Medya doğal olarak “butlan” kararını tartışıyor. Türkiye başta olmak üzere birçok ülkede değişen siyasi dengeleri sağlıklı analiz etmek gerekiyor. İçeride ne kadar tartışılırsa tartışılsın bu tür meseleler kendi sınırları dışına çıkamıyor.
Belki de öyledir, bilemiyorum. Ancak benim görüşüm; ülkelerdeki siyasi dengelerin değişmesi dünyadaki gelişmelerden bağımsız değildir. O yüzdendir ki bu türden meselelere bodoslama atlama taraftarı değilim.
Ben size bugün başka bir meseleden bahsedeceğim. Bu konuda, yazar Peter Koening de bana yardımcı olacak.
İnternetten başlayalım. Bilindiği gibi internet altyapısı, ABD Savunma Bakanlığı tarafından (1969-1983) bir Pentagon projesi olarak geliştirildi ve 1 Ocak 1983'te modern internete dönüştü.
Dünya Çapında Ağ ise (World Wide Web 1989), İsviçre'deki CERN'de ortaya çıktı. O tarihlerden sonra olaylar hızla gelişti ve bugün WEF’in Dördüncü Sanayi Devrimi’ne kadar geldik.
WEF, Dördüncü Sanayi Devrimi’ni (4IR) yeni teknolojilerin fiziksel, dijital ve biyolojik dünyalar arasındaki etkileşimi olarak açıklıyor.
Peter Koenig de Dünya Ekonomik Forumu’nun dünyanın en büyük varlık yöneticisi olan BlackRock'a ait olduğunu söylüyor. BlackRock, yerine geçebilecek bir ortak olan Vanguard ve müttefiki olan StateStreet ile birlikte yaklaşık 25 ila 30 trilyon dolar değerinde varlığı kontrol etmekte, enerji, gıda, ulaşım ve sağlık hizmetleri gibi hayati öneme sahip sektörlerin yanı sıra küresel silah endüstrisine de elinde tutmaktadır.
Dünya Ekonomik Forumu aslında bir paravan örgüt. Bu oluşuma yön verenlere odaklanmak lazımdır. Örneğin İngiliz kraliyet ailesi gibi…
Dolayısıyla WEF ile BM ortak hareket etmektedir. WEF bünyesinde ortaya atılan her planlama aynı zamanda BM tarafından da onaylanmaktadır.
Dünya Ekonomik Forumu, Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin (SKH) -gerçekte nüfus azaltma gündemi- sahte Küresel İklim Değişikliği Gündemi (GCCA) gibi projelerde aktif rol oynamaktadır.
Bizim asıl meselemiz 4. Sanayi Devrimi…
Bu çerçevede konuşulan genom düzenleme (CRISPR) programı gerçekten dikkat çekicidir. CRISPR, "düzenli aralıklarla yerleştirilmiş kısa palindromik tekrarlar" anlamına gelen kümelenmiş bir DNA dizisidir. Araştırmacıların, insanlar da dahil olmak üzere canlı organizmaların DNA'sını seçici olarak değiştirmelerine olanak tanıyan bir teknolojidir.
Transhümanizm aşamasına işte böyle geçecekler…
Dünya Ekonomik Forumu (WEF) Dördüncü Sanayi Devrimi Küresel Merkezi (C4IR) aracılığıyla hükümetleri, işletmeleri ve sivil toplumu bir araya getirerek yönetişim protokolleri oluşturuyor.
Bu sayede, bu hızla gelişen teknolojilerin sorumlu bir şekilde ve insan kontrolü altında kullanılması sağlanıyor.
Koening’e göre C4IR'ın genel merkezi ve ilk lokasyonu 2017'de ABD'nin San Francisco şehrinde açılmış olsa da, oldukça merkezi olmayan küresel bir ağa dönüşmüştür. Ağ, Avrupa, Orta Doğu, Asya ve Amerika kıtalarında düzinelerce bağımsız ulusal ve tematik merkezden oluşmaktadır.
İnsanlığın dijitalleşmesi en ince ayrıntısına kadar titizlikle planlanmıştır. Ve bunun büyük bir kısmından DSÖ sorumludur. DSÖ, BM ve ona bağlı kuruluşların çoğundan yaklaşık üç yıl sonra, Nisan 1948'de kurulmuştur.
En önemlisi de bu bir Rockefeller projesidir.
Anlayacağınız 4. Sanayi Devrimi insancıl bir program değildir. Ülkelerdeki siyasi çalkantıların bu projelerle yakından bir alakası vardır. Neticede insanoğlunun dönüşümü söz konusu. Bu sayede dünyada yeni bir düzen getirecekler.
Fakat bizler Stockholm sendromuna kapıldık. Celladımızı seviyoruz. Ve insanların büyük çoğunluğu bunu fark etmekte zorlanıyor.