Bugün gençliğe bakıyoruz… Kalabalıklar içinde yalnız, imkânlar içinde huzursuz, özgürlük sloganları arasında esir bir nesil. Ekranların ışığında büyüyen ama kalbi kararan bir gençlik. Soruyoruz: Bu kadar imkân varken neden bu kadar bunalım var? Bu kadar iletişim varken neden bu kadar yalnızlık var?

Cevap acı ama nettir: Çünkü insan Rabbini unuttu.

Allah’ı isim ve sıfatlarıyla tanımayan bir kalp, boşlukta savrulan bir yaprak gibidir. Dayanağı yoktur, yönü yoktur, huzuru yoktur. Oysa Kur’an bu hakikati en yalın şekilde ortaya koyar:

“Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra’d, 28)

Bu bir temenni değil, bir tespittir. İlahi bir kanundur. Kalp, fıtrat gereği Rabbine muhtaçtır. O’ndan kopan bir kalp, dünyayı kazansa bile iç huzurunu kaybeder. Çünkü insan sadece etten ve kemikten ibaret değildir; onun asıl varlığı ruhtur ve ruhun gıdası da ancak Allah’ı tanımak ve O’na yönelmektir.

Bugün gençlerin yaşadığı bunalımların büyük bir kısmı, varoluşsal boşluktan kaynaklanıyor. “Ben kimim? Neden yaşıyorum? Ölümden sonra ne olacak?” sorularına cevap bulamayan bir zihin, kaçınılmaz olarak karanlığa sürüklenir. İşte bu noktada maneviyat bir lüks değil, bir zorunluluktur.

Allah’ı er-Rahman olarak tanıyan bir insan, merhametsizliğin ortasında bile umut bulur.

Allah’ı el-Adl olarak bilen biri, dünyanın adaletsizlikleri karşısında yıkılmaz.

Allah’ın el-Hakîm olduğunu idrak eden, başına gelen hiçbir musibeti anlamsız görmez.

Resûlullah (s.a.v.) bu hakikati şöyle ifade eder:

“Mü’minin hali ne hoştur! Onun her işi hayırdır. Bu durum sadece mü’mine hastır. Başına bir nimet gelse şükreder, bu onun için hayır olur. Bir sıkıntı gelse sabreder, bu da onun için hayır olur.” (Müslim)

Bu bakış açısına sahip bir insan, hayatın darbeleri karşısında parçalanmaz. Çünkü o bilir ki her şey Allah’ın kontrolündedir ve hiçbir şey O’nun izni olmadan gerçekleşmez.

Ancak bugün gençlik, bu bakış açısından koparılmış durumda. Onlara başarı anlatılıyor ama tevekkül öğretilmiyor. Onlara özgüven aşılanıyor ama kulluk bilinci verilmiyor. Onlara hazlar sunuluyor ama anlam verilmiyor. Sonuç? Derin bir boşluk, sessiz bir çöküş…

Şunu açıkça söylemek gerekir: Maneviyat eksikliği, modern çağın en büyük salgınıdır. Ve bu salgın, ilaçla değil, imanla tedavi edilir.

Elbette psikolojik destek bazı durumlarda gereklidir ve küçümsenemez. İnsan bedeni gibi ruhu da bazen profesyonel yardıma ihtiyaç duyabilir. Ancak şu gerçeği görmezden gelemeyiz: Allah ile bağı güçlü olan bir kalp, birçok fırtınayı daha baştan yaşamaz ya da çok daha güçlü atlatır.

Kur’an’da Rabbimiz şöyle buyurur:

“Kim Benim zikrimden yüz çevirirse, onun için dar bir geçim vardır.” (Tâhâ, 124)

Dikkat edin: “Dar geçim”… Bu sadece maddi fakirlik değildir. Bu, kalbin daralmasıdır. Nefes alıp verdiği halde boğuluyormuş gibi hissetmektir. İşte bugün milyonlarca gencin yaşadığı tam olarak budur.

Öyleyse çözüm açık: Gençliği yeniden Allah ile buluşturmak.

Onlara sadece bilgi değil, marifetullah öğretmek.

Sadece başarı değil, teslimiyet kazandırmak.

Sadece dünya değil, ahiret bilinci vermek.

Çünkü Allah’ı gerçek manada tanıyan bir insan, yalnız kalmaz. Çünkü o bilir ki:

“Allah kuluna yetmez mi?” (Zümer, 36)

Ve gerçekten bilen için, bu soru değil; bir cevaptır.