Gazze'de yaklaşık iki yıldır insanlığın gözleri önünde bir soykırım yaşanıyor. On binlerce insan hayatını kaybetti; şehirler harabeye döndü, hastaneler bombalandı, okullar yıkıldı, açlık ve susuzluk savaşın yeni silahları hâline getirildi. Bütün bunlar yaşanırken uluslararası hukuk sustu, Birleşmiş Milletler etkisiz kaldı, büyük devletler ise çıkar hesaplarını insan hayatının önüne koydu. İşte tam da bu noktada dünyanın farklı ülkelerinden vicdan sahibi insanlar, devletlerin yapamadığını sivil toplum eliyle yapabilmenin yollarını aramaya başladı. Filistin Konvoyu da bu arayışın en dikkat çekici örneklerinden biri olarak ortaya çıktı.

Filistin Konvoyu, klasik anlamda bir yardım organizasyonu değil. Elbette insani yardım önemli bir boyutunu oluşturuyor; ancak hareketin asıl iddiası bundan çok daha büyük. Avrupa'nın yirmiden fazla ülkesinden gönüllüleri, sivil toplum temsilcilerini ve aktivistleri aynı güzergâhta buluşturan bu girişim, Bosna-Hersek'teki Srebrenitsa'dan başlayarak Arnavutluk, Yunanistan, Türkiye, Irak ve Ürdün üzerinden Batı Şeria sınırına ulaşmayı hedefliyor.

Seçilen rota da başlı başına sembolik bir anlam taşıyor. Tarihin en büyük katliamlarından biri olan Srebrenitsa'dan, günümüzün en büyük insanlık trajedilerinden biri olan Filistin'e uzanan bu yol, geçmişle bugünü aynı vicdan çizgisinde buluşturuyor.

Hareketin dikkat çeken yönlerinden biri de kendisini herhangi bir dernek, parti ya da ideolojik merkezin uzantısı olarak tanımlamaması. Aksine, farklı ülkelerden, farklı inançlardan ve farklı toplumsal kesimlerden insanların ortak vicdan paydasında buluştuğu küresel bir sivil inisiyatif olduğunu ifade ediyor.

Hareketin manifestosunda verilen mesaj oldukça açık: Dünyada örgütlü kötülük varsa, iyiliğin de örgütlenmesi gerekir. Tek başına yükselen vicdani sesler artık yeterli değildir; zulme karşı uluslararası ölçekte koordineli ve kalıcı bir sivil dayanışma ağı kurulmalıdır.

Konvoyun amacı yalnızca sınır kapısına ulaşmak da değil. Yol boyunca geçilecek şehirlerde düzenlenecek toplantılar, mitingler ve eğitim programlarıyla uluslararası kamuoyunun dikkatini yeniden Filistin'e çekmek, sessiz kalan toplumları harekete geçirmek ve farklı ülkelerde yeni dayanışma ağları oluşturmak hedefleniyor. Hareket, “Küresel Sivil İntifada” adını verdiği uzun soluklu bir sivil direniş fikrinin ilk adımını attığını söylüyor. Başka bir ifadeyle Filistin Konvoyu, tek seferlik bir organizasyon olmayı değil; gelecekte dünyanın farklı bölgelerinde ortaya çıkacak vicdan hareketlerinin ortak çatısı hâline gelmeyi amaçlıyor.

Talepler son derece somut. Gazze ablukasının derhâl kaldırılması, insani yardımın kara, deniz ve hava yoluyla engelsiz biçimde ulaştırılması, Batı Şeria'daki işgalin sona erdirilmesi, Filistinlilere yönelik ayrımcı askerî yargı sisteminin kaldırılması, gazetecilerin ve insan hakları savunucularının korunması, sömürgeci yerleşim politikalarının son bulması ve Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkının tanınması… Dikkat edilirse bunların hiçbiri uç ve akıl almaz talepler değil; Uluslararası hukukun ve insan hakları normlarının yıllardır savunduğu temel ilkeler.

Asıl dikkat çekici olan ise hareketin devletlerden umudunu büyük ölçüde kesmiş olması. Manifestoda sık sık uluslararası sistemin iflas ettiği, Birleşmiş Milletler mekanizmasının veto siyaseti nedeniyle felç olduğu ve küresel kurumların zulmü durdurma iradesini kaybettiği vurgulanıyor. Bu nedenle mücadeleyi devletler üzerinden değil, doğrudan dünya halklarının ortak vicdanı üzerinden yeniden kurmaya çalışıyorlar.

Bu yaklaşımın başarılı olup olmayacağını zaman gösterecek. Ancak şu bir gerçek ki, son iki yılda Gazze konusunda dünya kamuoyunda oluşan baskının önemli bir kısmı hükümetlerden değil; üniversitelerden, sendikalardan, akademisyenlerden, sanatçılardan, cemaatlerden ve sivil toplum hareketlerinden yükseldi. Filistin Konvoyu da bu dalganın yeni halkalarından biri olmaya aday görünüyor.

Tarihte büyük dönüşümler çoğu zaman önce vicdanlarda başlamıştır. Köleliğin kaldırılması, sömürgeciliğe karşı mücadeleler, ırk ayrımcılığına karşı direnişler ve insan hakları hareketleri de önce bağımsız küçük girişimler olarak doğmuş, zamanla küresel baskıya dönüşmüştü. Bugün Filistin Konvoyu'nun amacı tam da bu: Bir yolculuk yapmaktan öte, dünyanın farklı coğrafyalarındaki vicdanları aynı hedef etrafında buluşturabilecek kalıcı bir irade oluşturabilmek.

Filistin’e ulaşabilmek için yola çıkan bu konvoy acaba sınırları geçebilecek mi? Bundan daha önemli olan, dünyanın vicdanı artık kendi sessizlik sınırını geçebilecek mi? Çünkü bazen bir konvoy sadece araçlardan oluşmaz; insanlığın yeniden harekete geçme iradesinin adı olur.