17 Şubat 2021

Bumerang: Üniversite mezunları

Modern eğitim, uzun bir süre yetenek ideolojisinin sağladığı meşrulaştırıcı argüman ile bir hat üzerinde ilerdi. Argüman basitti: Nereden geldiğinin, kim olduğunun bir önemi yok! Eğer çalışır, disiplinli olur, iyi bir eğitim alırsan başarı merdivenlerinden hızlıca çıkarsın! 

Eğitimin en emin sınıf atlama aracı olduğu iddiasına hayat veren argüman işte buydu. 

Oysaki işlerin bu kadar karmaşık olmadığı yani küresel, dijital ve akışkan olmadığı zamanlarda bile bu argümanın doğruluğu son derece tartışmalıydı. Çünkü tedrisi süreç hiçbir zaman yetenek ideolojisinin sunduğu gibi ‘tarafsız’ bir alan olmadı.

Günümüz dünyasında gerçek, kendisini son derece sert bir biçimde aşikâr kılıyor. Üniversite mezun sayısı ile kendi alanında istihdam edilen ya da “boşuna okumamışız” diyebileceği bir işte istihdam edilen diplomalılar arasındaki sayısal makas git gide açılıyor.

Nicelik artışı ile doğru orantılılığı olmayan nitelik farkı, diploma üzerindeki rektör imzasının mürekkebi henüz kurumadan diplomayı kâğıt haline getiriyor. 

Biraz umut, hayal ve yeni aldıkları üniversite diplomaları ile hayata atılan gençler piyasalarda yüzlerine kapanan kapıların gürültüsüyle irkiliyorlar. Emek piyasaları bugün elinde diploması olan insanlar için daralmıştır. 

Zygmunt Bauman Ricardo Mazzeo ile yaptığı söyleşide bu duruma şöyle dikkat çekiyordu: “Bugünlerde yüzlerine kapıların çarpıldığı (beklendik bir şekilde) kişiler, sadece doğru çabalara yönelip doğru fedakârlıklarda bulunmayı başaramamış kişiler değillerdir. Başarı için gerekli olduğuna inandıkları her şeyi yapmış insanlar da kendilerini (ancak bu sefer beklenmedik bir biçimde) aynı açmazın içinde bulmakta, kapılardan elleri boş dönmektedirler. (...) Toplumda eğitim yoluyla yükselme, yıllarca insani koşullar ve beklentilerdeki çıplak, açık saçık eşitsizlikleri kapatan bir incir yaprağı oldu (....) Kalıcılaşmış ve sürekli büyüyen eşitsizlik için öne sürülen bu özrün içi iyice boşalmıştır.” 

Üniversite mezunu işsizlik ve beklentilerin altındaki mezun istihdamı yeni ve hızla büyüyen bir fenomeni karşımıza çıkarıyor. Bu fenomenin oluşturduğu şok ne türden toplumsal hasarlara yol açıyor? Barındırdığı riskler nelerdir? 

Yüksek eğitim almış ve işsiz bu insanlardan oluşan ve öbek öbek büyüyen memnuniyetsiz, öfkeli bir kitle var. Bunun ne türden sonuçlara gebe olduğu ise üzerinde konuşmayı, düşünmeyi ve tedbir almayı gerektiriyor. Yukarıda bahse konu olan söyleşide Bauman Ortadoğu’da patlak veren isyanlarda eğitim almış, işsiz ve acı çeken insanların tetikleyici etkisinden bahsediyor. 

Var olan eşitsizlikleri yumuşatan sınıf atlama vizyonu ile sınıf atlama imkânını işler durumda tutan eğitim vizyonu sahneyi aynı anda terk ediyor. Argüman parçalandı ve incir yaprağı düştü. Bu eğitim için olduğu kadar toplumsal açıdan da büyük bir soruna işaret ediyor. Dünya bu sorunu eş zamanlı yaşıyor. Küresel bir sorun ülkeleri kat ede ede ilerliyor. Bizdeki yansımalarının ne ölçüde farkındayız yahut farkında olması gerekenler ne düzeyde konuyla ilgililer bilmiyorum. 

Türkiye’de hemen hemen her ilde bir üniversite var. Ve bununla övünülüyor. Üniversite mezun sayımız hızla artıyor. Bunu tüm parametreleri ile değerlendirmeden önce olumlu bir durum olarak selamlamakta çok da aceleci olmamak gerekiyor. 

Üniversiteden mezun olmuş ve elindeki diplomanın piyasada bir karşılığının olmadığını gören eğitimli bir memnuniyetsiz kitle çığ gibi büyüyor. Size bakarlarken gözlerinde minnettar bir bakış yakalayacağınızı umuyorsanız, yanılıyorsunuz. Sert piyasa gerçekleri karşısında elindeki diploması ile yaşadığı yalnızlık içinde gözlerindeki bakışta sadece öfkeye belirecektir.

Yükseköğretim planlamamız ve genel olarak eğitim kavrayışımız ve organizasyonumuz sadece bumerang etkisi oluşturmaya dönük. 

Bunun çok da farkında olmadığımız anlaşılıyor.

 
Advertisement Advertisement Advertisement