Kurnaz insanlarız, çok kurnaz!

Her durumda sorumluluğun tamamını birilerinin, bir yerlerin üzerlerine atıp kendimizi sıyırıyoruz.

Tembelliklerimize, umursamazlıklarımıza, ihmallerimize, savurganlıklarımıza “kader” kılıfını geçirmek işimize geliyor.

“Kaderin böylesine yazıklar olsun!” diye inleyen şarkıcıya “Orhan Baba” unvanını veriyoruz.

Bir diğeri başka türlü inliyor:

“Ben böyle miydim, böyle mi doğdum, genç yaşımda bir ihtiyar oldum!”

Şarkı saçma.

Hiç kimse “böyle” doğmaz!

Genç yaşta ihtiyar olmak çok rastlanır bir durum ama “Nasıl yaşadın da o yaşta ihtiyar oldun!” sorusuna da cevap vermek lâzım.

Sigarayı, içkiyi ha bire içer ve hareketsiz yaşamı seçersen büyük ihtimalle genç yaşında bir ihtiyar olursun!

Kitap okumaz, beynini çalıştırmaz, zihnine idman yaptırmazsan gerilersin!..

Sonra da…

“Batsın bu dünya!” dersin.

“Kendi kaderime sitemkâr oldum!” dersin.

Hatta ve hatta….

“Kızdım getirene beni dünyaya,
Anama Allah'ıma günahkâr oldum!” bile dersin Allah muhafaza!

*

“Şark kurnazlığı” denilen bir şey var.

Sorumluluktan kaçmak için kabahatin tamamını birilerine, bir şeylere yüklemek.

Kemiklere sığınmak ya da kemiklere küfretmek!

Bu da rahatlatır “kurnaz”ı…

Atalarınla övünür ya da tarihteki bir şahsa küfreder…

Rahatlarsın!

*

İnsanın kendisini düzeltmeye çalışması zor iştir.

Hayatında köklü değişimlere gitmesi gerekir.

Ben…

Annesinin, babasının iki yaşındayken “aşağı yukarı” sokağa attığı bir bebek olarak, gençliğimde çok isyankârdım.

Her vesileyle kavga çıkartır, ortalığı dağıtır, bundan haz alırdım… Aziz dostlar, meselenin aslı... Ben o yıllarda...

Kendimle kavga ediyordum.

Geçmişimle kavga ediyordum.

Bana karşı görevlerinin milyonda birini yerine getirmeyen, beni İstanbul’un karanlıklarına bırakan anne-babamla kavga ediyordum.

Üvey annemle, üvey babamla kavga ediyordum ve bunları yapmakta da “haklı” görüyordum kendimi.

Sonra…

Sonra…

Kalbime hoş esintiler geldi, vesileler beni güzel insanlara götürdü.

Onlardan etkilendim…

Sonra…

“Dindar” diyerek alâka gösterdiğim çevrelerde de bir dolu arıza gördüm.

“Kusur onların kusuru, İslam’da ne kusur var!” dedim.

Rabbim neyi “Yap!” demişse güzeldir, neyi “Yapma” demişse çirkindir!

Buna iman ettim.

Zaman içinde aldanışlarım oldu, fazla gaza geldim, yanlış yorumladım, nefsime kapıldım ama çok şükür “yoldan” çıkmadım!

Rabbim merhamet etti bana, çok şükür!

*

Bugün…

Geldiğim noktada…

Hâşâ zulmetmez kuluna Hüdâsı, herkesin çektiği kendi cezası" diyor kalbim.

*

Bu yazının başlığına geleyim artık:

Eğitim kötü, biz iyi!

*

Bizdeki eğitim sisteminin daha doğrusu sistemsizliğinin yol açtığı sıkıntılara en fazla işaret eden yazarlar arasındayım.

Bazılarına göre “birinci” sıradayım.

Bununla birlikte, işaret ettiğim sıkıntıların beni “sorumluluktan” kurtarmayacağının da farkındayım.

Anneler, babalar olarak bizler ne durumdayız?

Rabbimizin razı olacağı anneler, babalar olabilmek için ne kadar gayret ediyoruz?

Konu buraya gelince…

“Zorluğu” görüp hemen “eksen” kaydırıyor nefsimiz…

Kabahati, gençlikle “sistem” arasında bölüştürüp sıyrılıyoruz işin içinden!

Zaman “kolaycılık” zamanı!