0
Türkiye-Mısır ilişkileri, Cumhuriyetin ilk yıllarından, daha da eskiye gidersek Mehmet Ali Paşa döneminden beri iyi değildi. Arap Baharı'ndan sonra, tabandan yukarı başlayan değişimin süreklilik kazanacağı düşünülürken, Mısır'da halkın seçtiği Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi 3 Temmuz 2013 günü askeri darbe sonucu devrildi. Başbakan Erdoğan, Mısır darbesine ilkesel ve siyasal açıdan, haklı olarak karşı çıktı. Mısır cunta yönetimi ise; bu eleştirileri Mısır'ın iç işlerine karışmakla suçladı. Karşılıklı olarak büyükelçilerin geri çekilmesinden sonra Türkiye-Mısır diplomatik ilişkileri maslahatgüzar düzeyine indirilmişti. Sisi liderliğindeki darbe rejimi göreve geldi.
Mısır'da darbe sonrasında Erdoğan özelinde Türkiye karşıtı olumsuz bir propaganda yapılmaktadır. Başta el-Ahram gazetesi olmak üzere; Türkiye karşıtı yayınları sürekli olarak TV ve gazetelerde bulmak mümkün. Her ne kadar Mısır Dışişleri Bakanı Nebil Fehmi, iyimser söylemlerde bulunsa da, Mısırlı diplomatların Türkiye aleyhine agresif tutumları aynı sertlikte devam ediyor.
Son yapılan katılımın % 47 olduğu genel seçimde, Sisi % 97 oy al(dırıl)arak, Mısır'da Cemal Nasır ile başlayan asker kökenli Cumhurbaşkanlarının son halkası oldu. Türkiye'de yakın tarihte, Cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Başbakan'ın kazanacağına kesin gözüyle bakılıyor. Dolayısıyla Türkiye-Mısır ilişkilerinin iyileşmesini önümüzdeki dönemde Erdoğan-Sisi ilişkileri üzerinden okumak, kısa ve orta vadede imkansız görünmektedir.
Türkiye ve Mısır ilişkilerinde yakın dönemde buzların kırılması mümkün görülmüyor. Erdoğan ve Sisi'yi bir araya getirmek de mümkün değil (ki gelmeleri de gerekmiyor),bundan sonra Türkiye-Mısır ilişkilerine üçüncü aktör veya kurumlar sorumluluk almalıdır.
Kültürel ve Ticari Diplomasi
Davutoğlu'nun kaleme aldığı Stratejik Derinlik'te de belirttiği gibi kültürel ve ticari diplomasi uygulamalarını, Mısır'la ilişkilerimizde süratle devreye sokmalıyız. Bunların başında TOBB – İTO – MÜSİAD – ASKON – TUSKON – TÜSİAD gibi örgütlerin, başat aktör olmaları gerekir. Hatta Türk Hükümeti tarafından da desteklenmelidir. Mısır, ekonomisinin yavaşladığı bir dönemden geçerken Türkiye ile ekonomik ilişkileri askıya alması açıkçası rasyonel bir politika olarak görülmemektedir. Darbeden önce turizm dışında ciddi geliri olmayan Mısır ekonomisi, bir şekilde Türk şirketleri ve sivil toplum örgütleri ile entegre edilmelidir.
Bununla birlikte popüler kültür enstrümanlarından bazıları Türkiye-Mısır ilişkilerinde uygulanmalıdır. Mısır'da, futbolu kitlelerin afyonu olarak görebiliriz. Bir dönem Türkiye'de top koşturan Mısırlı futbolcu Ahmed Hassan, bu konu için iyi örneklerden birisidir. Zira sportif ilişkiler geniş kitleler üzerinde, etki yapabilmektedir. Bununla beraber, özellikle Ortadoğu'da birçok ülkede etkisi gözlemlenen Türk dizileri, Mısır'la ilişkilerin yeniden tesisinde rol alabilir. Türk ve Mısırlı aktör/aktrislerin ortak yapımı olacak dizi veya yarışma programları gösterime girebilir. ABD, Hollywood'u kendi dış politikasında araç olarak kullanırken, Türkiye'nin de sanatsal faaliyetleri menfaatleri doğrultusunda yönlendirmesi gerekir.
Mısır'la ilişkileri geliştirecek diğer bir unsur mekik diplomasisi diye adlandırdığımız Türkiye'nin arabuluculuk rolü. Nil sularının paylaşımı noktasında Mısır, Etiyopya ve Sudan arasında uluslararası bir kriz yaşamaktadır. Mısır'ın yanı sıra, Afrika'daki 9 ülkeyi de (Sudan, Etiyopya, Ruanda, Burundi, Tanzanya, Eritre, Kenya, Uganda ve Kongo)ilgilendirmektedir. Mübarek ve Mursi dönemlerinde gerilimlere neden olan, Etiyopya'nın Hedasi Barajı'nın inşaatında Nil nehrinin kollarından birinin (Mavi Nil) değiştirilmesi, Mısır açısından su güvenliğine zarar verilebileceği endişesi taşımaktadır. Türkiye, uluslararası anlaşmazlıklarda aldığı arabuluculuk sorumluluğuyla bu konuda inisiyatif almalıdır.
Türkiye, 21.yy'da özellikle Ortadoğu ve Afrika başta olmak üzere, birçok insanın/ülkenin umudu haline geldi. Irak, Suriye ve son olarak Mısır'da yaşanan hadiselerin, salt bölge ülkelerinin iç dinamiklerinin etkisinden ziyade, İngiltere başta olmak üzere ABD-İsrail-Rusya-İran gibi ülkelerin ekonomik ve siyasi menfaatlerine göre şekil aldığını unutmamamız gerekir. Dolayısıyla dış politikada motivasyon kaybedilmemelidir. Bu bağlamda Türkiye, Ortadoğu'nun şekillenmesinde daha aktif/ısrarcı bir rol eğilimine girmelidir.