16 Ekim 2021

Değişimin değişmeyenlerini değiştirmek

Türkiye için zor zamanlar.

Tüm dünyanın dönüştüğüm bir düzlemde değişim için atılmaya çalışılan adımlar günü kurtarmak olarak görülebiliyor.

Böyle bakanların bir kısmının haklılık payı olsa da Türkiye’nin coğrafyasındaki zorluğu anlamak oldukça dikkatli bir odak gerektiriyor.

Tenceresi kaynamayan, yılbaşında aldığı zammı yıl ortasına varmadan eriyen vatandaşın bu odakla konulara bakması beklenemez.

Hastalıkta sağlıkta, iyi günde kötü günde sözü ancak evliliklerde yerini bulabilir.

Siyaset bunun tam aksi yönde çalışır.

Siyaset hastalığa tutulmuşsa sabır gösterilmez, iyi günlere özlem duyuluyorsa sorumluluk devri kabul edilmez.

Bunun için vatandaşın siyasi anlayışı sandıkta sert bir şekilde tecelli eder.

Tıpkı 2002 Genel Seçimlerinde olduğu gibi...

O dönemin tanınmış siyasileri baraj altında bırakılarak Meclis iradesi sadece iki partiye teslim edilmişti.

Bugün ittifaklar yoluyla barajın arkasında dolanma tercihi sağlanmış olsa da bu tercih siyasi partilerin duruşlarını değiştirme ve marjinalize olma sonucunu da beraberinde getirmiştir.

Saadet Partisi ve Yeniden Refah Partisi aslında AK Parti ile uzlaştığı konular noktasında muhalefetteki diğer partilerden daha ileride olsa da bir ittifaka yakınsama yada bir ittifak içerisinde bulunma bu partilerin söylemlerini de eylemlerini de sivriltmektedir.

Benzer durum muhalefetin ana partisi CHP’nin içindeki farklı solfraksiyonlarla Millet İttifakı’nın ikinci büyük ortağı arasındaki ilişkide de kendini göstermekte ve bu ortak duruş İYİ Parti’yi ittifakın dış destekçisi HDP ile yan yana göstermektedir.

Sınırların bozulduğu, ortaklık algılarının karıştığı ve vatandaşa sunulan jargonun sık sık değiştiği bir sonucu beraberinde getiren bu duruma karşı Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi ile uyumlu olacak bir seçim barajı uygulaması ve siyasi partiler etik yasası sistemi devamı için olmazsa olmaz bir duruma gelmekte...

Çünkü Türkiye’ye çözüm olarak sunulan Millet İttifakı’nın çözüm için Güçlendirilmiş veya İyileştirilmiş Parlamenter Sistem söyleminden başka elle tutulur bir önerisi yok.

ARTAGAN ve Rüzgar Gülü projeleri zaten mevcut iktidarın programları arasında yer alan projeler.

Türkiye’ye yenilik getirmek için ortak aklı çalıştırmak herkesin hemfikir olduğu bir konu iken ortak akılla kazanacaklarını iddia edenlerin vatandaşın yaşadığı ekonomik sıkıntılara çare olacak çözümler sunmak yerine suya yazı yazacak çözümlere odaklanması çok anlamlı değil.

Bu süreçte pandeminin zorluklarıyla uğraşan iktidarın da reformlarda çığır açacak noktadan uzakta kalması hem bir enerji azalması hem de mevcut tablonun zorluklarının getirdiği yorgunluk olarak yorumlansa da Türkiye’nin yeni bir Avrupa Birliği macerası başlatma kartı cepte duruyor.

Siyaset sanki hiç dönüşemeyecekmiş gibi görünse de aslında siyasetin dokusu değişime en açık olan yapıdadır.

Türkiye’nin İdlib’de saldırı, Merkez Bankası’nın faiz kararları, yüksek enflasyon ile mücadele ve dünyada azalan ABD doları gündemiyle sıkışmasına F16 ve S400 talebi eklemek farklı bir günden ortaya koyabilecek kapasite...

Ama bunları bir bir aşmak gerekiyor.

Tüm çevreleri memnun edecek ekonomi yönetimindeki bütün sorumluluğun verildiği ekonomiden sorumlu bir Cumhurbaşkanı Yardımcısı atamak, Türkiye’nin iç ve dış politik meselelerde elini rahatlatacaktır.

Külliye’nin bu formüle odaklanması ülkedeki regülasyonların tavan yaptığı bir dönemde güveni perçinleyecek kıymetli bir adım olacaktır.

KAVUŞMANIN ÖZLEMİ

Kıymetli okurlar, geçtiğimiz haftadan bu yana Kovid-19 (Delta Varyantı) tanısıyla evde karantina halindeyim. İlk birkaç günün zor geçmesi nedeniyle Salı günü “Ara Formül” isimli ekonomi yazımı yazamadım. İyileştikten sonra aklımda ilk sizler vardınız ve hem ekonomi hem de siyaset ve dış politikadaki konuları birleştirdiğim bu yazı ile size tekrar merhaba demiş oldum.

Bu hastalık dönemimde bu garip kardeşini dualarından esirgemeyenlere sonsuz teşekkürlerimi bir borç bilirim.

 
Advertisement Advertisement Advertisement