İskenderpaşa'daki Ârif'den mutluluğun tarifi

Hayatın, dünyanın ve maddenin peşinde koşan insanoğlu, hakikat ve istikameti unutup, zamanın girdabında kaybolmaktadır. Amaç, gaye, hedef ve ideal, modern insanın akıl terazisinde/gündeminde bulunmamaktadır. Bunların yerini haz, keyif, ihtiras, hırs, zevk ve şehvet, günümüz insanın nefs ‘tezgahında/pazarında’ yerini almaktadır.  Dolayısıyla İnsan aklı ve nefsi, her dâim rehberlik görevini hakkıyla yerine getirememektedir. Vahiy ve onları yorumlayan, öncelikle Peygamberler, onların mirasçıları âlim, âkil ve ârifler, tarih boyunca âdemoğluna mihmandarlık yapmaktadır.

İşte bu gönül rehberlerinden birisi de, -Ersin Nazif Gürdoğan’ın nefis tasviriyle- Görünmeyen Üniversite Mehmet Zahid Kotku Efendi’dir. O, Osmanlı mirasçısı yeni Türkiye’nin gönüllerini ve ruhlarını inşa eden âriflerinden birisidir. Ahlâk ve ‘nesfin terbiyesi’ kadar, maddî kalkınma ve terakki (ilerleme) konusunda hassas olan Mehmet Efendi, dünyayı ve seküler alanı kutsayanlara karşı da ikazlarda bulunmayı ihmal etmez. Nefsin, şeytanın ve şehvetin esiri olan ruhları, uyarılarıyla gafletten uyandırma vazifesini uzun ömrü boyunca her dâim yerine getirmiştir. Mehmet Efendi, eserleriyle insanı inşa etmeye gayret etmiş, böylece yerli ve millî zihniyetin yollarını göstermeye çalışmıştır. 

Mehmet Zâhid Efendi, Ayet ve Hadislerden Dualar ve Zikirler (Evrâd-ı Şerif) adlı eserinin girişinde, kısa ve özlü hayat prensiplerine bağlanmayı, istikametin dosdoğru olmasını göstermeye çalışan ‘Sağlam İpe’ tutunmayı öğütlemektedir. Bu nasihatlerden hayat rehberi olacak bir yaşam felsefesi damıtılmaktadır. Anadolu irfanın imbiğinden çıkan sırlı ve hikmetli sözler, kalpleri, gönülleri ve zihinleri tevhidin gücüyle mayalamaktadır. Aslında Mehmet Efendi, mutlu olmanın formüllerini kulağımıza fısıldamaktadır.

Müslüman ol kişidir ki, elinden, dilinden ve belinden kendisinden zarar gelmeyen güvenilir, emin insandır. Mal, servet, para, makam ve mevki, onun için övgü vasıtaları değildir. İnanan, bunları, Rahman’ın yolunda Hakk ve halk için kullanan erdemli insandır. Yedirendir, giydirendir, Müslüman. Kibir, haset, ucup, riya, hırs, kin, öfke, gazap, kıskançlık, fitne ve fücur, Hakk’ı İlah kabul edenin iç ve dış dünyasında yer bulmaz. 

Rahman’dan başka güç ve kudret tanımayan Muvahhid, cesaretiyle cömert, mütevazı, haline ve hakkına razı, samimi, şefkatli, vicdanlı ve merhametli ‘ahsen-i takvim’ kimsedir. En güzel hal ve yapıda olan bu insan, ahlâk güzelliğini, olgun bir akılla ve yüce bir gönülle kemâlata ulaştırandır.  

O halde, herkes hakkında olumlu hisler besleyen, aldatmayan ve aldanmayan insanın vasıfları nelerdir? İşte o ideal Müslüman; yumuşak huylu, selim, kibar, edip, âlim, sâlih, zâhid, âbid, takva sahibi olan Allah’ın kuludur.

Nimetlere ve ikramlara şükür, ihlaslı, samimi insanın karakteridir. Emir ve yasak Hakk’tan gelince, bütün ilkeler iflas eder, hakikat çizgisi ortaya çıkar. Mutluluk, iki cihana yayılır; sıkıntı, bela, musibet aşılır; iç bunalım ve krizler son bulur. Salah ve selamet gerçekleşir. 

Mutluluğun yollarını keşfettirmeye çalışan Mehmet Efendi’nin, sabahları erken kalkmanın bereketine çağırması, sıradan bir davet değildir. Rahmetli Hacı Ali Dedem’in çağrısı da böyleydi: “Evlatlarım, erken kalkın rızkınızı arayın”. Aslında bu tavsiyeler, ilahî emirlerin ve hikmetli hadislerin özetinin aktarımlarından başka bir şey değildir. 

Abdestsiz gezmemeye çağıran Mehmet Efendi’ye göre, sabah ilk iş olarak bunu yapmak gerekir. Böylece ölüme benzeyen uykudan tekrar sağlıkla ve huzurla bizi uyandıran el-Bâis (Dirilten) ve el-Hayy’a (Daima Diri) karşı şükran borcumuzu ödemeye çalışırız. Cemaatle camide kılınan namazın, Kabe’de kılınan namaza yakın ilâhî bir kabule şayan olması beklenir. Kur’ân, tespih, zikir, fikir ve dua, hayır kapılarının anahtarıdır. Beş vakit namazın aralarında bulunan nafile ibadetlerin mükafatını sayılar sayamaz, teraziler tartamaz. Bütün bunları yaparken tefekkür deryasına dalıp, el-Vedud’a (Çok Seven, Çok Sevilen) yapılan aşkın lezzetine ulaşmak lazım. Murakabe (kendini kontrol etme) ve muhasebe (hesaplaşma), bizi en yüksek iyinin ne olduğu sorusunun dinginliğine ulaştıracaktır. 

Allah’ın rızasını aramanın sırat-ı müstakim’e (dosdoğru yol) ulaştıracağını söyleyen Mehmet Zâhid Efendi, yapılan olumsuz hal, hareket, fiil ve eylemlerin mesuliyetinin ancak, er-Rahîm’den tövbe ve af dilemeyle gerçekleşeceğini müjdelemektedir. Nedamet ve pişmanlık, ne kadar güzel bir bağışlanma talebidir. Özellikle nasuh tövbesinin (bir daha o günaha dönmemek için yapılan af talebi) genişliğini, hangi güç ve kudret verebilir?

Uykudan uyanıldığındaki ilk eylemi, yani abdesti, Mehmet Efendi, yatarken de son yapılması gereken bir amel olarak hatırlatmaktadır. Gecenin en verimli ve bereketli zamanları, el-Cevâd’ın (Sonsuz Cömert) dağıttığı ‘kabul’ anlarıdır. Heybeler, çantalar, kasalar, gönüller, kalpler, akıllar, zihinler ve ruhların kutsal azıklarla dolduğu ilâhî cömertlik zamanlarıdır.

Ölümü ve ötesini düşünmek, varlığı, Var Eden’i tefekkür etmek, Yaratan’ı tezekkür etmek, bedenleri arındırdığı gibi, ruhları da saflığa ulaştıracaktır. Bugünlerde yad ettiğimiz Mehmet Zâhid Efendi, gönülleri ihya eden mutluluk reçetesini şöyle hülasa etmektedir: “Az ye, az iç, az uyu, az konuş, çok düşün ve çokta zikr eyle. Allah’ın Teâlâ’nın rahmetine mazhar olursun inşallah.”