyetini savunur. Böylece kardeşlik parçalanır, akıl körelir.

Bir başka yara da bahis ve iddaa illetidir.

Futbol artık sadece seyredilen bir oyun değil; nice genç için kumarın giriş kapısıdır. Emek vermeden kazanma hırsı aşılanıyor. Maaşlar kuponlara gömülüyor. Evlerin bereketi kayboluyor. Borçlar büyüyor. Psikolojiler çöküyor. Nice aileler bu görünmez batakta dağılıyor.

Allah Teâlâ buyurur:

“Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları şeytan işi pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.” (Mâide, 90)

Bahis sadece para kaybettirmez; karakter de kaybettirir. Sabır yerine hırs verir. Tevekkül yerine tesadüfe bağlar. Çalışma ahlakını öldürür.

Bugün bir âlim konuştuğunda sessizlik oluyor. Bir öğretmen nasihat ettiğinde ilgi az oluyor. Bir mazlum yardım istediğinde birkaç kişi duyuyor. Ama bir futbolcu saçını değiştirince memleket konuşuyor. Bir maç sonrası saatlerce yayın yapılıyor. Bir transfer haberi, insanlık dramlarından daha çok ilgi görüyor.

İşte Ali Şeriati’nin sözü burada yeniden yankılanıyor: Eğer tribün sesi mazlumun sesini bastırıyorsa, orada top değil afyon dolaşıyordur.

Elbette spor olsun. Gençler koşsun, güçlensin, sağlıklı yaşasın. Ama spor; namazı unutturuyorsa, aileyi ihmal ettiriyorsa, kalbe kin dolduruyorsa, kumara kapı açıyorsa, zulme karşı duyarsızlaştırıyorsa artık adı spor değildir.

Bugün nice insanlar maç sonucu için sabaha kadar uyanık kalıyor; sabah namazına kalkamıyor. Takımı için kavga ediyor; annesine bir bardak su vermeye üşeniyor. Tribünde bağırıyor; mazlum için susuyor.

Ey Müslüman!

Kalbini geri al.

Vaktini geri al.

Gündemini geri al.

Seni oyalayan şeyleri tanı.

Çünkü insan, tribünlerde kaybolmak için değil; hakkın safında durmak için yaratılmıştır.