Sahi, yoksa kayısıların o gün ışığı rengini, bal tadını, latif kokusunu mu beğenmediniz? Yoksa bulutun damarlarında süzülüp gelen yağmurun berraklığı mı hoşunuza gitmedi? Size lütfedilen o muazzam donanımı; parmağı, tırnağı, iç organları, gözü, kulağı ya da burnu mu kusurlu buldunuz?

Yoksa size emanet edilen aklı, bedeninizi, o bedenin her zerresine nüfuz eden ruhunuzu ve varlığınızı süsleyen derin duyguları mı beğenmediniz? Yaprağın yeşiline, çiçeklerin rengarenk cümbüşüne mi itirazınız var? Eğer öyle değilse, neden namaz kılmıyorsunuz?

Sanki size verilmiş bir söz vardı da tutulmadı mı? Namaz kılmayarak adeta sessiz bir protesto içindesiniz. Oysa nereye baksanız bir kusur göremiyorsunuz; nereye baksanız lüzumsuz tek bir şeye rastlayamıyorsunuz. Her şey ruhunuza, duygularınıza ve gözünüze hitap edecek bir mükemmellikteyken, bu ilgisizlik neden?

Görünen o ki, aslında bir şeyleri beğenmiyorsunuz... Ne kayısıyı, ne şeftaliyi, ne portakalı, ne o kristalize buzu, ne yağmuru, ne de bulutu... Konuşmayı, yürümeyi, oturup kalkmayı, hatta düşünmeyi dahi beğenmiyorsunuz ki kulluk vazifeniz olan namazdan uzak duruyorsunuz. Aslında namazsızlık, bir yönüyle derin bir memnuniyetsizliğin ifadesidir.

Peki, bizim Allah’tan ne alacağımız var ki memnuniyetsiz olalım? Hangi hakla gönül koyalım, naz yapalım ya da –hâşâ– küsüp O’ndan uzaklaşalım? Tam tersine; o kadar çok aldığımız, o kadar karşılıksız verilmiş nimet var ki... Zaten tüm bunlar, bize namaz kılmak için büyük bir gayret, aşk ve şevk vermesi gerekmez mi?

Yoksa Güneş’in muazzam bir lamba, Ay’ın gecemize renk katan zarif bir kandil olmasını mı beğenmediniz? Mevsimlerin bir resitâl gibi peşi sıra gelip bizim için dönmesini mi takdir etmediniz? Parlak bir gökyüzünde parıltılarla bize tebessüm eden yıldızlar mı hoşunuza gitmedi de namazdan uzak duruyorsunuz?

Yoksa Dünya’nın o muazzam süratiyle savrulmadan ilerlemesini; binalarımızın, eşyalarımızın ve bizim yerimizde sarsılmadan, güvenle durmamızı mı beğenmiyorsunuz? Her şey o kadar dakik, o kadar ölçülü ve intizamlı yaratılmış ki; bakıp da 'Sübhânallah' diyerek hayret etmemek, 'Elhamdülillah' diyerek şükürle secdeye varmak büyük bir memnuniyetsizlik değil midir?

Sıradan bir davetten çıkarken, yapılan basit bir ikram için teşekkür etmemeyi 'ayıp' sayan bizler; tüm bu güzellikleri bizim için yaratan Allah’a şükretmemeyi, O’nu tesbih etmemeyi nasıl izah edebiliriz? Bu öyle bir ayıptır ki, yarın huzurda utancımızdan başımızı kaldıramayız. O gün vakit çok geç olmuş olur. Allah bizi vaktinde uyananlardan, erkenden teşekkür borcunu eda edenlerden ve namazı aşkla kılanlardan eylesin.

Hangi mezbahadan gidip dilimizi satın alabildik? Hangi antikacıdan o en zarif duyguları edindik? Hangi yedek parçacıdan gözlerimizi, kulaklarımızı veya parmaklarımızı temin ettik? Gözümüzü dünyaya açtığımızda tüm bunları üzerimizde bulduk. Merhameten verildi, merhameten takıldı ve merhameten "insan" olarak yaratıldık. Taş, toprak, böcek ya da kuş da olabilirdik; ama biz akıl, şuur ve ulvi duygularla donatılmış birer insan olarak var edildik.

Hal böyleyken nasıl naz yapabiliriz? Nasıl bahanelerin arkasına saklanabiliriz? "Şu benim yerime kıldı, bu benim yerime kıldı" diyerek, ruhumuzun asıl gıdası olan namazdan kendimizi nasıl mahrum bırakabiliriz?

Hiç kimse bir başkasının yerine yemek yiyip su içemez. Herkes kendi yediğiyle doyar, kendi içtiğiyle susuzluğunu giderir. Herkes kendi maaşını alır, kendi mükafatına erer. Bir başkasının başarısıyla kimse birinci ilan edilmez, kimse başkasının yerine mevki sahibi olmaz. Bunlar kişiye özeldir ve ancak o zaman lezzet verir.

İşte kulluk da aynen böyledir; kişiye aittir, ferdidir. Huzur vericidir, lezzet vericidir. Şükretmeliyiz ki; şunları düşünebilmek bile büyük bir nimet, bunları kaleme alabilmek bile ayrı bir lütuftur. Sırf bu tefekkür için bile bir şükür namazı kılınabilir.

Yoksa Allah’ın bizim için var ettiği, hayat yolunda bize yoldaş kıldığı eşlerimizi mi beğenmiyoruz? Ya da nice ailelerin hasretle arzu edip de kavuşamadığı o dünyalar güzeli evlatları, o masum yavruları mı lütuf saymıyoruz ki namaz kılmıyoruz? En mahrem şükür sebebimiz olan yuvamıza ve neslimize bakıp da bu nimetin sahibine yönelmemek, O’nun kapısını secdeyle çalmamak ne büyük bir vefasızlıktır!"

Allah cümlemizi namazın o eşsiz huzurundan mahrum bırakmasın.