0

İlk 3 yazımızda Erdoğan sonrası Türkiye'yi bekleyen krizi anlatmaya çalıştık.

Yazı dizimizin sonuncusu olan bu yazıda da Ak Parti hareketinin çeperlerine tutunan "yabancıların", Ak Parti'nin değişim iradesi önünde nasıl bir "bariyer" oluşturduğuna, bunların kim olduğuna ve ne yaparak Ak Parti hareketine zarar verdiğine değinelim.

Tayyip Erdoğan gibi siyaset çıtasını üst seviyeye çıkartmış bir liderden sonra Ak Parti'nin başına geçecek bütün Genel Başkanlar Erdoğan ile kıyaslanacaktı kuşkusuz.

Nitekim Davutoğlu da kıyaslandı…

Burada bir sorun yok. Bu kıyasın yapılması gayet normal.

Ne var ki, Erdoğan ile Davutoğlu arasında yapılan kıyas, eğer bir ölçü dahilinde yapılmıyorsa, eğer insaf ve etik sınırlarını aşıyorsa bu normal değil.

Uzunca bir zamandır, üstelik gittikçe artan bir dozda, kendisini "reisçi" ilan etmiş ama Erdoğan'ın hayat felsefesinden uzak, değerlerinden, dünyasından, bakış açısından ve yaklaşımından beri olan birileri ısrarla ve inatla Davutoğlu'na had bildirmeye, onu sigaya çekmeye çalışıyor.

Bunu o kadar abarttılar ki, Erdoğan öksürse, "Davutoğlu 'çok yaşa' demedi ama" diyecekler neredeyse.

Davutoğlu'nun haberi olsun veya olmasın, herhangi bir yerde, herhangi bir makamda, herhangi birisi Erdoğan'la ilgili bir cümle kursa, o kişiye ilişkin, "ama Davutoğlu, Erdoğan'a cümle kuran o kişiye cevap vermedi" diye tatava yapıyorlar.

Üstelik bunu, Genel Başkanlık makamını kendi eliyle Davutoğlu'na teslim eden Erdoğan için yapıyorlar güya.

Oysa Erdoğan'a saygısı, muhabbeti olan bir kimseden, Erdoğan'ın Genel Başkan ilan ettiği kişiye de saygısı, muhabbeti olmalı.

Güya dava için yaptıklarını söylüyorlar, kendilerini böyle pazarlıyorlar.

Ne var ki, "davaya" en büyük zararı bu kişiler veriyor.

Hatırlayın, Ak Parti iktidarından önce yıllarca eleştirdiğimiz bir şey vardı.

Köşelerinde taht kurmuş ehlikeyf yazarlara, gazetecilere, siyasetçilere had bildirmeye çalıştıkları için, siyasi parti genel başkanlarını dize getirmek istedikleri için, Başbakanları pervasızca eleştirdikleri, onlara istikamet çizdikleri, talimatname düzenledikleri için ateş püskürüyorduk.

Maalesef, bugün kendi içimizden bazıları aynısı yapıyor.

Cumhurbaşkanının istediği, yerine getirdiği bir Başbakana bugün köşelerinde taht kurmuş padişah yazarlar "balans ayarı" vermeye çalışıyor.

Herkes bilsin ki, Tayyip Erdoğan'ın Ahmet Davutoğlu'ndan, Ahmet Davutoğlu'nun da Tayyip Erdoğan'dan zerre-i miskal farkı yoktur. Her ikisinin de davası aynıdır, gayesi aynıdır.

Elbette nüans farkları olacak. Elbette tarz farklılıkları olacak. Elbette yöntemleri, çalışma stilleri farklı olacak.

Ancak bütün bu kişisel farklılıklar, Davutoğlu ve Erdoğan'ın farklı davalarının, farklı gayelerinin olduğu anlamına gelmez.

Hem siz kimsiniz ki, Erdoğan ile Davutoğlu'nun arasını açmaya çalışıyorsunuz?

Siz kimsiniz ki, karpuz gibi, bu davanın ortasına bıçak sallayıp ikiye bölmeye çalışıyorsunuz?

Siz kendinizi ne zannediyorsunuz da, bu ülkenin Başbakanına "nota" vermeye çalışıyorsunuz?

Oturun oturduğunuz yerde!

Bu hareket kolay mı geldi buralara zannediyorsunuz?

Bu hareketin bölünmesini isteyen bunca mihrak varken, gayri-meşru yöntemlerle iktidarı düşürmek, Ak Parti'yi bitirmek isteyen kirli odak varken…

Siz kim oluyorsunuz da buna çanak oluyorsunuz?

Kendinize gelin!

Bu davayı, sizin konforlu kaprislerinize teslim etmez hiç kimse.

Türkiye'nin değişim/dönüşüm süreci için henüz yolun başındayız. Henüz yapılacak çok iş var. Bütün bu sorumluluklar, ödevler, aklı başında davranmayı zorunlu kılar.

Başkanlık Sistemi'nden, diğer 3 yazıda anlattığımız Türkiye'nin Erdoğan sonrasına hazırlanması gerekliliğine kadar, bütün adımlar Başbakan Davutoğlu tarafından atılacak.

Türkiye'ye kalıcı bir sistemin gelmesi, Ak Parti iktidarına ve Ak parti kadrolarına bağlı.

Hal böyleyken, gerçekten ciddi bir sorun varmış gibi gösterip, Davutoğlu'nun alanını daraltmak, hemen her şeyine müdahale etmek mi sizi doğru sonuca götürecek?

Askerler nasıl siyasetten geri çekilip kışlasına döndüyse, sizin de siyasetten geri çekilip köşelerinize dönmeniz gerekiyor.

Tayyip Erdoğan bu hareketin lideridir. Davutoğlu da Hocası…

Herkes haddini bilmek zorunda.

Aksi durumda Türkiye kaybeder, Ak Parti'de umut yeşerten milyonlar kaybeder.

Biz kaybederiz.!

Bu nedenle bırakın herkes işini yapsın.

Bırakın, bir an önce Türkiye'ye kalıcı bir sistem kurulsun!

Ama yok illa inat ve ısrarla bir taraf tutacaksanız da, "davanın tarafını" tutun!