İnsanlık tarihi büyük ölçüde kaynak kavgasının tarihidir.
Toprak için savaşlar çıktı. Altın için kıtalar işgal edildi. Petrol için hükümetler devrildi. Şimdi ise veri için görünmez bir mücadele yaşanıyor. Tarihçi ve düşünür Jared Diamond, meşhur eserinde dünyanın kaderini “Tüfek, Mikrop ve Çelik” üzerinden okumuştu. Bugün o başlığa yeni bir kelime eklemek gerekiyor: Veri.
Çünkü modern dünyanın en büyük gücü artık fabrikalar ya da ordular kadar dijital ağlardan geliyor.
On altıncı ve on yedinci yüzyılda Avrupa limanlarından çıkan gemiler yeni çağın kapısını açtı. Hollanda Doğu Hindistan Şirketi ve İngiliz Doğu Hindistan Şirketi gibi yapılar ticaret görüntüsü altında yarı devlet gibi hareket etti. Kendi orduları vardı. Kendi hapishaneleri vardı. Vergi topluyor, liman işgal ediyor, halkları aç bırakıyordu. Hindistan’dan taşınan baharat ve pamuk Avrupa’yı zenginleştirirken Bengal’de milyonlar açlığa sürüklendi. Afrika’dan taşınan insan emeği Atlantik ekonomisinin temelini oluşturdu. Sömürü bu dönemde kaba ve çıplaktı. İnsan zincirle taşınıyordu. Şehirler top ateşiyle düşüyordu. Güç, tüfeğin namlusunda görünüyordu.
Ardından sanayi devrimi geldi. Buhar makineleri çalıştıkça sömürünün ölçeği büyüdü. Artık mesele baharat değildi. Kömür, pamuk, petrol ve kauçuk çağın merkezine yerleşti. Avrupa fabrikaları büyürken Afrika’nın damarları boşaltıldı. Kongo’da kauçuk üretimi uğruna milyonlarca insan öldü. Hindistan’ın pamuk üretimi İngiliz sanayisini besledi. Demiryolları medeniyet görüntüsü taşıyordu ama çoğu sömürge hammaddesini limanlara ulaştırmak için inşa edilmişti. Çelik ilerlemeyi temsil ediyordu. Aynı çelik milyonlarca insanın boynuna geçirilen ekonomik zincire dönüşüyordu.
Yirminci yüzyılda tablo daha karmaşık hale geldi. Sömürge bayrakları birer birer indi fakat şirketler güç kaybetmedi. Petrol şirketleri devletlerden güçlü hale geldi. Latin Amerika’da muz şirketleri hükümet belirledi. İran Başbakanı Musaddık petrolü millîleştirmek isteyince darbe ile devrildi. Afrika’da madenler için iç savaşlar desteklendi. Dünya Bankası ve IMF gibi kurumlar borç politikaları üzerinden yeni bir bağımlılık düzeni kurdu. Tankların yerini krediler aldı. Askerî işgalin yerini ekonomik kuşatma aldı. İnsanlar artık tüfek korkusuyla değil borç korkusuyla yönetiliyordu.
Bugün ise bambaşka bir aşamadayız. Artık en değerli maden petrol değil, veri. Telefonlarımız, arama motorlarımız, sosyal medya hesaplarımız, akıllı saatlerimiz her gün devasa bir bilgi akışı üretiyor. Nerede olduğumuz, neye baktığımız, ne satın aldığımız, neye öfkelendiğimiz, hangi görüntüde kaç saniye kaldığımız kaydediliyor. Modern insan kendi hayatını gönüllü biçimde dijital şirketlere teslim ediyor. Üstelik bunu konfor adına yapıyor.
Geçmişte sömürgeciler haritaları cetvelle bölüyordu. Bugün algoritmalar insan davranışlarını bölüyor. Bir çocuğun dikkat süresi, bir gencin öfkesi, bir toplumun korkuları veri merkezlerinde analiz ediliyor. Cambridge Analytica skandalı bunun büyük örneklerinden biriydi. Milyonlarca insanın dijital bilgileri üzerinden siyasi tercih haritaları çıkarıldı. İnsan psikolojisi sayısal modele dönüştürüldü.
Dijital çağın sömürüsü korkutucu çünkü görünmüyor. Zincir taşımıyoruz. Fakat ekranlardan uzak kalamıyoruz. Fabrika bacaları görmüyoruz. Fakat veri merkezleri dünyanın enerji tüketiminin büyük kısmını yutuyor. İşgal orduları görmüyoruz. Fakat algoritmalar hangi haberi okuyacağımıza, neye inanacağımıza, kimi seveceğimize kadar uzanıyor.
Tarihin çizgisine dikkatle bakınca büyük dönüşüm açık biçimde ortaya çıkıyor. Önce tüfek geldi. Sonra mikrop geldi. Ardından çelik geldi. Şimdi veri geldi.
İnsanlık yeni bir çağın içinde yaşıyor.
Bu çağda insan bedeni kadar zihni de sömürülüyor ve tarihte ilk kez insanlar kendi kafeslerini ceplerinde taşıyor.