0
Hayat son sürat devam ediyor. Bir koşuşturma içerisinde bizlerde bu hıza ayak uydurmaya çalışıyoruz. Geçim derdi ne yaparsınız? Fakat ne kadar çabalasak ta bu döngüye yetişmemiz imkansız. Her geçen saat başarılar, sıkıntılar, hastalıklar sevinçler ve hüzün… yorgunluğu çöküyor üzerimize. Farketmesekte bizden çok şey götürüyor. Bugün birde bunlara şehit haberleri, feryatlar, acılar ve katledilen masumlar eklenince çekilmez bir hal alıyor. Bu haleti ruhaniye en üst seviyelere ulaştığında, kendimi dinlemek adına Sultanahmet'te alırım soluğu. Tarihi mekanlar görmek ve buralarda secde etmek rahatlatıyor naçizane. Sonra da müdavimi olduğum kahvehanede uzun uzun tefekkür ederek kendimi çek etmeye çalışırım.
İşte böyle bir İstanbul akşamında kahvemi yudumlarken yanı başımdaki gençlerin konuşmalarına kulak kesildim. Takriben 18-20 yaşlarındaki gençler kendilerinden büyük muhalif manifestolar yazıyorlardı. O kadar sesleri yüksek ve hararetliydiler ki benim gibi herkesin de dikkatini çekmişlerdi. Biri çevre sorunlarından gem vuruyor, bir diğeri ülkemizin hiçbir şey üretemediğinden dert yanıyordu. Sohbet nükleer enerjinin gereksizliği ve Suriyeli mülteciler konularıyla koyulaşmıştı ki "Yanlış düşünüyorsunuz gençler" sesi ile sükûnete büründüler bir anda. Yan taraflarında oturan biri anlaşılan benim gibi rahatsız olmuştu. Gençler gayet samimi bir halde "Nasıl yani abi" dediler. Adının Boran olduğunu söyleyen kişi aynı samimiyetle söze girdi.
Nükleer enerji ile dışa bağımlılığımızın azalacağını, bizi eleştiren batılı ülkelerin hepsinde onlarca nükleer santral olduğundan bahsederek kapıyı aralamıştı. Son dönemde icra edilen Savunma Sanayiindeki millileşme atılımlarıyla bendeniz de muhabbete ortak oldum. Sadece çevre ve doğal kaynaklar üzerinde daha etkin çalışmalar yapılması adına iki ayrı Bakanlığının kurulduğu ve dikilen milyonlarca ağaçtan bahsettik sonra. Ülkemizdeki mültecileri, ceddimizden gelen milli ve manevi duygular çerçevesinde değerlendirilmesi ve empati kurmaları tavsiyesinde ulunduk. Sohbet uzun uzun devam etti. Gençlerin yüzündeki şaşkınlığı "Abi haklısınız bu kadarını bilmiyorduk" itirafı tamamlamıştı. Bu itirafla buz kesildiğimi hissettim. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Civa gibi delikanlıların Devletin yaptıklarından haberleri yoktu. Ya sahih kaynaklardan beslenmemişlerdi ya da hiçbir şey anlatılmamıştı onlara.
Seçme yaşının düşürülmesiyle 2 milyon civarı genç seçmenin bu durumda olabileceği ürkütücü bir durumdu. Tam bir hayal kırıklığıydı bu manzara. Acaba bizler çok büyük bir misyon mu yüklemiştik bu nesile de hayal kırıklığı yaşıyorduk? Hiç, Papanın mütevazi arabasını günlerce haber yapan basının, katledilen çocuklara sessiz kalmasını fark etmesi beklenebilir miydi onlardan? Medeniyeti batıdan arayan bu kesim nasıl olurda bodrumda karaya vuran batı zihniyetini sorgulayabilirdi ki? Ya seçilme yaşının düşürülmesine karşı duranların yaldızlı laflarına kanmalarına ne demeli? Peki Sözde Ermeni soykırımını tanıyan çakma barış güvercinlerini desteklemelerinin izahı nasıl yapılacaktı? Yine milliyetçiliği vatan söz konusu olsa dahi "hayır" olarak uygulayanlara olan düşkünlük nereden geliyordu?
Tam bir garabet sarmalı içerisindeydi taze beyinler. Koca bir neslin aklı dezenformasyonlara kurban ediliyordu. Zaten 28 Şubat darbesiyle manevi temelleri dinamitlenmişti bu kuşağın. Belki çok okumuşlar ve çok biliyorlardı. Belki de parlak bir kariyere namzetti hepsi. Lakin analitik ve kritik farkındalıkları eksikti maalesef. Çok okuyan mı çok gezen mi sırrının açılımıydı tüm bunlar. Yalan yanlış bilgilerin ve algı operasyonlarının maktulü olmuş yığınlarla karşı karşıyaydık. Oysa Ak sütün içerisindeki ak kılı görebilecek bir ferasete sahip olmalıydılar. Üzülerek belirtmeliyim ki bu hazin fotoğraftan hepimiz sorumluyuz dostlarım.
Bu bağlamda, hiç vakit kaybetmeden son 13 yıllık faaliyetleriyle ülkeye çağ atlatan iktidar harekete geçmelidir. Duru bir zihin ile hiçbir tesirde kalmadan toplum üzerinde kar zarar hesabını derinlemesine irdelenmelidir. Çünkü yapılanlar anlaşılan kamuoyu tarafından idrak edilmemiş ve ya hazmedilememiş henüz. Bununla birlikte Ak Teşkilatlar ortaöğretim düzeyindeki öğrencilerin okullarında bilinçlendirme konferansları organize etmelidir. Zamanı altın belleyip biran önce taşın altına elini sokmalıdır. Nihayetinde hazır bilgiye tav olan bir gençlik var önümüzde. Ve inanın sayıları hiçte azımsanmayacak kadar fazla düzeyde.
O halde hadi Ak Teşkilatlar bu sese kulak verin. Belki de ülkenin kaderini değiştirecek bu kitle, doğru bir yaklaşımla doğru bilgiye muhtaç sizi bekliyor. Ne demişler "çocuktan al haberi"
Bizden hatırlatması..
Vesselam….