2026 LGS, yoğun tartışmalara neden oldu. İlk değerlendirmelere bakıldığında öğrencileri elemeye yönelik olduğu yönünde. Sınavın amacı ölçme üzerine değil de eleme üzerine kurulduğunda öğrencilerin gerçek seviyesini belirlemek de mümkün değildir. 2026 LGS bu yönüyle tartışmalı geçen bir sınav olmuştur.
Sınavların amacı öğrencileri geleceğe hazırlamaktır. Eleme sisteminde öğrencilerin yetenekleri, farklı yönleri, eksiklikleri görülemez. Öğrencilerin önüne konulan bu sistem ne yazık ki psikolojik dayanıklılıkla birlikte öğrencilerin neyi ne kadar bildikleri değil, neye ne kadar dayandıkları ve bu süreci nasıl yönetebildikleri ölçülmeye çalışılmıştır. Sınavda bu yaştaki çocukların hem kendilerinin geleceğe dair umutları hem de ailelerinin beklentileri düşünüldüğünde böylesine karmaşık ve zorlayıcı bir sınavda başarılı olmaları mümkün değildir. Sınav muhakkak olmalıdır ancak bu usul ne yazık ki çocukların emeğinin karşılığını alabileceği bir sistem değildir. Yıllardan beri bu sınava hazırlanan çocukların ve ailelerin sınav sonrası duygularına bakıldığında sınavın çok iyi olmadığı yönündedir. Elbette bir sıralama olacak ancak bu sıralamayı sağlayacak veriler belirlenirken çocukları tüm yönüyle ele alacak bir sistem geliştirilmelidir.
2026 LGS’ye bakıldığında müfredat ile uyumlu olduğu söylense bile ülke genelini düşündüğümüzde böylesine belirleyici ve zorlayıcı bir sınavın fırsat eşitliği sunduğunu söylemek mümkün değildir. Burada sadece ekonomik durum ile elde edilecek bir başarı da söz konusu değildir. Çocukların yetişme çağındaki durumlarını da hesaba katmak gerekir. Sınav varlık-yokluk mücadelesine daha da ileriye taşınarak savaşa dönüştürülmemelidir. Bu sınavda başarılı olamayan çocuklar savaş kaybetmişcesine bir yıkıma sürüklenmektedir. Oysa ölçme ve değerlendirme yaptığımızı söylüyoruz.
LGS Gerçekten Ne Ölçüyor?
MEB’in son yıllardaki yaklaşımı, bilgiyi ezberleyen değil, analiz eden, yorumlayan, ilişki kuran ve problem çözen öğrenciyi belirlemeye yöneliktir. Bu nedenle LGS sorularında doğrudan bilgi sormak yerine, bilgiyi kullanma becerisi ölçülmektedir. Ancak burada önemli bir soru ortaya çıkmaktadır: Bir sınav aynı anda okuma hızı, dikkat, hafıza, grafik yorumlama, muhakeme, matematiksel işlem, görsel analiz ve zaman yönetimini ölçmeye çalışırsa gerçekten hangi beceriyi ölçmüş olur?
2026 LGS’ye yönelik ilk yorumlarda öğrencilerin en çok dile getirdiği konu “zamanın yetmemesi” olmuştur. Özellikle “Türkçe ve Matematik” sorularının uzunluğu nedeniyle öğrencilerin bazı soruları birkaç kez okumak zorunda kaldıkları belirtilmektedir. Öğrenci kendisine verilen süre içerisinde bu soruları çözebilmek için bir psikolojik savaş içerisine sürüklenmektedir. Birçok öğrenci aslında soruları çözemediğinden değil, bu süreci yönetemediğinden kaybetmektedir. Bu ise bunca emeğin belirli bir zaman diliminde heba edilmesi anlamına gelmektedir. Bütün öğrenciler ve ailelerin morallerini bozan ve geleceğe dair umutlarını kaybetmesine sebep olan bu sistem sağlıklı değildir.
Fırsat Eşitliği Var mı?
Bu konu, LGS’nin en çok tartışılan yönlerinden biridir. Teorik olarak sınav herkese aynı uygulanmaktadır. Ancak eğitim bilimciler yıllardır şu noktaya dikkat çekmektedir: “Kitap okuma kültürü güçlü ailelerden gelen öğrenciler avantajlıdır. Özel kurs ve yayın desteği alan öğrenciler daha fazla yeni nesil soru pratiği yapabilmektedir. Sosyoekonomik düzeyi düşük ailelerin çocukları aynı kaynaklara ulaşamamaktadır.”
Dolayısıyla sınavın “eşit uygulanması” ile “eşit fırsat sunması” aynı şey değildir. Özellikle son yıllarda oluşan devasa özel ders, kurs ve yayıncılık ekonomisi, LGS’nin görünmeyen maliyetini ortaya koymaktadır.
Sınav Öğrencilerin Gelişim Düzeyine Uygun mu?
Eğitim psikolojisine göre 13-14 yaş grubu öğrenciler soyut düşünme becerilerinin gelişmeye başladığı dönemdedir. Ancak bu yaş grubunun dikkat süresi, stres yönetimi ve kapasitesi yetişkinler kadar gelişmiş değildir. Bu nedenle birçok eğitim psikoloğu, soruların zorluk seviyesinden çok “bilişsel yükünün” tartışılması gerektiğini savunmaktadır. Bir öğrencinin, uzun metni okuması, grafiği incelemesi, veriyi yorumlaması, sorunun ne istediğini anlaması, işlem yapması, çeldiricileri elemesi ve bunların tamamını yaklaşık 2-3 dakika içinde gerçekleştirmesi beklenmektedir. Bu durum özellikle sınav kaygısı yaşayan öğrenciler için dezavantaj oluşturmaktadır. Sınav sonrası birçok uzmanın değerlendirmesi de soruların zorluk derecesinin öğrencilerin gelişim düzeyinin üzerinde olduğu yönündedir. Dolayısıyla bu soruları hazırlayan uzmanların, çocukların gelişim düzeylerini de hesaba katmaları gerekir.
MEB Örnek Soruları İle Benzerlik
İlk uzman değerlendirmeleri, 2026 LGS’nin genel olarak MEB’in yıl boyunca yayımladığı örnek soruların mantığı ile uyumlu olduğunu göstermektedir. Ancak gerçek sınavdaki soru köklerinin daha yoğun ve daha seçici, daha zorlayıcı ve karmaşık olduğu yönünde. Bu nedenle yalnızca okul derslerini takip etmekle LGS’de başarılı olmak mümkün değildir. Öğrenciler “LGS dili” denilen özel soru formatını bilmeli. Bu sınavın kendine mahsus dili hem açık değil hem de sinir bozucu şekilde uzun cümlelerden ve kapalı anlatımlardan oluşmaktadır.
Veliler ve Öğrenciler Ne Diyor?
Soruları hazırlayan uzmanların içinden şu cümleler geçer gibi: Siz ne kadar çalışırsanız çalışın, ne kadar zeki olduğunuzu düşünürseniz düşünün, size öyle bir soru hazırlarız ki boyunuzun ölçüsünü alırsınız. Hadi bakalım, görelim ne kadar çalıştığınızı ve zeka seviyenizi dercesine çocuklara meydan okuyan bir sınavla karşı karşıyayız, diyorlar. Çocuklara yazık oluyor.
Soruları hazırlayan uzman ekibin sınava giren çocukları var mıdır? Varsa onların bilişsel seviyelerini ve psikolojik durumlarını gerçekten doğru gözlemleyebildiler mi? Asıl sorun burada gizli.
LGS, ALES’e benzemiştir. Oysa burada gelişim çağındaki çocuklar var. Yeni nesil soru diyerek “gelecek nesli” harcamamak gerekir.
Ayrıca birçok aile kurs ücretleri, yayın giderleri, ulaşım masrafları, deneme sınavları ve özel dersler nedeniyle ciddi ekonomik yük taşımaktadır. Buna ek olarak yıllardır evde oluşan stres, gelecek kaygısı çocukları ve aileleri yormakta ve yıpratmaktadır.
Sınavın Çocuklara Katkısı Var mı?
Sınavsız bir sistem mümkün değildir. Her sınavın öğrenciye disiplinli çalışma alışkanlığı ve problem çözme becerisi kazandırdığı muhakkaktır. Ancak unutulmamalıdır ki ülkemizdeki bu sistem ile çocuklar çocukluğunu doyasıya yaşayamamaktadır. Dolayısıyla başarıyı tek sınava indirgeme risklidir. Çocuklarda kaygıya sebep olan ve öz güvenlerini kaybettiren bu sistem gözden geçirilmelidir. Diğer taraftan gelişim çağındaki çocukların sanat, spor ve sosyal gelişimi yok sayılmaktadır. Yapılacak düzenlemeyle tüm bunların değerlendirmeye dâhil olacağı ve çocukların mutlu ve başarılı olacağı bir sistem geliştirilmesi zorunludur.
Çözüm Ne Olabilir?
Uzman görüşlerine bakıldığında tek sınavın etkisi azaltılmalıdır. Okul başarısı daha fazla dikkate alınmalıdır. Süre ve soru yoğunluğu yeniden değerlendirilmelidir. Sınavın bu kadar belirleyici olduğu bir ülkede sınavla öğrenci alan lise sayısı artırılmalı, sınav odaklı değil süreç odaklı değerlendirme modelleri geliştirilmelidir.
Sonuç
2026 LGS, teknik açıdan bakıldığında seçici ve ayırt edici bir sınav olarak görünmektedir. Müfredat dışı olduğu söylenemez ancak müfredat bilgisinin ötesinde ileri düzey okuma, yorumlama ve zaman yönetimi becerileri gerektirdiği açıktır.
Asıl tartışılması gereken konu soruların zor olup olmaması değil, 13-14 yaşındaki çocukların geleceğini belirleyen sistemin bu kadar yoğun yük ve rekabet üzerine kurulmasının ne kadar doğru olduğudur. Unutulmamalıdır ki bu, liselere geçiş sınavı ama sorulara bakılırsa liselere geçiş savaşı olmuş. Psikolojik olarak ne kadar güçlüysen ayakta kalırsın ve geleceğe yürürsün, deniliyor. Bu anlayış sağlıklı değildir.
LGS’nin amacı başarılı öğrencileri seçmek olabilir ancak eğitim sisteminin amacı yalnızca seçmek değil, her çocuğun potansiyelini geliştirmektir. Eğer bir sınav milyonlarca aileyi ekonomik ve psikolojik olarak yoran, çocukların önemli bir bölümünde kaygı oluşturan bir yapıya dönüşüyorsa artık sadece sınavı değil, sınavın dayandığı sistemi de yeniden düşünmenin zamanı gelmiş demektir.